12 Nisan 2019 Cuma

Küçük Aya Yani kilise yolunda bir ev - İZMİR

Küçük Aya Yani kilise yolunda bir ev - İZMİR



Telif hakları vardır. Telif hakları (COPYRIGHT) dosyasını okuyunuz 


Anlatılacak olan evin ilginç bir öyküsü var. Bir Yunan vatandaşı olan Evangelos Drakopoulos, buraya doğup büyüdüğü evi aramak üzere geliyor. Bu evde doğmuş ve büyümüş. Yıl 1973. Evini buluyor. Anılarını yazıyor ve ölümünden sonra muhtemelen torunu tarafından kitap yayınlanıyor. Basım tarihi 2019 ( Kitabın adı, sayfanın sonunda yazılmıştır). Bu bilgi, bütün dünyanın İzmir tarihi ile ilgisi nedeni ile tanıdığı Bay George Poulimenos tarafından bana aktarıldı. Bay Poulimenos bana, Yunanca yazılmış olan kitabın, bu ev ile ilgili bölümün İngilizce tercümesini gönderdi ve  evin bulunması konusunda yardım istedi. 
Bay Poulimenos ile karşılıklı olarak defalarca yazıştık. Sonuçta, evin olması gereken yer konusunda bir kroki ortaya çıktı. Kroki konusunda kendisi ile mutabık kaldık. Sıra, evin hala orada olup olmadığının ortaya konulmasına geldi. 
Evi buldum. Yunan vatandaşının tanımladığı ev ile ile bizim bulduğumuz ayni ev ayni idi, yerinde duruyordu.

Şimdi 1973 yılında alınan not' tan bana iletilen bilgileri, daha doğrusu Yunan vatandaşının notlarının bazı bölümlerinin  Türkçe'sini sizler ile  paylaşayım. Bu notlarda, evin bulunduğu sokaklar o dönemin adları ile yazılmış.

" Evimiz iki cepheli bir ev. Bir cephesi ana sokak (anonim yol olarak tanımlanmış )   üzerinde  (günümüz 822 sokak), diğer cephesi şimdi kapısı duvar örülerek kapatılan Aya Yani kilisesinin ana kapısına açılan yol üzerindedir. Bu yol  Mesaka Skalakia” (=Orta merdivenler  olarak bilinir (krokide 822-a olarak işaretlenmiştir ). Evin ana kapısında 5 adet mermer basamak vardır. Evin kapısı 2 parçalı demirden yapılmıştır, ve üzerinde, nedenini bilmediği "Hıristiyanlık sembolü  olan bir " HAÇ " ile Musevilik sembolü olan " Davut yıldızı " vardır.  Ev bodrum, zemin ve üst kat olan bir yapıya sahiptir.

Anılarda anlatılan evi buldum. Bulduğumuz ev de ayni özellikleri taşımaktadır.
Bu bölge, Agora kalıntılarının hemen güneyinde olan bir bölgedir.Ev, Evangelos Drakopoulos' un doğduğu ve yetişme yıllarını geçirdiği evdir. Bay Evangelos Drakopoulos muhtemelen  1900 li yılların hemen başında doğmuş. 1986 yılında da vefat etmiş. Buraya tekrar geldiğinde her halde 70 yaşlarında idi. Kapıda " haç ve Davut yıldızının " bir arada olması aklıma dinler arası bir evliliği getirdi. Anne ve babası farklı iki dine inanan yani Musevi  ve Hıristiyan   olmalı diye düşündüm. Bay Poulimenos ile yazıştım. Aile ile ilgili araştırma yaptı. Ailede böyle bir durum olmadığı teyid edildi. Bu durumda söz edilen evin Drakopoulos' un ailesi tarafından, bu tür bir evliliği yapmış kişilerden alınmış  olması gerekiyor. Bu konuda  bilgimiz yok. 
Drakopoulos' un ailesinin kemeraltında bir de Lokantaları varmış. 
Evlerin tam karşısında (bu sokağın girişinde sol tafa-köşe ev) bir yahudi aileye aitmiş.
Bulduğumuz ev de ayni özellikleri taşımaktadır.
Bu bölge, ve ev Agora kalıntılarının hemen güneyinde olan bir bölgedir. Yerleşimi Kuzey-güney yönünde olup olup, kuzeye bakmaktadır.


(a). söz edilen evi göstermektedir.




Fotoğraf 3, evin eskiden var olan kilise kapısına sırtımız dönük olarak çekilmiştir. (a) evin hudutlarını göstermektedir.






















Yunanistan da bulunan bir İzmir gurubuna, bu resim ile ilgili olarak katkı geldi. Katkıda bulunan bey, Ortodoks tezyin kültüründe, Musevi işareti olan "6 köşeli yıldızı" ın kullanıldığını iletti. Bu aslında bizim kültürümüzde de Osmanlı döneminde kullanılan bir işaret ve Hz. Süleyman' ın mührü olarak biliniyor. Son yüzyılda da İsrail'in bayrağında terini almış. Barbaros'un bayrağında, dini yapılarımızda da Osmanlı döneminde kullanılmış bir işaret. Musevilik ile direkt bağlantısı yok.


