Bir zamanlar İzmir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bir zamanlar İzmir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Aralık 2020 Cuma

Aya Vukla (Agios Voukolos) kilisesi, İZMİR

Aya Vukla (Agios Voukolos) kilisesi, İZMİR















Bu kilisenin yapımı    hakkında çok fazla bilgi sahibi değiliz.
Rumların tanımı ile Agios Voukolos, batılı diğer ülkelerin St. Voukolos, bizlerin tanımı ile de Aya Vukla kimdir?.  
Ortodoks kayıtlarında İzmir'in , o dönemde ki adı ile Smyrnnanın ilk Piskoposudur. Göreve  St. John tarafından getirilmiş. Kendinden sonra da Polycarp göreve gelmiş (1)
Söz edilen kiliseye, bu kişinin adı verilmiş. Yapım tarihi 1866 (2). Yerel Rumlar tarafından yaptırılmış.  Günümüz Kapılar semti, Etiler Mahallesinde, 1257, 1274 ve 1281 arasındaki alanda bulunmaktadır ve sanat merkezi olarak kullanılmaktadır (3)
Pagan dönemine ait bir mabet üzerine inşa edilmiş (2)
Burası ile ilgili yanlış bilinenler bulunmaktadır. Bu konulara değineceğim.
1- Bulunduğu yer bazılarını tarafından 1922 öncesi Rum bölgesi olarak da tanımlanmış. Bu bölge, Türk ve Yahudilerin birlikte yaşadığı bir bölge. Bildiğimiz kadarı ile burada Rumların yaşadığı ev sayısı çok az.
2- Kilise her ne kadar Ortodoks Rumlar tarafından yapıldığı söyleniyorsa ad, 1922 öncesi orada yaşamış olanlar anlattıklarına göre Ortodoks Ermeniler tarafından kullanılmıştır. Kilise Ermeni bölgesine komşu bir yerleşimdedir. Bu kullanımın resmi bir belgesi şu anda yok ama, orada o yıllarda yaşamış kişilerin hepsinin bildiği bir durumdur. Yazdıklarım da bu kişilerden duyduklarımdır. 
3- Bu kilise, 1922 yılında İzmir'in hemen kurtuluşu öncesi yine burada yaşayanlar tarafından hiç hoş anılmayan bir kilisedir. Silah deposu ve gaz yağı deposu olarak kullanıldığını rahmetli halam anlatırdı. O yıllarda orada yaşayan bazı kişilerin bildiği ve anlattığı bir durumdur. Bir belgesi yok. Keşke olabilse. Alexander MacLachlan (O yıllarda Amerikan koleji müdürü), İzmir'in kurtuluşundan sonra İzmir'de bombalama olaylarına karışmış Ermenilerin varlığından söz eder(4) 
Peki, bu kiliseyi kim depo olarak kullanmış ?. Bizlerin kullanmadığı kesin. İzmir hala işgal altında. Türkler  burayı nasıl kullansınlar ki ?. Bu sokaklarda oturan Musevileri de bu işi yapmadığı biliniyor, ayrıca neden yapsınlar ki !. 


KAYNAKLAR

1- Wish Trees’ Attract Visitors in Saint Voukolos Greek Orthodox Church
https://eu.greekreporter.com/2015/08/24/wish-trees-attract-visitors-in-saint-voukolos-greek-orthodox-church/
2- Aya Vukla kilisesi
http://www.levantineheritage.com/ayavukla.htm
3- Aya Vukla (Aziz Vukolos) Kilisesi
https://izmir.ktb.gov.tr/TR-210608/aya-vukla-aziz-vukolos-kilisesi.html
4- A Potpourri of Sidelights and Shadows from Turkey – Alexander MacLachlan – 1938, Kingston, Canada


