Anı Makale Gezi notları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anı Makale Gezi notları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Nisan 2019 Salı

Fuar sinemaları


Fuar sinemaları



1960' lı yıllarda fuar açıldığında, bazı pavyonlar ve kuruluşlar sinema gösterimleri yaparlardı. Benim gibi 13-14 yaşlarında birisi ve gençler için bazı sinema gösterileri çok önemli idi. Nedeni, spor ve özellikle de futbol maçları filmlerinin gösterimleri idi. Bu tür gösterimler  3 farklı pavyonun bitişiğinde bulunan açık sinema alanlarında yapılırdı. Buralarda oturacak yerlerde olurdu.
1960' lı yıllarda fuar açıldığında, bazı pavyonlar ve kuruluşlar sinema gösterimleri yaparlardı. Benim gibi 13-14 yaşlarında birisi ve gençler için bazı sinema gösterileri çok önemli idi. Nedeni, spor ve özellikle de futbol maçları filmlerinin gösterimleri idi. Bu tür gösterimler  3 farklı pavyonun bitişiğinde bulunan açık sinema alanlarında yapılırdı. Buralarda oturacak yerlerde olurdu.
Rus pavyonun da genellik ile ülkelerini tanıtan turistik filmler gösterilir, heme hemen her gün ayrıca spor müsabakaları gösterilirdi. Ruslar daha çok olimpiyat oyunlarında madalya kazandıkları Olimpiyat filmlerini gösterirlerdi. Türkçe dublajlı filmlerdi. Bu filmlere denk geldiğimizde pek memnun olurduk.
İknci önemli yer İngiltere pavyonu bitişiğinde bulunan gösteri yeri idi. Genellik ile Kraliçe ve kraliyet ailesinin gezilerini gösteren BBC kaynaklı ve İngilizce olan filmler gösterilirdi. Dil, ingilizce idi. Çok sık olmamakla birlikte İngiliz lig maçlarını da gösterirlerdi. Denk geldiğimiz de kendidmizi şanslı hissederdik. Burası kaskatlı havuzun olduğu yerde, eski TRT binasının bitişiğinde idi. Çok ayak altı olduğundan, genellik ile oturacak yer bulamazdık.

En önemlisi Pirelli pavyonu idi. Burası fuar 26 kapısından girip Basmane yönüne ilerler iken, solda hemen bir dönem minyatür trenin çalıştığı, günümüzde koşu pisti olan yerin bitişiğinde idi. Dünya kupası filmi gösterilirdi. Belirli bir saatte başlardı. Erkenden yer bulup oturmak için gider, oturur ve filmin başlamasını beklerdik. Her gece bu program vardı. Defalarca ayni maçları izlerdik. Maçları ezberlemiş olurduk. Maçı anlatan Halit Kıvanç idi. En son 1970 li yıllarda ki dünya kupasını izlemiştim. Daha sonra da bu gösteriler olmadı. Dünya kupasının olmadığı yıllarda, yinede hem ülkemiz hemde dış ülkelerin lig maçları ( genellik ile İngiliz ligi) maçları gösterilirdi. O yılların futbol dünyasının önemli isimlerini hep orada öğrendim.








Bunun dışında daha bir çok böyle film gösterimi yapılan yerler vardı. Genellik ile reklam filmleri olur, arasına da çizgi film ler eklenmiş olurdu. 1960' lı yılların sonunda İtalyan pavyonunun çatısında film gösterimleri olurdu. İlgimi çekmezdi ama, orada oturup Fuarı yükseklerden seyretmek pek hoşuma giderdi.
Bu güzel anılarımın yanında açıkçası çok ta korktuğum bir olay yaşadım. Galiba Ortaokul 2.ci sınıfta idim. Yıl 1964. Tarihi iyi biliyorum. Kıbrıs olaylarının olduğu yıldı. O hafta Heykelde Kıbrıs olayları için " ya ölüm, ya taksim "  mitingine gitmiştim. Yaşım 13. Mitingde konuşanlardan birisi ortanca ağabeyimin arkadaşı idi. İsmini hala hatırlarım. Ağabeyim de o mitingde görevli idi. O hafta içinde idi galiba, Fuara gittim. Girişte elime bir kağıt tutuşturuldu. Kağıtta, Kıbrıs olayları anlatılıyor, Amerika-Rusya ve Mısır  pavyonlarının ziyaret edilmemesi isteniyordu. Bir anlam veremedim. Fuarda, gençlerin toplanarak yürüyüş yaptıklarını gördüm. Her gün yaptığım gibi pavyonları daha önce defalarca gezmiş olmama rağmen yine gezdim. O yıllarda Pirelli  pavyonu var mı idi hatırlamıyorum. Rus pavyonunu tekrar gezdim ve bitişiğinde ki sinema alanında dinlenmek için oturdum. Önce turistik bir film seyrettim. Arkasından spor filmi gösterimi başladı. Ben de kaldım.  Birden, her taraftan taşlar yağmaya başladı, sinema makinelerinin olduğu bölüm ( 3 tane makine vardı diye hatırlıyorum) tahrip edildi. Ben ve diğer izleyiciler ne olduğunu anlamadık. Öylece kaldık. Film  bobinleri parçalandı, etraf metrelerce filmler ile doldu. Bir kısmını yaktılar. 4-5 dakika sürdü, sonra kalabalık çıkıp gitti. Polis geldi ama zaten artık olay yoktu. Kaçarcasına çıktık. Baktım kalabalık Amerikan pavyonu önünde pavyonu taşlıyorlardı. Son sürat eve gittim. Çok korkmuştum.
3-4 gün fuara gitmek hiç aklıma gelmedi.
30 Aralık 2017