Kitabın adı:

"Ionikes Mnimes" (Ionian Memories). Author Evangelos Drakopoulos. Publisher Ekdoseis Tsoukatou (Athens). Date 2019.


Osman Koçanaoğulları 12 Mart  2019

5 Nisan 2019 Cuma

Aya yani kilisesi (Agios İoannis) kilisesi - İzmir 1856

Aya yani kilisesi (Agios İoannis) kilisesi - İzmir 1856

 


1856 yılında, burayı bir gezgin gezer. Gezgin bayandır. Aslıbda gezgin de değilidir.
Kırım savaşı sırasında, İzmir de bulunan sarı kışla, İngilizlere askeri hastane olarak kullanılması için geçici olarak verilir. Bu hastaneye, Kırım savaşında yaralanmış ya da hastalanmış hastalar getirilmekte ve tedavi edilmektedir. Hastaların hemen tamamı, büyük cerrahi işlem gerektirmeyen veya ateşli hastalıkları olan askerlerdir.
Kadrosu İngiliz doktorlar ve İngiltere'den gelen hemşireler ve " lady " olarak tanımlanan daha çok sosyal destek amacı ile kullanılan bayanlardır.
Bu kiliseyi, 1856 yılında gezen o lady' lerden bir tanesidir. Daha sonra İzmir anılarını da bir kitapta toplamıştır. Bayan'ın adı Martha Nicol dür.
Kilisenin adını verir. St. John kilisesidir. Rumca adı ile Agios İoannis Theologos tur.
Kilisede, içeride gördüğü blok meşe ağacından oyulmuş olan İkonastasis'i anlatır. İkonastasis, İkonaların yerleştirildi pano şeklinde yapılardır. Genellik ile ağaçtan yapılır. 
İkonastasis'e hayran olur. Çok ince işlenmiştir. Blok şeklindedir ve 3 parçalıdır. İkonastasis'i uzak doğu ağaç oymalarına da benzetir. 
Kiliseden çıkıp, kilise avlusuna geçer. Orada bir ulu çınar vardır. Dini ayinden çıkanlar, bu ağacın önüne gelip, ulusal birlik (Rumların ulusal birliği) için saygı gösterirler, dua ederler.

Bu esnada, bir defin töreni olmaktadır. Tabut içinde bir kız çocuğu vardır. Beyazlar içindedir (gelinlik gibi). Töreni anlatır. Mezar, derin değildir. Yaklaşık 5-60 cm derinliğindedir. Tören bitince, mezar kapağı kapatılır. Yapılan defin işleminin sadece bir tören olduğunu belirtir. Gece, naaşın buradan alındığını bir başka yere gömüldüğünü söyler. Kitapta, cesedin burried (gömülmek)  yerine burnt (yakılmak)  yazılmış. Yani yakıldığı yazılı. Yunanistan'dan, konuyu bilen bir kişi ile görüştüm. Küçük kızların, evlenmemiş kızların vefatlarında, naaşa gelinlik benzeri kıyafetin giydirilme adetinin olduğunu ancak yakılma gibi bir adetin asla olmadığını belirtti. Muhtemelen, bir birine yazım olarak çok benzeyen iki İngilizce sözlük bir basım hatasıdır.

Ismeer or Smyrna and it's British hospital  in 1855. By a Lady ( Martha Nicol)., Sayfa 20-23


Osman Koçanaoğulları

4 Nisan 2019 Perşembe

Atlas açık hava sineması - Tilkilik - İZMİR

Atlas açık hava sineması - Tilkilik - İZMİR


Telif hakları vardır. Telif hakları (COPYRIGHT) dosyasını okuyunuz 







Sinema, ne zaman kapandı bilmiyorum.Geçenlerde bir dostum oraları gezdirdi. Dış kapısı hala ayni şekilde duruyor. Önünde kocaman bir midibüs olduğundan resmini çekemedim. Fotoğraflar sinemanın bu gün görünen halini yansıtıyor.Makine dairesi, localar ve beyaz perde duruyor. İçerisi atıklar ile dolu.
Hatırladığım, sinema makinesinin  çok sık arıza yaptığıdır. 1950 li yılların sonu veya 1960 lı yılların başı olmalı. Muhtemelen, sinema işleticileri film göstericiyi değiştirmediler ki, popülaritesi azaldı, ve rakip olarak o bölgenin hemen üzerinde Cem açık hava sineması açıldı.
Hatırladığım, sinema makinesinin  çok sık arıza yaptığıdır. 1950 li yılların sonu veya 1960 lı yılların başı olmalı. Muhtemelen, sinema işleticileri film göstericiyi değiştirmediler ki, popülaritesi azaldı, ve rakip olarak o bölgenin hemen üzerinde Cem açık hava sineması açıldı. Görmek isteyenler olabilir. Ben tarifini vereyim. Tilkilik'ten Altınordu spor kulüp binasına giderken, yaklaşık 35 - 30 metre sonra sol tarafta ana giriş kapısını görebilirsiniz.