Osman Koçanaoğulları

28 Temmuz 2020 Salı

İzmir valisi Rahmi bey hakkında ilginç notlar

İzmir valisi Rahmi bey hakkında ilginç notlar





Bu yazıda söz edilen mektuplar bana ilginç geldi.
İzmir valisi olarak 29 Eylül 1913 - 13 Ekim 1917 tarihleri arasındadır. !3 Ekimde görevden alındıktan sonra, İstanbul'a hakkında açılan soruşturmalar nedeni ile gitmiş. Sonuçta da soruşturmalar, kendisinin verdiği ifadeler olmasına rağmen sonuçlanmamış, Mondros mütarekesinden bir hafta önce İstanbul'u işgal eden İngilizler tarafından 144 kişi le birlikte Malta adasına sürgüne gönderilmiştir. Sürgün hayatı 1921 yılında esir değişimi ile sonlanmıştır.
Valiliği döneminde İzmir' de çok önemli sosyal, kültürel ve yapım işlerini yapmıştır. İzmirin 1915 yılında bombalanması sırasında (yenikale) gösterdiği dik duruş ve İzmiri işgal etmek isteyen İngilizlere verdiği cevap takdir edilmesi gereken bir tutumdur.
Valiliği sırasında sadece Türklere değil, Rum, Ermeni ve Yahudiler ile Levantenlere iyi ve adil davranmıştır. İngilizler ile yakın ilişkisi de vardır.
Aşağıda iki tane mektup göreceksiniz. Mektup 1921 yılı Near East adlı dergide yayınlanmıştır. Bu dergi daha çok ticaret ile ilgili bilgiler vermektedir. Zaman zaman İşgal döneminde olan olaylar hakkında da muhabirlerinin gönderdiği yazıları yayınlamaktadır.
Mektuplar, asker kökenli, diplomat, gezgin, haber alma görevlisi de olan Aubrey Herbert tarafından yazılmıştır.
Kendisi Rahmi bey'in serbest bırakılması için epey çaba göstermiştir. Konunun avam kamarasına da geldiğini biliyoruz.
Mektupların orijinal şekiller yazıya eklenmiştir.
Bu mektupların, serbest kalmasında etkili olup olmadığı bilinmiyor.
İlk mektup, Rahmi beyin, kendisine yazdığı mektuba verdiği cevaptır. Mektupta, serbest bırakılmaması üzerine üzüntülerini içermektedir.
April 27, 1921. Dear Rahmy Bey , - I am much obliged for your letter of thanks to me, which was, however , quite unnecessary, as all the thanks should come from men like myself. I am very sorry that my efforts to achieve your liberation have been unavailing . There are a number of people in this country who know of the great kindness with which your Excellency consistently treated English men and British prisoners during the war. All who know the facts are sorry and ashamed that you should have been treated with such gross ingratitude.
I am , yours sincerely ,
(Signed ) AUBREY HERBERT
İkinci mektup, adı geçen kişinin, Near East dergi editörüne gönderdiği mektuptur. Bu mektupta da Rahmi bey'in iyiliklerinden ve bulunduğu durumdan söz etmektedir. Bu arada, İzmirin işgaline yaşanan katliamlara da değinmektedir. Mektubun bir kopyası avam kamarasına da gönderilmiş.
May 5, 1921 sayfa538
THE CASE OF RAHMY BEY.
TO THE EDITOR OF “ THE NEAR EAST. "
Sir , - Readers of THE NEAR East are familiar with the question of Rahmy Bey ' s imprisonment at Malta . During the war, Rahmy Bey, Governor of Smyrna, showed very unusual kindness to British residents and British prisoners at Smyrna. The British Government took the unprecedented step of thanking 'him , during the war, through Sir F . Elliot,
our representative at Athens. When the Greeks landed on April 21, 1919, and the massacres occurred , Rahmy Bey ,
after being treated with considerable indignity by the Greeks, was taken on a British cruiser and sent to Malta .
Since then he has been imprisoned in Malta , separated from his wife and children , without any charge being pre ferred against him . I have several times pointed out in the House of Commons that his treatment was against all our traditions, and, in fact, against the traditions of honour and gratitude. The other day, I received a letter from Rahmy Bey , thanking me, in formal terms. I enclose my answer.
I shall be grateful to you if you will publish . - I am , etc.,
AUBREY HERBERT.
House of Commons, April 27, 1921.
İlave kaynaklar

27 Temmuz 2020 Pazartesi

İzmir basketbol anıları 1967-1972.. Bölüm 1

İzmir basketbol anıları 1967-1972.. Bölüm 1

Telif hakları vardır. Telif hakları (COPYRIGHT) dosyasını okuyunuz 

Atatürk spor salonu, günümüz Vestel arena Voleybol spor kompleksi. (neden arena derler, o da ayrı bir konu, ben bu tanımlamayı da sevmem)

Şimdi gelelim esas konuya.
Bu yapının olduğu yerde Atatürk spor salonunun açılış tarihi olan 1966 yılından önce, bildiğim kadarı ile mülkiyeti Altınordu kulübüne ait olan ve halk arasında " Halk sahsı " olarak bilinen bir futbol sahası vardı. Toprak zeminli idi. Burada daha çok amatör maçları oynanırdı. Atatürk spor salonu, salonun doğu kısmına olimpik yüzme havuzu ve onun bitişiğine de , bir ara PTT tarafından kullanılan daha sonra Özel Altınordu hastanesine dönüşen, mülkiyeti Altınordu spor kulübüne ait iş hanı yapıldı.
Bu salonda, açıldığı yıllarda voleybol ve basketbol maçları izledim. Daha sonra, kısmet oldu, oyuncu olarak ta bu salonun nimetlerinden yararlandım. Salonun güncel durumunu bilmiyorum. Sizleri, aktif spor yaşantımın olduğu 1969 , 1972 arasına götüreceğim. Salonun özelliklerinden söz edeceğim.
Salonun krokisini de çizebilirim ama konu dışında. Gelelim salon, salon özellikleri ve o yılların spor yaşantısı. Öncelikle bu salonu, daha sonrada Celal Atik spor salonunu yazacağım.
Atatürk spor salonu, yapıldığı yıllarda çok modern bir salondu. Söz ettiğim yıllarda, hemen her günüm, yaz ayları dahil, antrenman ve maçlar ile geçerdi. Aşırı bir basketbol oynama tutkum vardı o yıllarda. Sonra birden bu tutkum kesildi.
Salonun etkili olabilecek bir havalandırma sistemi yoktu. Maçlar esnasında, seyircilerin içtiği sigaraların dumanı, biz oyuncuları çok rahatsız ederdi. Bazen, maç esnasında sigara içilmemesi duyuruları yapılırdı. Sigara içenler, salonun kuzey ve güney tarafında olan , kantinler de bulunan, açık ve kapalı geniş bölümlere geçerlerdi. Ama yine de buralardan salon içerisine yoğun sigara dumanı gelirdi. Bu durum gerçekten ciddi bir sorundu. İyi ısındığını hatırlıyorum ama ısınma ne şekilde yapılır aklımda kalmamış. Belki de seyircilerin nefesleri ile ısınıyordu. Bu olabilir, çünkü kış ayları antrenmanlarında üşürdük. İki taraflı, içinde 6-7 tane duş bölümü olan soyunma odaları, kaloriferli idi.
Mükemmel bir parke zemini vardı.
Bir başka sorun, salonun sabah daha az olmak üzere özellikle de öğleden sonra salonun içine güneş ışığının girmesi idi. Salonun devasa , buzlu cam ile kaplanmış cam bölümleri, doğu ve batı yönüne bakardı. Daha sonra bu sorunu perde ile çözdüler. İşin garip tarafı, o perdeler her halde hiç yıkanmazdı, zeminden yüksek olmasına karşın altına gelindiğinde resmen izmarit kokardı.
Sıcak su sorununu en azından ben hiç yaşamadım. Belki birinci lig takımında olmamdan idi, bilmiyorum. Ancak yaz ayları tek başıma ya da daha sonra anlatacağım basketbolcu büyüklerim ile ( başka takım oyuncuları da dahil) ile çalıştığımda sıcak su hep vardı.
Salonda, amatör küme basketbol-voleybol maçları, bazı kulüplerin ( hatırladığım kadarı ile 1. ve 2 lig voleybol ve basketbol) antrenman ve maçları, aslında okullar dahil tüm voleybol ve basketbol maçları güreş ve boks müsabakaları da yapılırdı. Bir ara müzik ve diğer gösterilerde burada yapıldı.
Hasbelkader geldiğim basketbol yaşantım nedeni ile, yaz aylarında da salon, tek kişi de olsam bana hep açılırdı.
Günümüzde Celal Atik spor salonu olarak adlandırılan, o yıllarda Spor ve sergi sarayı olarak bilinen, Basmane fuar kapısına çok yakın spor salonu vardı. Burada, bazı okul maçları yapılırdı. Zemini asfalt idi. Burada 1964-65 yıllarında Türkiye basketbol şampiyonasına da misafirlik etti. Ankara kolejinin ve Muhafız gücü takımlarının efsane oyuncularını orada gördüm. Burada , oynadığım okul ve kulüp takımlarında sadece fiziki yapım nedeni ile yer alırdım, oynatılmazdım, haklılar idi çünkü top tutmasını basit bir turnike dahi bilmiyordum. Sonra bir muhterem ortaya çıktı ve beni bir yerlere taşıdı. Bu salon çok bakımsızdı. Soyunma odalarını anlatmaya bile gerek yok. Altay A takımı ile bir kez burada antrenman yapmak durumunda kaldık. Ben yine bilgim-görgüm artsın diyerek bu antrenmanlara alınırdım. Atatürk salonu galiba bakımda idi. Antrenman sonrası Rahmetli Rıdvan Burteçin, salona gelmiş, salonun o halini görünce de yetkililerin epey kulaklarını çınlatmıştı.
Osman Koçanaoğulları