Osman   Koçanaoğulları

7 Eylül 2018 Cuma

9 Eylül 1922- İşgalden Kurtuluşa -1

9 Eylül 1922- İşgalden Kurtuluşa -1

 © Copyright  Copyright dosyasını okumak için burayı tıklayınız



Yarın 9 Eylül. Tarihimiz de çok önemli bir gün. Hani artık, üzerinde pek durulmayan gün.
Sokağa çıkın ve 9 Eylül gününün önemini. yoldan geçen insanları çevirip sorun. Bir çok kişi, doğru yanıtı veremeyecektir. Bu bireylerin çocukları da doğal olarak günün anlamını öğrenemeyecektir. Bir kaç kuşak sonra, 9 Eylül gününün anlamı çok az kişinin belleğinde kalacaktır.
Yarın, her ne kadar pazar günü olsa da bu güne özel olarak erken kalkın çocuklarınızı yanınıza alın, o törenlere götürün. Götürün ki, onlar da başımıza nasıl ve kimler tarafından çoraplar örüldüğünü, bu vatanın nasıl ağır bir bedel ödenerek kurtarıldığını öğrensinler.
Burada sizler ile önce bazı fotoğraflar paylaşacağım. Aşağıda ki 1 ve 2 numaralı fotoğraflar, Yunan işgal ordusunun 15 Mayıs 1919 günü İzmir'e çıkışını göstermektedir.




Bu işgali sevinçle kutlayanlar da var. Bunlar, yerel Rumlar ve bir kısım Levantenler. Aşağıda yerel Rum kızlarını gösteriyor. Papaz, bu karşılamada, Türk kanı içmenin sevaplarından söz ediyor.


Olay sadece bu kadar mı ?. Asla değil. O gün Türklere karşı katliamlar işlendi. Onların fotoğrafları yok, onları çekecek fotoğrafçı yok. O günün tabloları var. Bu tablolar Vittorio Pisani adlı ve İzmir doğumlu bir İtalyan ressama ait. İşgal gününü yaşamış, o günleri tablo olarak yansıtmış bir ressam. Fotoğraflara yansımayan katliamlar.



Yukarıda bulunan resimler Pisani tarafından yapılmışolup aşağıda bağlantı adresi verilen kaynaktan alınmıştır.
Aşağıda, Pisani ile bilgilerin yer aldığı yazının bağlantı adresini de vereceğim. Oradan aldığım bazı bilgileri de sizler ile paylaşacağım. Yazar Ecz. Celal Öcal bey.
Kaynak


O yazıdan alınan bazı bölümleri aşağıda sizler ile paylaşıyorum.
Vittorio yirmi yaşında bir delikanlıydı, 15 Mayıs 1919 günü erken saatte evinden çıktı Kordon'da yürümeye başladı, ortalık mahşer yeri gibi kalabalıktı. Deniz kıyısında karaya yanaşmış olan Patris vapurunu, vapurdan inen Yunan askerlerinin İzmir Metropoliti Hirisostomos tarafından karşılanarak takdis etmesini, Türk kanı içmeye çağırmasını, Yunan askerlerinin öldürdüğü Türklerin ayaklarından sürüklenerek denize atıldığını gördü.
Hükümet Konağı önüne geldiğinde, orada da başka bir katliama daha tanıklık etti. İlk kurşunun atılmasından sonra Yunan askerleri paniğe kapılmış, halkımızın üzerine rastgele ateş etmeye başlamışlardı. Bu katliam devam ederken birden Allah'ın hikmeti, gökten sağanaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı. Bu durum daha fazla ıslanmak istemeyen Yunan askerlerinin ateş kesmesini sağladı. Şiddetli yağmur insan kaybımızı önlemişti. Gördüğü  katliamı durduramamış olmanın derin sızısını, yüreğinde hissetti.
Sonra kurtuluş. Kan ile ödenen bir süreç. Hepimiz biliyoruz.