Osman Koçanaoğulları - İZMİR


2 Nisan 2019 Salı

Fuar sinemaları


Fuar sinemaları



1960' lı yıllarda fuar açıldığında, bazı pavyonlar ve kuruluşlar sinema gösterimleri yaparlardı. Benim gibi 13-14 yaşlarında birisi ve gençler için bazı sinema gösterileri çok önemli idi. Nedeni, spor ve özellikle de futbol maçları filmlerinin gösterimleri idi. Bu tür gösterimler  3 farklı pavyonun bitişiğinde bulunan açık sinema alanlarında yapılırdı. Buralarda oturacak yerlerde olurdu.
1960' lı yıllarda fuar açıldığında, bazı pavyonlar ve kuruluşlar sinema gösterimleri yaparlardı. Benim gibi 13-14 yaşlarında birisi ve gençler için bazı sinema gösterileri çok önemli idi. Nedeni, spor ve özellikle de futbol maçları filmlerinin gösterimleri idi. Bu tür gösterimler  3 farklı pavyonun bitişiğinde bulunan açık sinema alanlarında yapılırdı. Buralarda oturacak yerlerde olurdu.
Rus pavyonun da genellik ile ülkelerini tanıtan turistik filmler gösterilir, heme hemen her gün ayrıca spor müsabakaları gösterilirdi. Ruslar daha çok olimpiyat oyunlarında madalya kazandıkları Olimpiyat filmlerini gösterirlerdi. Türkçe dublajlı filmlerdi. Bu filmlere denk geldiğimizde pek memnun olurduk.
İknci önemli yer İngiltere pavyonu bitişiğinde bulunan gösteri yeri idi. Genellik ile Kraliçe ve kraliyet ailesinin gezilerini gösteren BBC kaynaklı ve İngilizce olan filmler gösterilirdi. Dil, ingilizce idi. Çok sık olmamakla birlikte İngiliz lig maçlarını da gösterirlerdi. Denk geldiğimiz de kendidmizi şanslı hissederdik. Burası kaskatlı havuzun olduğu yerde, eski TRT binasının bitişiğinde idi. Çok ayak altı olduğundan, genellik ile oturacak yer bulamazdık.

En önemlisi Pirelli pavyonu idi. Burası fuar 26 kapısından girip Basmane yönüne ilerler iken, solda hemen bir dönem minyatür trenin çalıştığı, günümüzde koşu pisti olan yerin bitişiğinde idi. Dünya kupası filmi gösterilirdi. Belirli bir saatte başlardı. Erkenden yer bulup oturmak için gider, oturur ve filmin başlamasını beklerdik. Her gece bu program vardı. Defalarca ayni maçları izlerdik. Maçları ezberlemiş olurduk. Maçı anlatan Halit Kıvanç idi. En son 1970 li yıllarda ki dünya kupasını izlemiştim. Daha sonra da bu gösteriler olmadı. Dünya kupasının olmadığı yıllarda, yinede hem ülkemiz hemde dış ülkelerin lig maçları ( genellik ile İngiliz ligi) maçları gösterilirdi. O yılların futbol dünyasının önemli isimlerini hep orada öğrendim.








Bunun dışında daha bir çok böyle film gösterimi yapılan yerler vardı. Genellik ile reklam filmleri olur, arasına da çizgi film ler eklenmiş olurdu. 1960' lı yılların sonunda İtalyan pavyonunun çatısında film gösterimleri olurdu. İlgimi çekmezdi ama, orada oturup Fuarı yükseklerden seyretmek pek hoşuma giderdi.
Bu güzel anılarımın yanında açıkçası çok ta korktuğum bir olay yaşadım. Galiba Ortaokul 2.ci sınıfta idim. Yıl 1964. Tarihi iyi biliyorum. Kıbrıs olaylarının olduğu yıldı. O hafta Heykelde Kıbrıs olayları için " ya ölüm, ya taksim "  mitingine gitmiştim. Yaşım 13. Mitingde konuşanlardan birisi ortanca ağabeyimin arkadaşı idi. İsmini hala hatırlarım. Ağabeyim de o mitingde görevli idi. O hafta içinde idi galiba, Fuara gittim. Girişte elime bir kağıt tutuşturuldu. Kağıtta, Kıbrıs olayları anlatılıyor, Amerika-Rusya ve Mısır  pavyonlarının ziyaret edilmemesi isteniyordu. Bir anlam veremedim. Fuarda, gençlerin toplanarak yürüyüş yaptıklarını gördüm. Her gün yaptığım gibi pavyonları daha önce defalarca gezmiş olmama rağmen yine gezdim. O yıllarda Pirelli  pavyonu var mı idi hatırlamıyorum. Rus pavyonunu tekrar gezdim ve bitişiğinde ki sinema alanında dinlenmek için oturdum. Önce turistik bir film seyrettim. Arkasından spor filmi gösterimi başladı. Ben de kaldım.  Birden, her taraftan taşlar yağmaya başladı, sinema makinelerinin olduğu bölüm ( 3 tane makine vardı diye hatırlıyorum) tahrip edildi. Ben ve diğer izleyiciler ne olduğunu anlamadık. Öylece kaldık. Film  bobinleri parçalandı, etraf metrelerce filmler ile doldu. Bir kısmını yaktılar. 4-5 dakika sürdü, sonra kalabalık çıkıp gitti. Polis geldi ama zaten artık olay yoktu. Kaçarcasına çıktık. Baktım kalabalık Amerikan pavyonu önünde pavyonu taşlıyorlardı. Son sürat eve gittim. Çok korkmuştum.
3-4 gün fuara gitmek hiç aklıma gelmedi.
30 Aralık 2017