22 Ocak 2020 Çarşamba

İkiçeşmelik caddesi ve çeşmeleri

İkiçeşmelik caddesi ve çeşmeleri

Telif hakları vardır. Telif hakları (COPYRIGHT) dosyasını okuyunuz 


İkiçeşmelik adının nereden geldiği, söylenip durur. Bir çok kişi, bu adın, orada günümüzde var olan 2 adet çeşmeden geldiğini düşünür. Ancak böyle değildir. Bu açıklama sadece " Şehir efsanesidir"
Bu caddenin günümüzde olan adı Eşref paşa caddesidir. Ancak, yerel yerleşikler, Mezarlık başından başlayan bu caddeyi İkiçeşmelik caddesi olarak tanımlar. Bu cadde " İkiçeşmelik caddesi " olarak 1876 Lamec Saad, 1913 Bon İzmir planlarında belirtilmiştir. 



Fotoğrafta gördüğünüz çeşmelerden, üstte olan eski döneme aittir. XX yüzyıl başlarında, İkiçeşmelik caddesi genişletilirken ve burada var olan Ulu mezarlık kaldırılırken, var olan çeşme aşağıda açılan yolun çok üstünde kalmıştır. Ortaya böyle bir durum çıkınca, eskiden var olan çeşmenin altına ikinci çeşme yapılmıştır. Ancak bu iki çeşme, bu caddenin adı olan "ikiçeşmelik caddesinin " adının nedeni değildir.  Bu caddenin günümüzde olan adı Eşref paşa caddesidir. Ancak, yerel yerleşikler, Mezarlık başından başlayan bu caddeyi İkiçeşmelik caddesi olarak tanımlar. Bu cadde " İkiçeşmelik caddesi " olarak 1876 Lamec Saad, 1913 Bon İzmir planlarında belirtilmiştir. 

Altta bulunan çizim, burasının genişletme önce ve sonrasını göstermektedir. Genişletme, anlaşıldığı gibi Eşrefpaşa camisine kadar devam etmiş.  Çeşmeden camiye kadar olan bölümde ki istinat duvarı bu durumu göstermektedir.



Bu caddenin adı olan " İkiçeşmelik " adı nereden geliyor ?. Elimizde belirli bir belge yok.1830 lu yıllarda da bu caddenin adının İkiçeşmelik olduğunu biliyoruz.
Bütün ülkelerde, sokak ve cadde adları;
1- Ulusal kahramanlar.,
2-Bilim ve sanatta önemli kişiler,
3-Tarihi bir olay.,
4- Orada yaşamış olan kişi.,
5- Orada var olan bir yapı
6- Orada var olan doğal bir yapı.
gibi nedenler ile verilmiştir. Ülkemizde de böyle.
Bu caddenin adı İkiçeşmelik ise burada iki adet çeşme olmalı. Ya ya yana, ya  bir birine yakın ya da  karşılıklı olmalı. Bu konuya açıklama yapabilecek resmi bir belge yok. 