Aşağda o günü hatırlatacak bir kaç fotoğraf










Osman Koçanaoğulları

İzmir



Fuar anılarım - 1

Fuar anılarım - 1

© Copyright  Copyright dosyasını okumak  için burayı tıklayınız






Fotoğraf kaynağı

 http://www.egeninsesi.com/haber/42169-eski_izmir_fuari_kaderine_terk_edildi

Yukarıda bulunan fotoğrafta (X) ile işaretlenen yerin, fuarın açılması öncesi, büyük göl de yapılan temizlik ve zemin boyama sırasında çok önemli bir işlevi vardı. 
O işaretli terde yaklaşık 1 x 1 metre boyutlarında derin bir çukur bölge vardı. Belki daha büyüktü , tam olarak hatırlayamıyorum. Gölün suları boşaltılırken, gölde bulunan balıklar buraya sevk edilirdi. Göl temizliği bitince göl doldurulur böylelikle de balıklar tekrar gölde yüzmeye başlarlardı.
Balıkların oraya toplandığı dönemde, biz çocuklar ellerimiz de kavanozlar ile ya da teneke konserve kutuları ile oraya gider ve görevlilerden balık isterdik. Bir kaç tane verirlerdi. Eve götürür ve onlara bakmaya çalışırdık ama yaşamazlardı. Annem, balığın ölmesine çok kızmıştı. Bir daha da almaya cesaret edemedim.

İkici anım, Basmane giriş kapısında bilet gişesinin üzerinde olan levhanın siyah zemini üzerinde sarı yaldızla yazılmış olan Amerikan doları fiyatı idi. Fuarın açılış öncesi pavyonların yerleştirme döneminde, arkadaşlar ile fuara çok sık giderdik. Bizden giriş ücreti almazlardı.  Pavyonların hazırlanması ilgimizi çekerdi. Bir gün gişe üzerindeki o tabelanın üzerine bir kağıt yapıştırıldığını gördük Üzerinde  1  doların 9 lira olduğu yazılıydı. Kağıdı kaldırdım, tabelanın üzerinde  1 doların galiba 3 lira olduğu yazılı idi. Ne anlam ifade ettiğini o yıllarda bilmiyordum. Devalüasyon olduğunu yıllar sonra öğrenmiştim. Her halde ilkokul 2. sınıfta idim. İşin açıkçası Doların ne olduğunu da bilmiyordum. Ağabeylerimden Amerikan parası  olduğunu öğrenmiştim. O tabela her halde gelen turistler için oraya asılmış olmalı. Dönem Türk parasını koruma kanunun çok sıkı olduğu dönemler. Döviz bozma işlemi için orada her halde bir resmi görevli vardı. Görmedim, hatırlamıyorum.

Fotoğraf alıntıdır

Osman Koçanaoğulları
  .

4 Ağustos 2018 Cumartesi

Dönertaş sebili - Tilkilik - İzmir

Dönertaş sebili - Tilkilik - İzmir



© Copyright  Copyright dosyasını okumak  için burayı tıklayınız


Burası Basmane-tilkilik te Osman zade yokuşunun başında yer alır. Hatuniye camisinin bulunduğu meydandadır.

1814 yılında Osmanzade Seyit İbrahim efendi tarafından yaptırılmıştır. Aşağıdaki fotoğrafta iki pencere arasında görülen mermer sütün, ekseni etrafında dönmektedir. " Dönertaş " isminin kaynağı bu dönen taştır.Mermer işlemeleri göz alıcıdır.

Fotoğraf  1


Fotoğraf 2





İlk çocukluk yıllarımda ikram edilen su, meşhur Vezir Osman ağa suyu idi. Soğutulmasına gerek yoktu, zaten çok soğuk idi. Hani eskilerin tabiri ile " 32 dişe keman çaldıran " cinsten idi. Vezir Osman ağa suyu iptal olunca, ikram edilen su buz ile soğutulur idi. Bendeniz, bir gün merak edip te içini görmek istediğimden, içerideki kişi tarafından bir günlüğüne yamak tayin edidim. Para-pul yok ha, bu iş bir gönül işidir. Görevli de bu işi hayır-hasenat için bila-ücret yapardı. 
En önemli ritüel, su içilen bardakların yıkanması idi. Bu işi, o gün ben yaptım. Resimde ki gibi bir tas vardır.
Tasın ortasında da bir fıskiye bulunur. Tasın etrafında bulunan delikler, yıkana işlemi sonucu kullanılan suyun tahliyesi içindir.  Tas, aşağıda görülen mermer tezgah üzerinde bulunan çukur içinde bulunur. Tasın fıskiyesine gelen temiz su borusu da bu çukur içindedir. 