Osman   Koçanaoğulları

25 Mart 2019 Pazartesi

Urla, Karantina adası. 18 ve 19 yüz yıl


Urla,  Karantina adası. 18 ve 19 yüz yıl



URLA ya da Batılı gezginlerin , yerel Rumların ve Levantenlerin tanımlaması ile VOURLA.  Antik dönem adı ise Klazomenai ya da Klazomene. Bizler de  de Kilizman olarak tanımlamışız.
Yazıda söz edilecek olan adanın Antik dönem adını bilmiyoruz. Bu ada üzerinde  1865-1869 yılında kurulmuş olan karantina teşkilatı sonrası,adanın adı " Karantina adası " olmuştur. Bu tarih öncesi de bilinen bir adı yoktur. Ada üzerinde 1960 yılında bir kemik hastanesi (Ortopedi hastanesi) yapılmıştır. Hastane artık faal değildir ve ada ziyarete kapalıdır.

Ana kara üzerinde olan Urla, antik dönem Kilizmanlılarının  yerleştiği yerdir. Adanın  Antik dönemde sürekli olarak iskan edilip edilmediğini bilmiyoruz. Bildiğimiz, Bu bölgenin Pers istilasına uğradığı dönemde (MÖ 499 - 449), Perslerden kaçan halkın sığındığı bir ada olduğudur. Perslerin donanmaları olmadığından adaya sığınan halk canını kurtarabilmiştir.  (Belki bu adaya komşu diğer adalara da kaçmışlardır. Bu konuda bir bilgimiz yoktur). 
Bölgenin Pers egemenliğni sonlandıran İskender, ada ve ana kara arasında bir yol yapılmasını ister. İşte günümüze kalıntıları gelebilen yol, İskenderin yapılmasını istediği yoldur. Bu yol muhtemelen daha sonraki yüzyıllar da da tamiratlar görmüş ve kullanılmıştır (Harita 1). 
Ada ile ana kara arasında yol yapılması emrini veren İskender,  Karaburun-Çeşme yarım adaları ile ana kara arasında olan dar kıstak üzerinde bir kanal açılarak, bu yarım adaların ana karadan ayrılmasını istemiştir (Harita 2). Yazarlar bu kanal projesinin tamamen askeri amaç ile düşünüldüğü konusunda fikir birliği içinde olmuşlardır. Ancak kanal için başlanan kazılarda, kayalık zemine rast gelindiği için kanal açma işlemi durdurulmuştur. Günümüze de ulaşan bir  kanal-kazı kalıntısı gelememiştir.

 


Ada, Urla ve çevresi;18 ve 19 yüzyılda gezginler tarafından ziyaret edilmiş, içinde bulunan ve günümüze ulaşamayan yapıları kitaplarında anlatmışlardır. 
İçinde bulunduğunuz dosya, burayı çok kapsamlı olarak anlatan iki gezginin notlarından derlenmiş bilgileri içermektedir. (1764 yılında Richard Chandler, 1830 başlarında da R Walsh)

Gezgin Chandler tarafından yazılan gezi notları her ne kadar 1825 tarihinde kitap olarak basılmış ise de  Chandler buraya 1764 veya 1765 yılında gelmiştir. Kitap ön söz bölümünde olan yazıda, gezginin görevlendirildiği tarih 1764 yılıdır. 


Urla gözlemleri

Chandler önce Urlayı anlatır. Urla' ya vardıklarında, gördükleri küçük ve mısır ekilmiş vadileri ve  şarap depolamalarını (fıçı) anlatır. Büyük taneli üzüm veren bağlardan söz eder. Bu bağların budanma zamanını anlatmaktadır. Urla, uzaktan çok sayıda ki yel değirmenleri ile hemen fark edilir..
Yükseltiler üzerinde yerleşmiş , dağınık bir şekilde evler vardır. Kasabada 7 cami ve iki kilise vardır. Bu kiliselerden bir tanesi içinde, İsa' nın son akşam yemeği alçak kabartma şeklinde tasvir edilmiş ve kısa bir açıklama vardır  . Diğeri çeşme üzerinde ki duvar üzerindedir. Burayı gelişigüzel gezdiklerini ama gördüklerinden tatmin olduklarını da yazar..
Chandler kendisine  rehberlik eden İtalyan rehberden antik kalıntıları göstermesini ister. Kıstağın (Urla ile Çeşme-Karaburun yarım adalarının dar olan birleşme yeri, boyun bölgesi) başlangıç yerinde ve tepede alelade bir duvar gösterilir. İçinde kapalı  bir su deposu-mahzen vardır. Gezgin buranın Chalsideniansların yerleşim yerine ait olabileceğini düşünür. Bu yapıların biraz ilerisinde Büyük İskendere adanmış  Alexandria adı verilmiş olan İyon oyunların yapıldığı , gezginin geldiği tarihte koruluk olan alan vardır.