Osman Koçanaoğulları
İZMİR


30 Kasım 2019 Cumartesi

Osmanlıda Paralı yol - İZMİR

Osmanlıda Paralı yol -  İZMİR









Fotoğraf, Halkapınar deresinin  denize açıldığı yerden çekilmiştir. Kamera, denize bakmaktadır.  Oklar ile işaretli yer, söz edilen paralı köprüdür.

1 Aralık 1861 tarihinde, İzmir'li bir Levanten tüccar olan Charnaud tarafından yaptırılan Bornova yolu ve bu yola açılan köprü "paralı köprü " olarak bilinmektedir. Yol, günümüzde hemen hemen yok olmuş olan Halkapınar deresinin denize ulaştığı yerde olan bir köprüdür ve eski Bornova ağaçlı yol ile Bornovaya ulaşır. 
Alınan ücret, yolun kullanımı için alınan bir ücrettir ama para alımı köprünün başında alındığı için burada olan köprü " Paralı köprü" olarak adlandırılmıştır. Bu ücret  köprünün başında olan bir görevli tarafından gelen ve de geçen her kişiden alınıyordu. Amaç,  başlangıçta ihracat için İzmir'e gelecek olan malların Tepecik kervan  (kemer)  köprüsünde yoğunluk nedeni ile çok bekliyor olması ve yeni bir yol yapılması gerekliliği idi. O yıllarda Levantenlerin bir bölümünün Bornova da yaz evleri vardı. Köprünün açılışı daha sonra da Bornova tren hattının yapılması sonucu, eskiden yaz aylarında Bornova da yaşayan Levanten aileler, artık yaz-kış Bornova'da oturur olmuşlardır. Bu köprü ve Bornova yolu (günümüzde halen, kısmende var olan ve Halkın Ağaçlı yol olarak tanımladığı yol) Yap-işlet uygulamasının da belki ilk örneklerinden biridir.

Aşağıda olan kroki, çevre yollarının henüz açılmamış olduğu 1980 li yılların ilk dönemlerini göstermektedir. Krokiye uyum sağlayabilmek için, günümüzde var olan binalar gösterilmiştir.











2- Altan Altın .,Bornova’ya giden vapur



Osman Koçanaoğulları

28 Kasım 2019 Perşembe

Şeyh Bedreddin ve Şeyh Şemseddin-İZMİR

Şeyh Bedreddin ve Şeyh Şemseddin-İZMİR



Yazının konusu olan Şeyh Bedreddin, Simavna kadısının oğlu olarak bilinen Şeyh Bedreddin olmayıp farklı bir kişiliktir.
Zaman dilimi 1880 ler gibidir.
Bu iki kişi hakkında, Halit Ziya Uşaklıgil İzmir hikayeleri kitabının " İki sima " adlı bölümünde geniş bilgi vermektedir. 
Halit Ziya Uşaklıgil, bu iki kardeşten çok etkilenmiştir. 
Bir birlerine ikiz kardeş gibi benzerler. Şemseddin Bedreddin'de 10 yaş kadar daha büyüktür. Her ikisi de ayni kıyafet içindedirler. Evleri, Tilkilikte bulunan ulu çınarın ötesinde, fakir bir semttedir. Zayıf ve soluk yüzlüdürler.
Evlerinden çıkıp dergahlarının bulunduğu Tilkilik yokuşundan çıkarken, etrafta bulunan esnaf ya da yoldan geçenler, kendilerine selam verirler. Kendileri de selamları başlarını hiç kaldırmadan alırlar.
Kendileri Nakşibendidir. Dergahları, Tilkilikte bulunan kahvehanenin karşısında bulunan yokuşun sonlarındadır (Bu yokuş eski adı ile Osmanzade yokuşudur, günümüzde ise 945 sokaktır).  Yokuş çıkılınca, önce sol tarafa sapılır, daha da ilerlenir ve dergaha varılır. Dergah ta yaşadıkları ev gibi viranedir. 
Yolda yürürler iken, Büyük şeyh Şemseddin önde, küçük şeyh Bedreddin ağabeyini 20 adım kadar arkadan takip eder. Evden beraber çıkar ve beraber eve dönerler.Yolda, bir birleri le hiç konuşmazlar. Şeyhlik babalarından kendilerine geçmiştir. Yine babaları zamanından kalan bir zenci bacı kendilerinin ev işlerini görür.
Şeyh Şemseddin, bir saat kadar sonra da Şeyh Bedreddin vefat eder. Her ikisi de seccadeleri üzerinde vefat etmişlerdi. Cenaze namazı Tilkilikte (Hatuniye camisi olmalı) kılınır. Cemaat çok kalabalıktır. Dergahlarına defnedilir. Tarif ettiği dergah, olasılıkla Emir Sultan veya emir Sultan dergahı çevrelerinde bulunan bir başka dergahtır. Bunları anlatan yazar, kabirlerinde mezar taşlarının olmadığını, belki birilerinin de mezar taşlarını yaptıracağı konusunda ümitlerini de yazar.

Basmane 1297 sokakta bulunan ve Şeyh Bedreddin türbesi yazan yer ile bu iki kardeşin bir ilgisi yoktur. Burada defnedilen kişiler farklı kişilerdir. Bu konu; Mısri dergahı - Basmane, İzmir adlı dosyada işlenmiştir.  

Burada yanıtının bulunması gereken bazı noktalar ortaya çıkıyor. Söz edilen Nakşibendi dergahı, acaba günümüz Emir Sultan türbesi midir ?, ve kabirleri hala orada mıdır ?. Bir başka Nakşibendi dergahından söz ediliyor ise, bu dergah nerededir ?