Gelelim yıkama faslına. Önce oturduğunuz zaman tüm gövdenizi be bacaklarınızı örtecek şekilde muşambadan yapılmış ve bir boyu askısı ile boynunuza geçirilen ve belden bağlanan önlüğü giyersiniz. Bardağı ters olarak ortadaki fiskiyenın olduğu yere geçirirsiniz. Tası, bardak ile aşağı doğru ittiğinizde, fıskiyeden su fışkırır, bardak böyle yıkanırdı. Yıkama suyu da, deliklerden yıkama suyu da deliklerden boşalır ve mermer tezgah altında ki boru ile kanalizasyona giderdi. ve Bardağı yukarı aldığınızda da su kesilirdi. Böylelikle yıkama sonlanırdı. Aklınıza sabun ile yıkanmaz mı idi sorusu gelebilir. Hayır efendim, sabuna deterjana gerek olmazdı. Hiç kimsenin ağzında-dudaklarında yağ kalıntısı olmazdı, O dönemlerde, sokakta kimse bir şeyler yemez-içmez idi. Buna çocuklarda dahildi. O dönemler, bizim göreneğimiz bu idi. Şimdilerde pek olmayan bir durum. Sokakta bir şey yemek ve içmek hem ayıp hem de günah idi. Sizlere garip gelecek ama, ben hala bu etki altındayım,
Yıkama işleminden sonra, musluktan soğuk su doldurulur ve geçenlere verilir idi. 

Fotoğraf 1 ve 2    
Kaynaklıdır

Osman Koçanaoğulları
İzmir

2 Ağustos 2018 Perşembe

Sinema makinesi yapımından Ameliyat mikroskobuna

Sinema makinesi yapımından Ameliyat mikroskobuna


© Copyright  Copyright dosyasını okumak  için burayı tıklayınız


İlk okulu bitirdiğim sene idi. Galiba 1961 idi. Yazları Akhisar' a akrabalarımıza giderdik.
Orada o sene yaklaşık 25 yaşlarında olan birini tanıdım. Bir tanıdığımızın yakını idi, bakkal dükkanı vardı. Büyüteç yardımı ile yaptığı bir düzenek ile, karanlık bir yere ayna ile yansıttığı güneş ışığın ile, film şeritlerinden kesilmiş tek adet film parçası ile gösteri yapardı. Bütün çocuklar merakla izlerdik.
Orta okula başladım, ama aklım o düzenekte kaldı. O dönemde bu tür bilgilere ulaşabilecek pek kaynak yoktu. Orta okula başlayınca İngilizce düzeyimi de ilerletmek amacı ile Amerikan kütüphanesine  üye de olmuştum, oradan kitap alır ve okurdum. Bir gün, kütüphanede görevliye, merakım ile ilgili kitap olup olmadığını sordum. Buldu, getirdi ama İngilizcemin yeterli olamayacağını da söyledi. Kitabı okumak üzere aldım. Kitabın adı bilim " science "idi. Biraz ingilizce biliyordum. İlk okulda 3 sene okumuştum. Sözlük yardımı ile de okuyordum. Sinem makinesini, optik düzeneğini öğrendim. Akhisar da ki o adam bunu biliyordu ki bu tür bir düzenek kurmuştu.  Elimde büyüteç yok idi, önce evde bulunan bir gözlük camı ile düzenek kurmaya çalıştım, başardım. Sonra laboratuvar malzemesi satan bir yerden büyüteç alıp, basit bir dia gösteren sistem yapmıştım. Evimizin, bahçesine girmeden önce ki bölümde, güneşin uygun konumda olduğu dönemde bende ayna yolu ile güneş ışığını yansıtarak gösteri yapar  hale geldim. Film parçalarını da sinemaların makine dairelerinden rica minnet alıyordum. Sinemalarda, film koptuktan sonra, kopan parçaların yapıştırılması sırasında kestikleri parçaları toplardım.
Merak giderek arttı. El yardımı ile metrelerce olan film şeritlerini çekerek film oynatabilir miyim diyerek yaklaşık  sene uğraştım, başardım. Filmin geçeceği kanalı yaptım. Ağaçtan yaptım, Filmleri nereden buldun diyebilirsiniz. O yıllarda yaşadığım semt te bir manav dükkanında, siyah beyaz, ıskartaya çıkarılmış film kasetleri satılırdı. Nereden bulduklarını bilmiyorum. Metre ile satılırdı. Oradan alırdım. Tüm bu uğraşılarım için optik fiziği öğrendim, hem de üst düzeyde öğrendim. Aynaları öğrendim.
Bu merakım, lise yıllarıma kadar sürdü. n Derslerin ağırlığı nedeni ile bu merak bitti. Ancak , bir başka merak başladı, KİMYA. Evde labaratuar kurmuştum. Bunu daha sonra yazarım.