Chandler, adayı ziyaret etmek ister. Ana karadan adaya varmak için , İskender zamanında yapılan bu antik yoldan geçer. Walsh da ayni yolu kullanarak adaya gider. Her iki gezgin zamanında yol harap olmuş durumdadır. Chandler, bu antik yolun yaklaşık 1/4 mil uzunluğunda olduğunu belirtir. Chandler  burayı, dalgalar ve atların karın kısımlarına kadar gelen deniz suyu nedeni ile yaklaşık 10 dakikada geçer. Genişliği yaklaşık olarak 9 metredir (30 feet). Bu yolun batı tarafında  bir kısmı denizin üzerine de olan kalın ve sağlam bir duvar vardır.  Öbür tarafında ise fırtınadan yolu korumak için yapılmış, gevşek özellikte çakıl taşlarından oluşmuş yükselti vardır. Üstünde olan yapılar, harabe halindedir, bir kaç büyük taş dışında ki taşlar buradan alınmış ve götürülmüştür.. (Fotoğraf 1)
Günümüzde, bu antik yol adayı karaya bağlayan modern yolun batısında halen görülmektedir. 

ANTİK YOL

Fotoğraf 1, Fotoğraf 2., Fotoğraf 4
Günümüz karantina adası ve ada ile ana kara arasında olan yol Harita 1 de gösterilmiştir.
Antik yol, günümüzde kullanılan modern yolun batı tarafında bulunmaktadır.
İskender adayı, ana karaya bağlarken, Kilizman ve Seferhisar (Teos) körfezini bir kanal ile birleştirerek, Karaburun ve Çeşme yarım adasının da ana karadan ayrılmasını düşünmüş ve çalışmalara başlatmıştır.  Çalışmalar, sert kaya zemine rastladığı için olsa gerek bu kanal açma işi durdurulmuştur. Günümüze ulaşan bir bulgu şu anda yoktur.

Her iki gezgin de buraya geldiğinde , yolun var olduğunu, ancak harap bir vaziyette olduğunu anlatmışlar. Gezginlerin  Karantina adası ve ana kara arasında olan yol ile anlattıkları; 
Chandler, adaya gitmek üzere köprüden atı ile geçerken, deniz suyunun atın karın seviyesinde olduğunu anlatır. Her ne kadar buraya gelen Walsh, böyle bir not yazmamış ise de muhtemelen ayni durum ile karşılaşmıştır. Yolun uzunluğunun yaklaşık 1/4 mil olduğu, genişliğinin de 9 metre olduğunu, köprünün blok taşlardan yapıldığını  Chandlerin yazdıklarından biliyoruz. (Çizim 1., Fotoğraf 3). 




Yolun yan tarafında, hem dalgayı engellemek hemde  adaya su taşıyacak künklerin içinden geçeceği yine blok taşlardan yapılmış duvar ya da set bulunmaktadır (Çizim 2).  Bu duvar antik yolun batı kısmındadır. Yapılma amacı köprüyü dalgalardan ve köprüyü deniz suyu basmasını engellemektir. Taş blokların içinden geçen   künkler ile ana karadan adaya su taşınmaktadır. Bu künklerin bazılarını gördüğünü  Chandler anlatmaktadır. (Çizim 2, Fotoğraf 3). Bu blok taşlarının çoğu buradan sökülmüş ve bir başka yere götürülmüştür.  Köprünün doğu tarafı ise kum ve çakıl ile doldurulmuştur. (Çizim 1)


Gezginlerin gözlemlerinden, yol yapıldıktan sonra bir süre daha kullanıldığını, daha sonraları da kullanılmamış olduğunu anlıyoruz. Adada kalıcı yerleşimin ne zaman sonlandığını da bilmiyoruz. Bildiğimiz, yolun asırlardır kullanılmadığı ve zaman içinde de tahrip olduğudur. 
Yol, yapıldığı günden bu yana geçen yaklaşık 2500-2600 yıl sonunda, bu yol artık deniz seviyesinin altındadır. Bu durum yaşanmış olan tektonik olayların sonucudur. 









ADA

Burası günümüzde Karantina adası olarak bilinmektedir.
Gezginler, adada bulunan antik dönem kalıntılarından geniş olarak söz ederler. Ada'da gezginlerin geldiği dönemlerde yaşayanlar yoktur. Chandler adada, mısır tarlasından ve balıkçıların barındığı bir kulübeden söz eder. Hangi yıllarda, insanların bu adayı terk edip ana karaya döndüklerini bilmiyoruz. Ancak adada bulunan antik dönem kalıntıları, burasının önemini göstermektedir.