Osman Koçanaoğulları
Ekim 10  2019


27 Kasım 2019 Çarşamba

Basmanede zaman yolculuğu

Basmanede zaman yolculuğu

Telif hakları vardır. Telif hakları (COPYRIGHT) dosyasını okuyunuz 


İzmir ile ilgili olarak Barbie du Bocage tarafından  tahminen 1800 başlarında çizilmiş bir plan vardır. Bu plan, İzmire ait olan elimizde bulunan planlar içerisinde en eski tarihhli olanıdır. Söz edilen kişi coğrafyacıdır.  İzmire hiç gelmemiş ve okuduklarından yola çıkarak, 1819-1815 tarihleri arasında  İzmir planını hazırlamıştır. Okudukları da 1800 öncesine ait olmalıdır. Hataların olmasına karşın, bir çok yer doğru olarak çizilmiştir. 
Bu planlarda , o tarihlerde olması gereken Çorakkapı camisi işaretlenmemiştir. Musalla olarak bilinen  ve günümüzde Altınparkın olduğu alanda olan Türk mezarlığı da doğru işaretlenmiştir. Yine bu haritada, günümüzde Anafartalar caddesi olarak bilinen, Basmane girişinden itibaren Konak Atatürk meydanına kadar olan yolun da önemli bir bölümü doğru olarak işaretlenmiştir. Yine Mezarlık başı, Agoraya çıkan yol, Aya yani kilisesi de doğru olarak işaretlenmiştir. Planda var olan çeşmenin doğru olup olmadığı hakkında bir bilgimiz yoktur. 
Plan üzerine, çeşme, kahvehane gibi detaylarda yazılmış. (c) ile işaretlenen bir çeşmenin varlığını gösteren bir yazı ama burası ayni zamanda günümüz  Anafartalar caddesinin Basmaneden giriş yeri.



Aşağıda olan gravür, büyük olasılık ile 1800 yüzyıl sonları ile 1900 başları olmalı.  Fotoğrafın bize göre sol tarafında olan binalar, 1920 fotoğraflarında bile ayni şekildedir. Bu sıra Basmane hamam sırasıdır. Oldukça doğru çizilmiş bir gravür.  Arka planda Kadifekale, günümüze ulaşamayan Ulu çınar, altında çeşme ve Mezarlık (Faik paşa mezarlığı-Musalla. Selvi ağaçlarının olduğu yer)  görülmektedir.




1800 sonlarına geliyoruz. 
Aşağıda 2 fotoğraf var (Fotoğraf 1 ve Fotoğraf 2)

Fotoğrafların çekilme tarihini tam olarak bilmiyoruz ama "Fotoğraf 1"  daha önce tarihe ait olmalı. Halit Ziya Uşaklıgil'in çocukluğunda bir dönem burada yaşadığını biliyoruz. O dönemi ve burada olan yapıları İzmir Hikayeleri kitabında geniş bir şekilde anlatır. 1866 tarihinde doğmuş olan Halit Ziya Uşaklıgil. 12 yaşında buraya gelmiş. 1878 yılında burada yaşıyor. Burada yaşadığı ev, günümüz Sadık bey oteli olan Uşakizade konağı. Anlatılarında, evlerinin tam karşısında bulunan Mısri dergahını anlatır. Yaklaşık 7-8 senede burada kalır. Bu durumda, eski Mısri dergahının en azından 1885 -1886 yılına kadar ayakta olduğu ortaya çıkmaktadır. Dergah binasını ve haziresini çevreleyen duvarlar yerindedir. Bu nedenle bu fotoğraf 1885 veya 1886 yıkı öncesi olmalı. Eski dergah binası diyorum, çünkü yeni dergah binası ve bitişiğinde olan dergah şeyhlerinin evi 1800 sonları veya 1900 başlarında inşa edilmiştir.

Fotoğraf 1


Fotoğraf 2

Aşağıda olan fotoğraf ise Halit Ziya Uşaklıgil' in buralardan ayrıldığı zamana ait olmalıdır. Halit Ziya Uşaklıgil dergahın yıkılmasından hiç söz etmez. Aşağıda olan fotoğrafta artık eski dergahın duvarları yoktur. Selvi ağacının olduğu boş arsa, eski dergah binasının arsasıdır ve buraya, günümüze ulaşan dergah ve ek binaları ile, günümüze ulaşamayan dergah şeyhinin konutu yapılacaktır. Eski dergah binasını çevreleyen duvarlar yıkılmıştır. Fotoğraf daha arka planı göstermediğinden bu alanda dergah binasının olup olmadığını bilmiyoruz ama en azından günümüze ulaşan Dergah misafirhanesinin yapılmadığını da görüyoruz. Çorakkapı camisi ve Basmane hamamı fotoğrafta görülmektedir.

------------------------------------------------------------------------------


Fotoğraf 3, 1900 başlarına aittir. 



1900 başı olmalı. Dergha bitişik olan mezarlığın 1905-1912 arasında kaldırıldığını biliyoruz. Ailem buraya 1912 yılıda geldiklerinde mezarlık yokmuş. 
(a). Günümüze ulaşan Mısri dergahı misafirhanesi (Anafartlar caddei üzerinde)
(b). Mezarlığın duvarı
(c). Mezarlığa ait selvi ağaçları. 