Yıllar geçti. Fakülte bitti, uzmanlık eğitimim bitti. Bir hastaneye tayinim çıktı. Ancak ameliyat mikroskobumuz yok idi. Hastanede bir tane vardı ama, bir başka klinikte idi ve kullanmak üzere alamıyorduk.

Oturdum, düşündüm ve basit bir ameliyat mikroskobu yapabilir miyim diye düşündüm. Yapabilirim diye düşündüm. Optik bilgim vardı. İnanmayacaksınız ama , bir dürbünü bozarak, oküler kısmını iptal ettim, dürbünün objektif bölümünü okuler durumuna geçirdim. 10 büyütmeli bir mikroskop yaptım, hem de ameliyat masasına monte edilebilir ve fleksibıl bağlantılı bir mikroskop yaptım. Sinir kesilerinde ve yüzeysel cerrahilerde kullandım. Klinik arkadaşlarım bilirler.
Mikroskop, son 5-6  sene öncesine kadar duruyordu, aradım bulamadım. Her halde atmışımdır. Büyük bir gaflet.


Daha sonra bu sayfaya, evde gösteri yaptığım bölümü, ilk düzeneği ve mikroskobun çizimlerini eklerim.

Osman Koçanaoğulları




20 Nisan 2018 Cuma

Yusuf Rıza ilk okulu - İZMİR

Yusuf Rıza ilk okulu - İZMİR


 Yusuf Rıza ilk okulu - İZMİR

© Copyright  Copyright dosyasını okumak için burayı tıklayınız


Kestelli yokuşunda olan, ancak şu anda fiziki olarak olmayan okul. 1957 yılında eğitime bu okulda başladım ve buradan 1962 yılında mezun oldum. Okul ile ilgili anım çok. Aklımda kalanları, okula gidip gelirken servis otobüs yolu üzerinde ki yerleri  yazacağım. Şu anda okul yok 8-9 sene önce yıkılmış, yerinde otopark var. Çok üzücü bir durum. Bir tarih yok olmuş. Geriye sadece otobüs garajı kalmış. Onun da fotoğrafını buraya koydum. Okul ile ilgili bir resim bulamadım. 

OKUL YERLEŞİM YERİ KROKİSİ







Yıkımı yapılan okulun molozları ile bahçe doldurulmuş ve yükseltilmiş. Aradan baktığımda okulun bahçe duvarları ve oraya komşu evlerin bazılarının ayakta olduğunu gördüm. Fotoğraf çekemedim, otopark bekçisi izin vermedi.







Okulda okuyan kuzen çocuğunun mezuniyet gecesinde okulun artık eğitim vermeyeceğini öğrenince çok üzüldüm. 90 yıllık okul kapanmış oldu. 