R. Walsh yolu geçip adaya vardığında bir platform olduğunu görür (b) . Burada görkemli yapılardan kalan bazı buluntular görür ve bu adanın bir yerleşim yeri olduğunu anlatır.  Gördükleri, bir mermer korniş ve üzerinde Grekçe yazılmış olan bir taş bloktur. Ayrıca çevreye dağılmış çanak-çömlek parçaları vardır. İç tarafta tepelik bir bölümde (a), gezgin geldiğinde üzerinde ağaçlar olan bir tiyatro kalıntısından söz eder. Hemen burada, gezgin geldiğinde deniz tarafında taştan oyulmuş destek ile kendini gösteren bir insan yapımı mağara vardır. İçinde bir kuyu vardır ancak suyu siyahtır ve içilebilir değildir. Liman adanın kuzey-kuzey batısındadır. 
Gezginlerin gözlemlerine dönelim;
Adanın boyu yaklaşık 1 mil, genişliği de yaklaşık 1/ 4  mildir. 
Gezginlerin anlatılarına geri dönelim;Ada üzerinde olan yerleşim alanı  küçüktür ve adanın limanı kuzey-kuzey batı istikametindedir. Deniz kenarında duvar kalıntıları ve  bir tiyatro kalıntısı vardır. Tiyatro kalıntıları üzerinde 3- 4 ağaç bulunmaktadır. Bu ağaçlardan bir tanesi insan eli ile yapılmış bir mağara üzerindedir. ( Pausanius tarafından tarif edilmiş.  Randolph 1687 de burayı tanımlamış. 4 adet kayadan oyulmuş destek üzerinde olan bir kare yapı olduğunu belirtmiş. Yapının ortasında bir kuyu var ancak, suyu siyah renkli ve içilmeye müsait değilmiş.  (Randolph. State of the islands in the Archipelago, 1687.). Bu alan şimdi toprak ile örtülüdür  ve üstünde mısır tarlası vardır
Gezgin buraya geldiğinde, bir uçta, içinde ocak ( baca ) olan kubbeli bir ya da iki yapının olduğunu görür . Bu yapıların zeminleri taş döşelidir. Balıkçıların ve çiftçilerin, gezginlerin zamanında   ürünlerinin saklanması için kullanılmaktaymış. 
Clazomene, bir zamanlar hepsinde ziraat yapılan , şimdilerde çorak olan adacıklardan oluşmuştur. Sayıları 8 tanedir ama gezgin Chandler sadece 6 tane sayabilmiştir.



KAYNAKLAR

1- Richard Chandler. Travels in Asia minor and greece 1817

2- REV. R. WALSH, LL.D.  .,  A RESIDENCE  at CONSTANTINOPLE,   MDCCCXXXVI. ( 1836)


Osman Koçanaoğulları

Mart 2019
İZMİR 

 

22 Mart 2019 Cuma

Hamallar - 1800 yılları İzmiri

Hamallar


© Copyright  Copyright dosyasını okumak  için burayı tıklayınız



Gezginlerin hemen hemen tamamına yakını, hamal konusunu yazmışlardır.
19. yüzyıl hamallarının hepsi olmasa bile tamamına yakını Türk' tür. Musevi, Ermeni ve Rum hamal sayısı çok azdır. Gezginlerin hemen hemen tamamına yakını, hamal konusunu yazmışlardır.


Yaşları genellik ile 18-20 yaş arasıdır. Batılılara göre çok uzun olmamak ile birlikte, Türk ırkı olarak düşünüldüğünde oldukça uzun yapılıdırlar.  Çok güçlü, sakin huylu ve etrafa karşı gayet iyi davranırlar. Güçlerinin farkındadırlar. Olaylara pek karışmazlar. Onlar için en kötü zaman sıcak yaz günlerinde susama ve oruç tuttukları zamanlarda olan gıdasızlık ve susuz kalmaktır. .Bir gezgin, bir keresinde, bir Türk hamalın, bir yunanlıyı " haşet " ile nasıl yaraladığını anlatmış.
Gezginlerin, bu konuda bir birlerinden kopya çektikleri de anlaşılmaktadır. Geldikleri yer bazılarına göre Konya, bazılarına göre ise Uşaktır. Ortak nokta, bunların neden hamal olduklarıdır. Gezgin anlatılarına göre, çocuk doğunca, annesi, çocuklarının hamal olması için dua ederlermiş. Nedeni, hamallık ile kazandıkları para ile köylerine döndüklerinde, kendilerine tarla alabilecek olan paraya sahip olurlar düşüncesi imiş. Belli ki, hamallık yapmaktan başka çareleri yok. Fakir insanlarmış, eğitim de görmemişler. Sırtlarında yük taşımada kullandıkları sırtlıklarını ( arkalıklarını) detaylı olarak anlatılmış.
İzmir' de o yıllarda yaklaşık 3.000 hamal olduğu bir başka gezgin tarafından belirtilmiş. Bağlı oldukları bir lider ( dayı başı ) vardır. Bunun görevi, devlete verilecek olan verginin ödenmesi ( devlete vergi vermektedirler), ve çalışanların ücretlerinin dağıtılmasıdır. Ekipler halinde guruplara ayrılmış olarak çalışırlar.
Şehir içinde sabit bir yük taşıma ücretleri vardır. Çok ağır yük taşıyabilirler. Bazı gezginler 150 kilogram (300 libre) ağırlığında yük taşıdıkları yazmışlardır. Yük taşırken, dengeyi sağlamak için nasıl öne doğru eğildiklerini yazan gezginler de vardır.