AÇIKLAMASI:
(1). Basmane hamamı. Cami tarafında bulunan odunluk günümüzde yok. Hamam duruyor
(2). Basmane Çorakkapı camisi. Günümüzde var.
(3). Basmane garı (Günümüzde halen var).
(4). Mısri dergahı şeyhi Bedri efendinin evi. Günümüzde yok. Yerinde, altında 2 adet süpermarket (BİM ve ŞOK) olan iş hanı ve otel var.
(5). Mısri dergahı misafirhanesi. Altında dükkanlar. 
(6). Misafirhaneden sonra, yine dergahın mülkü olan, kirada zamanın meşhur çay salonu " Müveddet salonu". Saçak, o binaya ait.
(7). Uşakızade konağının Basmane meydanına çıkıntı yapan bölümü.. 1920 sonlarında burası istimlak edilecek ve cadde genişleyecektir.


---------------------------------------------------------------------------------


Aşağıda olan fotoğraf 1920 yılına aittir (Küllerinden doğan şehir gurubu-Sertaç Sezer).



AÇIKLAMALAR:

1: Basmane Çorakkapı camii mezarlığı (Bu hali ile yok. Bir kaç adet mezar taşı görülüyor )

2: Basmane hamamı odunluğu (Günümüzde yok. Yerinde yarım kalmış bir beton bina var)
3: Basmane hamamı (Halen var)
4: Han.(İsmini bilmiyoruz. Sadece kömür değil diğer malları taşıyan kervanların gecelediği yer olduğunu da biliyoruz. . Şu anda yok. Yerinde otopark var.
5: Burası muhtemelen bir konak. Daha sonra otele dönüştürülüyor. 
6: Burası bir sabahçı kahvesi. Şu anda , üzerinde bulunan otel binası ile birlikte yok. Yerinde otopark var.
7: Benim çocukluğumun piyango bayisi Hasan Tahsin. Arap kökenli. (Şam ya da halep ). 1930 başlarında da burada. 
8: Burası  o bölgedekilerin "Kuşçu Hasan" olarak bildikleri bey' in evi ve iş yeri. Bu hali her halde 1940 lerde betonarme yapıya dönüşmüş. Ben, hayatta olan benden ileri yaşta olan bireyleri de bu betonarme binayı hatırlıyor. Halen var. 
7 ve 8 arasında bulunan sokak, Basmane karakolunun tam karşısına gelmektedir.
9: Tarihi Basmane fırını. Halen var
10: Faik paşa mezarlığı. Burası eskiler tarafından " Musalla " olarak bilinir. 1940 larda Eczacı Faik Ener parkı haline gelir. Daha sonra da bu alana " Şehit Fethi bey ortaokulu yapılır. Günümüzde bu okul, Şehit Fethi bey ilk öğretim okuludur.  Mezarlığın hamama doğru olan bölümünde, belediye pasajı yapılır. Pasaj daha sonra yıkılır. Yıkılma nedeni, binada ki çatlaklar olduğunu işitmişliğim var. Günümüzde,  yerinde günümüzde antik buluntuların olduğu kazı alanı vardır.
11: Temaşalık yokuşu. Günümüzde var. Yol başlangıcında Altınpark eczanesi bulunmaktadır.
12: Sadullah han. Çizgi ile sınırlar çizilmiş alan daha sonraları yıkılacaktır. 1924 tarihli Prost planında istimlak edilmiş olduğu görülüyor. Mal sahipleri mi yoksa dönemin yerel yönetmi tarafından mı yapıldı bilmiyoruz. İstimlak sonrası, günümüzde tem köşede lokmacı ve tatlıcı Öztat var. 
(a): Basmane karakolu. Halen var.
(b): Şeyh bedri efendinin konutu. (Şeyh Bedri efendi, Mısri ve bir başka söyle göre Kadiri şeyhidir ). Günümüzde yok. Yerinde, altında Şok ve galiba Migros süpermarketler olan iki adet iş hanı var.
(c): Mısri dergahının misafirhanesi. Günümüzde, restore edilmiş olarak var

Güncel durum Fotoğraf 2


---------------------------------------------------------------------------------

Güncel fotoğraflar





Fotoğraf 2. Yıl 2018.
 Günümüzde, Basmane garından Altınpark'a bakıyoruz
Basmane hamamı ve Basmane karakolu ve  Basmane fırını dışında dışında günümüze ulaşan bina yok. , 








Fotoğraf 3 : Bu fotoğraf Altınparktan Basmane yönüne bakışı göstermektedir. Fotoğraf 2' nin karşı sırasını göstermektedir)
Geriye sadece (5) Mısri dergah misafirhanesi kalmıştır. .(4) günümüze ulaşamayan Bedri efendinin konutudur.







AÇIKLAMALAR:

1: Basmane Çorakkapı camii mezarlığı (Bu hali ile yok. Bir kaç adet mezar taşı görülüyor )
2: Basmane hamamı odunluğu (Günümüzde yok. Yerinde yarım kalmış bir beton bina var)
3: Basmane hamamı (Halen var)
4: Han.(İsmini bilmiyoruz. Sadece kömür değil diğer malları taşıyan kervanların gecelediği yer olduğunu da biliyoruz. 1930 lu yılların sonu-1940 lı yılların başında , o yıllara göre lüks sayılabilecek döner salonu açıldığını biliyoruz. Sonra yıkılıyor. Boş alana 1960 başlarında Erhan lokantası daha sonrada lokantanın yanında boş olarak duran alana , lokantaya ek olarak Erhan pide salonu açıldı). Şu anda yok. Yerinde otopark var.
5: Burası muhtemelen bir konak. Daha sonra otele dönüştürülüyor. Kaç yılında otele döndürüldüğünü net olarak bilmiyoruz. Otel dönemini hatırlıyorum. 
6: Burası bir sabahçı kahvesi. Benden epey ileri yaşta olan aile bireylerim de burayı hep sabahçı kahvesi olarak biliyor. Şu anda , üzerinde bulunan otel binası ile birlikte yok. Yerinde otopark var.
7: Benim çocukğumun piyango bayisi Hasan Tahsin. Arap kökenli. (Şam ya da halep ). 1930 başlarında da burada. Ailenin hayatta olmayanların anlattıkları kadarı ile buralara gelişi ve burada bu iş yerini aması 1920 lerin ikinci yarısı olmalı. O yıllarda ne iş yapıyor idi tam olarak bilmiyoruz.
8: Burası  o bölgedekilerin "Kuşçu Hasan" olarak bildikleri bey' in evi ve iş yeri. Bu hali her halde 1940 lerde betonarme yapıya dönüşmüş. Ben, hayatta olan benden ileri yaşta olan bireyleri de bu betoarme binayı hatırlıyor. Halen var.
      