Okul kurucusu eğitimci olan Yusuf Rıza bey.  Ailem kendisini tanımıyor. Ancak Yusuf Riza Beyin ölümünden sonra okul idaresini yöneten Yusuf Rıza Bey' in oğlu olan Adnan Düvenci' yi tanıyorlar.  Hayatta olmayan en büyük kardeşlerime Fransızca derslerine girdiğini biliyoruz. Benden epey büyük olan ve o okulu bitirmiş olan kardeşlerim ve akrabalarım in bazıları da Adnan Bey' i tanımışlar. Ben görmedim.
Benim dönemimde ve benden daha büyük olan kardeşlerimin döneminde okul 4 katlı betonarme bir bina idi.  O zamana göre çok modern bir yapıydı. Bina 1935 yılında yapılmış. Yanılmıyorsam, 5. ci kat bir teras ve ona bitişik müsamere ve konser salonu vardı. Salondan çok eminim, resmi bayram kutlamaları ile ilgili gösteriler bu salonda yapılırdı. Ben de bir kaç kez şiir okumuştum. Öğrenciler müsamere ve konserler ( mandolin ve korolar) ve dans gösterilerini (bale gösterisi dahil) yıl sonu bu salonda yaparlardı. Gece yapılan bu  gösterilere aileler de gelirdi. 
Kalorifer ile ısınırdık. Zemin kat ( bahçeye açılan bölümdür. Bir kapısı, dış ana kapıya açılan bir bahçeye, diğeri de okulun ana bahçesine açılan iki kapısı vardı ) yemekhane ve kalorifer kazan dairesi idi. Yemekler ya öğrenciler tarafından getirilirdi ( ısıtma okul personeli tarafından yapılırdı ) ya da tabldot şeklinde idi.  Müdürlük 1. katta idi.  Her sınıftan birer adet vardı. Sabah 3, öğleden sonra 3 saat olmak üzere günde 6 saat eğitim verilirdi. O zamanlarda cumartesi günleri de eğitim vardı ve 3 saatti. Üçüncü sınıftan itibaren yabancı dil eğitimi verilirdi. En büyük kardeşlerim Fransızca  eğitimi görmüşler. Yanılmıyorsam  1950 li yıllardan itibaren yabancı dil İngilizce olarak devam etmiş. Bu yıldan itibaren orada okuyan aile çocukları İngilizce eğitimi almışlar. Belki garip gelecek ama, orta öğretime İzmir Türk kolejinde başladığımda, verilmiş olan eğitimin epey yararını görmüştüm. Demek ki Yusuf Rıza okulunda verilen yabancı dil eğitimi oldukça iyiymiş. İngilizce dersi, önceleri Hava harp okulundan gelen bir Yüzbaşı ( maalesef ismini hatırlayamadım) daha sonrada 1961 yılında Basmane gar müdürünün kızı olan ve o zamanki adı ile YETO ( yüksek ekonomi ve ticaret okulu), ve daha sonra Ticari bilimler fakültesine dönüşecek olan okulda  okuyan bir bayan öğretmen tarafından verilirdi. Basmane garının ikinci katında otururlardı. Ne yazık ki ismini hatırlayamadım.
Hatırladığım öğretmenler, Refik bey ( okul müdürü ve Türkçe öğretmeni, Tevfik Bey ( müdür yardımcısı ve din bilgisi öğretmeni), Solmaz öğretmen, Nedret öğretmen, Şadan öğretmen, Zerrin öğretmen, Gülşen Öğretmen idi. Ayrı bir müzik öğretmenimiz de vardı, ama ismini hatırlayamadım. Bu duruma gelebilmemizde katkıları çok fazladır. Hepsine şükran borçluyum.
Sabah evden okula ve akşamları da okuldan eve servis ile gider ve gelirdik (Çizim 1 ) .
İki  adet servis otobüsü vardı. Yakın çevrede oturanlar ise okula kendileri gelirlerdi. Servisler, iki çeşmelik yolu ile gelir, Sakarya ilk okulunun olduğu yerden sağa döner, Kestelli yokuşunu takip ederek okulun  kapısında öğrencileri bırakır daha sonra okulun arkasında bulunan bulunan servis garajına giderlerdi ( Resim 3). Okula başladığım ilk yılda İkiçeşmelik caddesi daracık bir yol idi.  Her ne kadar motorlu taşıt sayısı çok az da olsa, karşıdan bir araç geldiğinde, geçebilmek için her iki araçta kaldırıma çıkar böylelikle geçiş sağlanırdı. Daha sonra bu yol genişletildi.