Bir keresinde, İzmir' de depremlerin çok sık olduğu bir yılda bir olay yaşanır. Hamallar içerisinde bulunan  ve muhtemelen de Mevlevi olan bir hamal, yük boşaltılırken birden Mevleviler gibi, sema yapmaya başlar. Bu arada da, para için çalışmayın, depremler ile yok olacaksınız der ve hamalların yük taşımayı bırakıp, canlarını kurtarmasını söyler. Hamallar korkar. Malların sahibi, hamalları işe dönmeleri için de ikna edemez. Yük taşıma bırakılır. Bu da her halde ilk iş bırakma olmalı. (1800 ortaları)

Kullanılan kaynaklardan bazıları;

1- A residence in Greece and Turkey. Francis Herve. 1837
2- Ismeer or Smyrna and it's British hospital in 1855. By a lady.,1856
3- Report on Smyrna. George Rolleston. 1856



Osman Koçanaoğulları

19 Mart 2019 Salı

İnleyen (howling dervishes) dervişler - İzmir

İnleyen (howling  dervishes) dervişler - İzmir


© Copyright  Copyright dosyasını okumak  için burayı tıklayınız


Bu dosya, yayın tarihine not düşmek için yazıldı. Ne olur ne olmaz.
Bir gezgin tarafından yazılan kitapta, Kadifekale eteklerinde, Aya Yani kilisesine yakın bir yerde var olan Rufai tekkesi ile ilgili geniş bir yazı okudum. 
Merak ettim. Acaba doğru mu idi ?. Oralara gittim. Yapılar çok değişmişti. Kesin olarak yer belirleyemedim sadece olabileceğini düşündüğüm bir yer vardı ancak yine de emin olamadım. Başka bir yerde de çok geniş sayılabilecek bir yazı buldum. Okudum, kroki çizdim. Yazan kişi, bu kadar hayal ürünü bir şey yazamaz dedim. İkna oldum. Sonra Orhan beşikçi ' ye konuyu açtım. Araştırdık. Olası bir yer de gördük. Yüzde yüz burasıdır diyemedik. Ancak Tekke ve zaviye kanunu sonrası burasının da kapatıldığını, evin ve dergahın değişikliklere uğramış olabileceğini de düşündük. Daha sonra gittiğimde bu yapının da yok olduğunu gördüm.  Artık, burası da yok. Bulunup görülmesi, artık mümkün değil. 

Sonra bir başka bey, Bedri Cumhur Doğu bey ile yazıştık, sonuçta dergah doğru idi. Bedri bey, bu dergahın tamiri ile ilgili bir belge de buldu. Belgeleri aşağıya ekledim.





Belgenin ekran görüntüsü







Başbakanlık Arşivi belgesi "Tarikat-ı Rifaiyye şeyhlerinden Moralı Mustafa Efendi'nin İzmir'de bina ettirdiği dergahın tamiri."

Yazının günümüz Türkçes,ne çevirisi (Bedri Cumhur Doğu tarafından çevrilmiştir)


Dahiliye Mektubi Kalemi Müsevvedatına Mahsus Varakadır

Evkaf-ı Hümayun Nezaret-i Celilesine
Tarikat-ı aliyye-i Rifaiyye’den Moralı merhum Şeyh Mustafa Efendi’nin İzmir’de bina ve ihya eylediği dergah-ı şerifin bu gûne varidatı olduğundan postnişini ve şeyh-i mumaileyhin mahdumu olup bu kerre Dersaadet’e gelen Şeyh Seyyid Zeynelabidin Efendi tarafından muhtac-ı tamir bulunan dergah-ı şerif-i mezburun ihyası emrinde vuku bulacak müracaatın ... lüzumunu mutazammın Aydın vilayet-i celilesinden mebus tahrirat leffen irsal kılınmış olmağla mealine nazaran iktiza-i hâlin icra olunmasına himem-i aliyye-i asafaneleri derkar buyurulmak babında.        20 Kanunisani 1307 tarihli


Moralı Mustafa efendinin mahdumu(oğlu) Şeyh Seyyid Zeynelabidin efendi tamir dilekçesi


Şimdi gelelim, dergaha. 

Dergah, bir kiliseye yakındır (yazar, burada olan ve günümüze dek ulaşabilen Meryeme -  Meryem ana -  adanmış kuyuyu ziyaret eden ve orayı da anlatan kişidir. Dergahın yerini tarif ederken söz ettiği kilise, burada olan Aya Yani kilisesidir). Dergahta pazar  geceleri namaz (zikir) olmakta ve bu ibadetin dışında dergah şeyhi Seyyid Mustafa dergahın selamlık bölümünde oturmaktadır. Gezgin de işte burada, Seyyid Mustafa ile gündüz vakti görüşmüştür.

Çizimde bulanan batı işareti, misafir kabul edilen odanın penceresinden Sancakkale'nin görülmesi nedeni ile tanımlanmıştır.