    7 ve 8 arasında bulunan sokak, Basmane karakolunun tam karşısına gelmektedir.

9: Tarihi Basmane fırını. Halen var
10: Faik paşamezarlığı. Burası eskiler arafından " Musalla " olarak bilinir. 1940 larda Eczacı Faik Ener parkı haline gelir. Daha sonra da bu alana " Şehit Fethi bey ortaokulu yapılır. Günümüzde bu okul, Şehit Fethi bey ilk öğretim okuludur.  Mezarlığın hamama doğru olan bölümünde, belediye pasajı yapılır. Pasajdaha sonra yıkılır. Yıkılma nedeni, binada ki çatlaklar olduğunu işitmişliğim var. Günümüzde,  yerinde günümüzde antik buluntuların olduğu kazı alanı vardır.
11: Temaşalık yokuşu. Günümüzde var. Yol başlangıcında Altınpark eczanesi bulunmaktadır.
12: Sadullah han. Çizgi ile sınırlar çizilmiş alan daha sonraları yıkılacaktır. 1924 tarihli Prost planında istimlak edilmiş olduğu görülüyor. Mal sahipleri mi yoksa dönemin yerel yönetmi tarafından mı yapıldı bilmiyoruz. İstimlak sonrası, günümüzde tem köşede lokmacı ve tatlıcı Öztat var. Bir başka yazıda Sadullah hanı da yazarım.
(a): Basmane karakolu. Halen var.
(b): Şeyh bedri efendinin konutu. (Şeyh Bedri efendi, Mısri ve bir başka söyle göre Kadiri şeyhidir ). Günümüzde yok. Yerinde, altında Şok ve galiba Migros süpermarketler olan iki adet iş hanı var.
(c): Mısri degahının misafirhanesi. Günümüzde, restore edilmiş olarak var








Osman Koçanaoğulları
İzmir
Kasım 2018

26 Kasım 2019 Salı

İZMİR- Meles deresi (çayı) nerededir ?


İZMİR- Meles deresi (çayı) nerededir ?



Batılılar, bizlerin " Yeşildere " olarak bildiği dereyi hep, yanlış bir şekilde  " Meles deresi " olarak adlandırmışlardır. (1,2,3)
Hatta, Bornova da , Homeros mağaraları olduğu söylenen yerde (günümüz Homeros vadisi - Bornova)  bulunan derenin de orada yaşayanlar tarafından Meles çayı olarak bilindiğini yazan gezginler de olmuştur. Bu konuda bir gezgin, Bornovada olan ve Meles deresi olarak tanımlanan bu derenin gerçek isminin Achelaus " olduğunu söylemektedir (5). Yine bir başka gezgin de gerçek meles deresinin farkına varmıştır (4).Halbuki, antik kaynaklara bakmış olsalardı, hata yaptıklarını göreceklerdi. Gelen gezginlerin bir kısmı, gerçek Meles deresinin, Halkapınar gölünden dopğan dere olduğunun farkına varmışlardır.
Milattan sonra 2. yüz yıldan itibaren, yazılı antik dönem kaynaklarında Meles deresi (ya da çayı), bu dere ve bu dereyi besleyen göl ve gölün dibinden kaynayan ve yer yüzüne çıkan berrak sudan söz edilmektedir. Söz edilen göl, günümüze ulaşmayan Halkapınar gölüdür. Bu kaynaklar, gölden çıkan derenin kısa bir yol gittikten sonra denize ulaştığını, sakin bir akış gösterdiğini, derenin suyunun yaz ve kış devamlı aktığını, yazın sıcak dönemlerde bile suyunun azalmadığını, derde balıkların olduğunu yazmaktadırlar. Batılıların Meles deresi olarak tanımladığı "Yeşildere"  çayı ise hiç böyle özelliklere sahip değildir.
1- Yeşilderenin kaynakları günümüz Menderes civarındadır. Denize varabilmek için çok uzun bir yol kat eder.
2- Yeşildere, yağmurun bol olduğu dönemlerde çok fazla su akıtır. Yaz ve kurak dönemlerde, suyu iyice azalır bazı yıllar da kurumaya yüz tutar.

Peki gerçek " Meles deresi " nerededir....
Antik dönem yazılı kaynakları aslında dereyi çok iyi tanımlamış. Bu dere yani gerçek "Meles deresi " günümüzde kendisini besleyecek olan Halkapınar gölü olmadığı için  sadece atık su taşıyan " Halkapınar deresidir ".....Bu özellikleri,  aşağıda bulunan 1834 tarihli haritada görebilirsiniz.
1- Haritada " mavi " renk ile gösterilen, batılıların " Meles deresi  olarak "hatalı bir şekilde tanımladıkları deredir. Bu dere "Yeşildere çayı " dır.
2- Mavi renk ile gösterilen dere, antik dönem kaynaklarında belirtilmiş özelliklere sahip ve gölden doğan deredir. Gerçek " meles" deresi budur. Bu dere, bizler tarafından " Halkapınar deresi olarak bilinmektedir.
.