Yükseltilmiş bahçe ve bahçe duvarları görülüyor. Eskiden, halen görülen basamaklar ile bahçeye çıkılırdı).  Garaj okulun bahçesine açılırdı. Şu anda sadece garaj var. Bu neden le de şu an ki durumu gösteren fotoğrafı ekliyorum. Akşam üzeri ayni şekilde bizi alır ve evlerimize bırakırlardı. Bu yoldan aklımda kalanlar; Sakarya ilk okulu (Resim 4), bir sınıf arkadaşımın evi ( Resim 5 ) Ali Ulvi Fotoğrafhanesi (Resim 6 ), garaj , sınıf arkadaşımın anne annesinin evidir (Resim 7 ). Sınıf arkadaşımın ( kız öğrenci) evinin altında, ıvır zıvır satan bir dükkan vardı. Buradan iki şey alırdık. Bunlardan bir tanesi ilk fotokopi diyebileceğimiz kalem şeklinde mumlardı. Kopyasını alacağımız kitap ya da gazetenin kopyalanacak bölümünü bu mum kalemle tabiri caiz ise boyardık. Sonra temiz bir kağıdı bu alana koyar ve sert bir cisimle ( genellikle madeni para) sürterdik. Resmin yazıları ve kendisi temiz kağıda çıkardı. Tek mahzurlu yönü yazıların tersten okunur durumda çıkması idi. İkinci aldığımız, şekerli leblebi tozu olan kağıt külahlardı. Ağzımıza bir parça atar ve sonrada yüksek sesle " Yusuf " diye bağırırdık. Ağzımızdaki leblebi tozları havaya fırlardı. Çok gülerdik. Çocukluk bu olsa gerek
Ali Ulvi fotoğrafhanesinin binası halen var, başka bir amaç ile kullanılıyor. Fotoğrafhane ne zaman kapanmış bilmiyorum. Araştırdım ama internette tek bir kayıta  erişemedim.
Dispanser ve altında bulunan kırtasiye dükkanının olduğu bina halen var. Başka amaç  ile kullanılıyor. Adı, o zamanlar ne anlama geldiğini bilmediğimiz " Deri ve Zührevi hastalıklar dispanseri".  Biz sadece dispanser olarak bilirdik. Okulda iken hastalanan bir arkadaşımız olduğunda, orada görevli olan doktor gelip, arkadaşımızı muayene ederdi. Bir de,  aşılarımızı oradan gelen hemşire hanımlar yapardı. Ne zaman kapandı bilmiyorum.
Bu dönemde çok arkadaşım oldu, bazıları ile hala görüşüyorum
Her yıl sonu, sınıfların toplu fotoğrafı çekilirdi. Fotoğrafçı, benden önceki kardeşlerim zamanında olduğu gibi Ali Ulvi Baradan fotoğrafhanesi idi.  ( Sinema sanatçısı Hüseyin Baradan' ın babası ).  Fotoğraf çekimini o mu yapardı, bilmiyorum. Kocaman bir ayaklı makine gelir, bizler ile tek tek ilgilenir ve güzel bir fotoğraf olması için çaba gösterirdi. Şu anda o dükkanda başka bir işletme var. Eski fotoğraf yok. Ben şu anda ki durumu gösteren bir fotoğraf ekliyorum (Resim 6).
Okulun çok geniş bir arşiv odası vardı, burada eski öğrencilerin sınıf olarak çekilmiş fotoğrafları ve karne örnekleri bulunurdu. Bu odada ayrıca haritalar, organları gösteren alçıdan maketler ve ders araçları bulunurdu. Ben harita ve ders araçları kolu olduğumdan bu odaya sık giderdim. Kapısı hiç bir zaman kilitli değildi. Burada, bir gün Refik bey bana, benden önceki kardeşlerimin belgelerini göstermişti. Şu anda bu belgeler nerelerdedir hiç bir bilgim yok.
Gazoz' un içine atılan nohut ile birlikte birlikte içilmesinin , kavrulmuş kuş yemini yemenin lezzetlerini orada tattım ve zevkine vardım. Güzel günlerdi.