Bina, çevresinde olan binalar gibi dıştan bir özellik göstermez. Gezgin, Zikir yapılan pazar günleri hep açık olan kapıdan girince küçük bir bölmeye girer. 
Duvarlarda ashabı-kehf ile köpek  ve dini büyüklerin tasvirleri ile, Hz. Muhammed' in devesi, koçu kurban eden İbrahim peygamberin in tasvirlerini görür. Bu giriş yerin önünde yerde biraz yüksek olan bir platform vardır. Müslümanlar burada ayakkabılarını çıkarır  ve platformun sağında yer alan kapıdan geçerek ibadethane bölümüne geçilir. Sol tarafta küçük bir bahçe ve bahçenin ileri tarafında şeyhin eşinin de oturduğu konutları vardır. Gezgin, tekkenin avlusundan geçip, sokağa çıkarken Şeyhin eşini de görür.
Şeyhin kabul odası avlunun sağ köşesindedir. Merdiven ile çıkılır. Çıkılınca sağ tarafta bulunan kapıdan bir odaya girer. Şeyh, kapının yanında oturmaktadır. Şeyh Seyyid Mustafadır. Atina da eğitim görmüştür. 40 yaşlarında çok yakışıklıdır. Dalgın ve düşüncelidir, büyüleyicidir. Üzerinde geniş bir giyim vardır, sakallıdır. Yeşil türbanının arasından siyah saçları görülmektedir. Ayağa kalkar ve gezgini sağ tarafına oturtur.. Tam karşılarında olan pencereden sancak kalesi ve denizde ki vapurları görür. Derviş çubuk içmektedir. Duvarlarda enlemesine olarak teneke destek ile duvarlara tutturulmuş çubuklar, bazı hayvan resimleri vardır. Resimlerden bir tanesi aslandır. Ortada mangal vardır. Çubuk ateşi buradan tazelenir. Kahve ve çubuk ikram ederler. 
Şeyh, arkasından müritleri ve gezgin aşağı inerler. Dergah kapısına gelirler. Gezgin ayakkabılarını çıkarmak ister, gerek olmadığı söylenir. Bir galeriye girerler. Karşısında örgülü çitler arkasında sürmeli gözlü beyaz kıyafetler içinde güzeller görür . Galerinin her iki tarafı tüm yapının 3/ 4 üdür. Bu galeri önden erkeklere ait bir bölüme açılır (çizimde a).  Bu galerinin daha alt kısmında ( ötesinde), demir parmaklıklar ile ayrılmış, zeminden yaklaşık 60 cm kadar yüksekte olan ikinci bir galeri vardır. Burası dergaha  kabul seremonilerinin yapıldığı yerdir (ceremonies of order). ( çizimde b)



Mihrap kapının karşısına denk düşer. Mihrabın sol tarafında , iç içe geçmiş 4 adet farklı renklerden oluşmuş ipek bir sancak vardır ve üstünde altın bir  el vardır(alem). Mihrabın sağ tarafında da ayni yapıda ikinci bir sancak vardır. İlk sancaktan tek farkı, renkli karelerin yerleşmeleri ve sancağın alemidir. Burada ki alem , altından el değil, altın bir işleme - yapıdır.

Derviş, bu iki sancak arasında ve yüzü mihraba dönük olarak ayakta durmaktadır. Zikir böyle başlamaktadır. Şeyh alçak ses ile dua okumakta ve elinde, Mekke civarından gelmiş olan 99 luk tespihi çekmektedir. Allah adı, Kuranda 99 kez geçtiği için 99 luk tespih çekilmektedir. Kuran okunmamaktadır. Tekkeye giren dervişler dışarıda giydikleri üst giysilerini çıkarır, başlarında ya bere vardır ve ya kafaları tıraşlı durumda dır. Şeyhin etrafında yarım daire şeklinde yer alırlar. Dervişlerin özel bir kıyafetleri yoktur. Nizami-cedid askerleri ve her sınıftan insanlar vardır.
Mihrabın önünde halı ve bir pösteki vardır. Şeyh başlangıç dualarından sonra dervişlere döner ve bunların üzerine bağdaş kurarak oturur. Önünde tütsü yanmaktadır. Zikir' e katılacak olanlar dervişlerin yanında yer almadan önce  şeyhin elini öper, Bir kaç diz kırma ve secdeye vardıktan sonra, baş ve gövdelerini önce mihraba, sonra sağ da bulunan sancağa, sonra solda bulunan sancağa ve en sonunda da tekrar mihraba doğru eğerler. Bu işlemler sırasında şeyh dua etmektedir. Bu esnada topluluktan derin, düzenli  ve içten bir şekilde " Allah ", "Muhammed " ve dini büyüklerin adları söylenmektedir.
Gezgin, zikri sonuna kadar izler.
Burası günümüzde var mı bilmiyorum. Halen var olan Emir Sultan hazire ve dergahı (İzmir), Evliya Çelebi tarafından ziyaret edildiğinde, içinde türbeden söz etmektedir. Gezgin böyle bir not düşmemiştir. Gezginin söz ettiği dergah, farklı bir Rifai dergahı olmalı.


William Knight. 1839. Oriental outlines; or A rambler's collections of a tour in Turkey, Greece and Tuscany.

Osman Koçanaoğulları