Buradan çıkan sonuç, günümüz " Yeşildere " çayının meles olmadığı, gerçek "Meles deresi" nin bizim bildiğimiz Halkapınar deresi olduğudur..
Bir başka önemli  sonuç, Homeros mağaraları bu Meles deresinin yani Halkapınar deresinin yakınında olduğuna göre, Homeros mağaralarının bu dere etrafında aranması gerçeğidir.

Bu arada, Yeşilderenin eskiden deri fabrikalarının olduğu yere olan bölümü halk tarafından " Sinekli " olarak adlandırılırdı. Bu ad olasılıkla, İzmirin eski dönemlerden beri başının derdi olmuş olan sivrisinekler nedeni ileverilmiştir.


1- Richard Chandler Travels in Asia Minor and Greece...
2- Francis Peter Weey.: Personal memoirs and letters. Basım tarihi:1861
3- Damascus and Palmyra. : A journey to the east. With a sketch of the state and prospects of Syria. Under Ibrahim Pasha. By Charles G Addison Of the Inner temple. In two volumes Vol 1. Philadelphia: E, L. Carey & A. Hart . 
4- Pen and pencil in Asia Minor or notes from Levant.  William Cochrane. 1888
5- The present state of Turkish empire. By Marshall Marmont. Second Edition. London. Thomas harrison .59, Pall Mall London. 1854








Osman Koçanaoğulları

   

25 Kasım 2019 Pazartesi

İzmir 9 Eylül Panayırı - Eski Fuar


İzmir 9 Eylül Panayırı - Eski Fuar 


Telif hakları vardır. Telif hakları (COPYRIGHT) dosyasını okuyunuz 


Burası ile ilgili olarak, çok geniş bilgiler, kitaplarda hatta internet üzerinde bulunmakta. Bunları burada tekrarlayacak değilim. Farklı bir şeyler yazacağım. Az bilinen belki de bilinmeyen bir şeylerden söz edeceğim. Swiss otel öncesi var olan Efes otelinin yapılışı, günümüz Swiss otele nasıl evrildiğinnden söz etmeyeceğim. 
Bu alan, daha eskilerde Emekli sandığına bağlı Efes oteli,  günümüz Swiss Otelin bulunduğu alandır. Bu alan 1922 yangını ile tamamen yanmış ve geriye de yangınla yok olmuş bir alan kalmıştır.
Bu alanın, ağaçlandırılma sonrası, İzmir panayırının açıldığı dönemlere ait bir kroki çizilmiştir. Buraya ait çok sayıda fotoğraf var. Ancak fotoğraflar hemen 1922 öncesi ve sonrasına aşt olduğundan Copyright hakları olabilir diye düşündüğümden sadece bir adet fotoğraf (Fotoğraf B) paylaşacağım. O fotoğrafın da copyright hakları da yok. yok.o fotoğrafları paylaşmayacağım. Bu fotoğrafların alınması üzerinden 120 yıl geçtikten sonra bu dosyada paylaşacağım. Günümüz durumunu da, oraya gittiğimde, güncel fotoğrafları çeker ve burada paylaşırım.
Şimdi gözünüzün önünde, günümüz Swiss otelinin olduğu alanı canlandırın. İzmirli olanlar ve belirli bir yaşın üzerinde olanlar burasının geçmişini bilirler.
İzmir'in 9 Eylül günü kurtuluşundan sonra bilinen o büyük İzmir yangını olur. Şehrin, Türk ve Yahudi bölgeleri hariç, hemen geri kalan her yanar ve yok olur. Yanan bu yerler Frenk, Rum ve Ermeni bölgesidir. Burası uzun süre yangınlık olarak kalacak bir bölgedir.
Bu yangınlık alanında, günümüz Atatürk heykelinin bulunduğu alanın arkasında, düzenleme yapılır ve burası İzmir 9 Eylül panayırı olmak üzere hazırlanır. Günümüzde bu alanda eski Büyük Efes otelinin devamı olan Swiss otel bulunmaktadır. (Fotoğraf B)




İzmir'de yaşayanların eski fuar olarak tanımladığı fuar aslında 9 Eylül panayırıdır. 1923 yılında toplanan İzmir iktisat kongresi sonrası İzmir'de bir panayır açılması kararlaştırılmış, bu panayır ilk yıllar Mithatpaşa sanat enstitüsünde açılmış daha sonra da buraya taşınmış. Burada Kültürpark olarak bildiğimiz yıllarca İzmir Enternasyonal fuarının açıldığı 1936 yılına kadar panayır olarak burada açılmış. 
9 Eylül panayırı olduğu dönemlerde, 1933 yılında bu alanda bir Panayır gazinosu da yapılır. Panayır buradan taşındıktan sonra bu gazino evlendirme dairesi olarak kullanılmıştır. 

Panayır, İzmir Kültürpark alanına taşındıktan sonra, bu alan uzun süre boş kalır. Sadece Evlendirme dairesi işlev görür. Kültürpark alanında yeni evlendirme daire ve salonu açılınca, burası da işlevini kaybeder. 
Boş olan bu alanda 1957 yılında büyük Efes oteli inşaatı başlar ve 1964 yılı Mart ayında inşaat biter ve otel açılır.









Osman Koçanaoğulları
İzmir