Okul hakkında kısa bilgi

Aşağıda olan bilgiler Bay Yusuf Düvenci tarafından verilmiş bilgilerdir. Okulun gerçek tarihçesi anlatılmaktadır.

Yusuf R. Düvenci
Osman Bey;
Bedraka-i İrfan 1889(İzmir'deki ilk Müslüman Kız Okulu, kurucusu dedem Yusuf Rıza Efendi, müdürü büyük annem Zehra Hanımdır), Dar-ül İrfan, 1898, kurucusu ve yöneticisi;dedem Yusuf Rıza Efendi, İzmirde kız ve erkek öğrencilerin birlikte olduğu ilk Karma Eğitim kurumudur.
Dedemin vefatından sonra isim degişikliği ile; Yusuf Rıza Okulu 1931 yılında babam Adnan Düvenci ile eğitim hayatına devam etmiştir. Ben; Yusuf Rıza Düvenci 1959-60 mezunuyum. Okul 1989 da bizim tarafımızdan tatil edilmiştir...
Her yıl, ilk okula yeni başlayan 5 öğrenci, mezun oluncaya kadar, okula ücretsiz olarak kabul edilmiş.




Darülirfan Mektebi / Yusuf Rıza Mektebi:Kayıtlarda okulun açılış tarihi 1899  (Rumi 1315) olarak geçiyor. Bu okul Dar-ül-irfan adında idi. Yeri Arap fırını caddesi. 1901 yılında Dar-ül irfan okulu (erkek okuludur) Başdurak civarına taşınınca (Kerimağalar konağı), bu boşaltılan yerde BEDRAKA-İ-İRFAN adı altında kız okulu açılmış.(1), (2)
Yunan işgalinin ardından Darülirfan Mektebi, 1922-23 ders yılında Kestelli Caddesine taşınmıştır. Burası daha sonra yeni ve modern binanın yapılacağı, günümüzde otopark olan yerdir.
Okulun kurucusu Yusuf Ziya Efendi’nin 1929 yılı Aralık ayı başında vefat etmesi üzerine, varislerinden oğlu Adnan (Düvenci) Bey, Darülirfan’ın müessis ve müdürlüğünü üstlenmiştir. Maarif Eminliği’nin 10 Şubat 1930 tarihli ve 1414 numaralı tezkeresiyle bu resmen onaylanmıştır. Bu tarihlerde mektebin ismi de ilk kurucusuna izafeten “Yusuf Rıza Özel Mektebi” şeklinde değiştirilmiş olduğu düşünülmektedir. Bu okulun eğitim süresi beş yıl olan mektep iptidai derecededir. İki katlı binanın 6 dershanesi bulunmaktadır. Kâgir olarak inşa edilen bina kısmen iyi haldeydi. Cumhuriyetin ilanından sonra, Darülirfan’ın Ödemiş şubesi de açılmıştır. Okulun kurucusu Yusuf Ziya Efendi’nin 1929 yılı Aralık ayı başında vefat etmesi üzerine, varislerinden oğlu Adnan (Düvenci) Bey, Darülirfan’ın müessis ve müdürlüğünü üstlenmiştir. Maarif Eminliği’nin 10 Şubat 1930 tarihli ve 1414 numaralı tezkeresiyle bu resmen onaylanmıştır. Bu tarihlerde mektebin ismi de ilk kurucusuna izafeten “Yusuf Rıza Özel Mektebi” şeklinde değiştirilmiş olduğu düşünülmektedir.Okulun ana kısmı 1933 yılı Ağustos ayında tesis edildi ve Frolayn Tilde Gşadle’nin idaresine bırakıldı. Bundan sonra okulun adı, “Ana ve İlk Yusuf Rıza Mektebi” olarak anıldı. Mektebin ana kısmı, Salepçioğlu Camisi’nin arkasındaki İstanköy Hamamı civarında Esnaf Şeyh sokağındadır. Okul binasının 1934 yılında yanması üzerine eğitime ara verilmemesi için, 1934-35 ders yılının öğrenci kayıtları burada yapıldı. Yusuf Rıza Mektebi 30 Eylül 1935 tarihinde yeni binasında törenle eğitim ve öğretime başladı. Aşağıda bulunan fotoğraf, binanın yangın öncesi ve harf devrimi yapıldığı tarihten sonrasına aittir. Yaklaşık yılı 1928 (2)

 
Kaynaklar
  
1-  Muzaffer Tepekaya 
http://ataturkilkeleri.deu.edu.tr/ai/uploaded_files/file/dergi_27/02%20Muzaffer%20Tepekaya.pdf
2- Aytaç Demirci ve Yusuf Rıza Düvenci imzasını taşıyan Bir Mücadele Gazetası! Demokrat İzmir. YapıKredi yayınları 2018


Copyright hakları vardır. 2014

Yeni dosyalar yazıldıkça siteye eklenecektir.

Osman Koçanaoğulları - İZMİR



 

15 Nisan 2018 Pazar

Coğrafya ödevi

Coğrafya ödevi - İzmir 

Telif hakları vardır. Telif hakları (COPYRIGHT) dosyasını okuyunuz 


Anılarım olduğu yer günümüz İzmir inde Cumhuriyet meydanı, Atatürk Heykelinin olduğu alan. Orta okuldayım .1963-64 öğrenim yılı. Coğrafya ödevi, konu ülkeler coğrafyası. ( Coğrafya hocamız Ayla Serbes). Ödevde  duvar panosu hazırlanır. Panoda ülkenin haritası,  özellikleri, pulları, ekonomisi yazılırdı. Benim ödev konum Belçika. Bir başka ülke ödevi olan arkadaşımla duvar panosu için resim, fotoğraf ve diğer belgeler için konsolosluklara gitme kararı aldık. Önce benim ödevim içi Belçika konsolosluğu olan bu yere gittik. Kapıyı çaldık, bizi bir görevli karşıladı. Neden geldiğimizi anlattık. Kapıda biraz bekledikten sonra bizi içeriye, büyük bir bahçeye aldılar. Biz bahçede beklerken, konsolos olduğunu söyleyen bir bey geldi. Neden geldiğimizi anlattık. Çok güzel Türkçe konuşuyor idi. Bizi bahçede bulunan masanın etrafına oturttu. Kek ve limonata ikram etti. Bu arada epey de doküman verdi. Teşekkür ettik ayrıldık. Kapıya kadar bizi geçirdi. 
Anılarımı yazmaya karar verince, araştırdım. Bu bina Konsolosluk öncesi, Belçika vatandaşı da olan İzmir de yerleşik Levantenlerden Verbeke ailesine aitmiş. Daha sonra Belçika konsolosluğu olmuş.  Günümüz de yerinde Anıt apartmanı bulunmaktadır. Anıt apartmanının yapılış tarihi 98.








Copyright hakları vardır. 
Copyright dosyasını okuyunuz




Osman Koçanaoğuları