13 Mart 2019 Çarşamba

Mısri dergahı - Basmane, İzmir

Telif hakları vardırCOPYRIGHT dosyasını okuyunuz.......

Yazılanlar, ailemden bana aktarılanlar ile Mısri dergahı kurucusu ve dergahın son şeyhinin torunlarından gelen bilgi-belgelerin bir araya toplanması sonucu hazırlanmıştır.
Yıl 1826İzmir-Basmanede kurulacak olan Mısri dergahının kurucusu olan, Atina yakınlarında bulunan Eğriboz doğumlu Mustafa Aziz efendi ailesi ile birlikte İzmir'e gelir.
Yıl 1827Basmane'de Mısri dergahı Mustafa Aziz efendi tarafından kurulur. kurulur. Yeri, günümüzde Basmane 1297 sokak ve Oteller sokağının birleştiği köşedir. Arka cephesi 1297 sokağa (o zamanlarda olan adı ile Fettah sokaktır), yan cephesi oteller sokağı girişine, ön cephesi de Anafartalar caddesine bakmaktadır. Oteller sokağı üzerinde tam karşısında günümüzde Sadık bey oteli olarak 
bilinen bilinen,  o zamanlar bilinen adı ile Uşakızade konağına bakmaktadır. Bu konakta Halit Ziya Uşaklıgil 12 yaşında iken,1878 tarihinden itibaren yaklaşık 7-8 sene ailesi ile birlikte oturmuştur.
Yıl 1840: Dergahın kurucusu olan Mustafa Aziz efendi vefat eder ve naaşı dergahın haziresine defnedilir. Yerine, Şeyh olarak Nuh efendi geçer. Nuh efendinin kaç yılına kadar dergah şeyhliği yaptığını ve kaç yılında vefat ettiğini tam olarak bilmiyoruz. Naaşı, muhtemelen günümüze ulaşmayan ancak 1940 lı yıllarda var olduğu bilinen dergah haziresine defnedilmiştir.
1880 sonları 1890 başları: Dergah şeyhi Ahmet Bedri efendidir. Kaç yılında dergah şeyhliğine getirildiğini, tam olarak bilmiyoruz. Ahmet Bedri efendi , Mustafa Aziz efendinin soyundan değildir. Ahmet Bedri efendinin dedesi  Şeyh Ali efendidir. Şeyh Ali efendi, 1820 lerde bir dönem görevli olarak günümüz Yunanistan topraklarında   bulunmuştur Ahmet Bedri efendinin babasının adı Şeyh Şevkullah efendidir. Ahmet bedri efendi, Şeyh Mustafa Aziz efendinin soyundan gelen Zeynep Kamer hanım  ile evlenir ve dergaha bitişik olan konakta yaşar. Konağın Zeynep Kamer hanım için babası tarafından yapıldığını ailem söylediği için biliyorum. Kendisinden önce dergah şeyhi Nuh efendi midir yoksa bir başkası mıdır bilmiyoruz Ahmet Bedri efendinin babası  Şevkullah efendi dergah şeyhliği yapmış olabilir. (Dergahın günümüze ulaşan tevhidhane bölümünde olan kabirlerden birisi Şevkullah efendiye aittir. 
Yıl 1926; Tekke ve zaviyeler kanunu sonrası, dergah kapatılır. Son şeyh Ahmet Bedri efendi ve ailesi buradan taşınır.
Yıl 1927; Dedem bu konağı satın alır. ve ailesi ile birlikte burada yaşamaya başlarlar. 
Yıl 1927; Ahmet Bedri efendi vefat eder ve Karşıyaka -İzmir de defnedilir.


1927 öncesi Krokisi




Günümüz Krokisi


Anılarım ve bire bir yaşadıklarım
Bu sokak, şehir efsanelerinin anlatıldığı bir bölge. Sokak, günümüzde 1297 sokak olarak bilinir. Ben bu sokak ta dergah ve kabirlerin olduğu binaya bitişik 24 kapı numaralı evde doğdum, ilk gençlik yıllarım 1973 yılına kadar bu sokak ta ki bu evde geçti. Bu ev  Mısri dergahına bitişik  binadır. Şimdi yerlerinde iş hanları var.Şehir efsanesi, kabirlerin Şeyh Bedreddin ve Şeyh Şemsettin'e ait olduğu söylencesidir. Dergah kurucu ve mensup torunlarının verdiği  bilgiler sonucu burada kabirleri olan kişilerin Şeyh Mustafa Aziz Efendi ve Şeyh Şevkullah efendiye ait olduğu gerçeğini ortaya çıkardı. Umarım, adı da artık Şeyh Bedreddin türbesi olmaktan çıkar ve gerçek adı verilir. Bu şehir efsanesinin temeli, her halde Halit Ziya Uşaklıgilin söz ettiği  Şeyh Bedreddin ve ağabeyi  Şeyh Şemseddin dir. 
http://okocana.blogspot.com/2019/11/seyh-bedreddin-ve-seyh-semseddin-izmir.html






Bu bölgede yaşayan eski yerleşikler, buradan ayrıldıktan sonra, bu bölgeye ve bu sokağa daha sonra gelenler, bu dergahın gizli de olsa, zikir için kullanıldığını anlatılmışlar. Ailem buraya bitişik olan eve 1927 veya 1928 de gelmiş. Tekke ve zaviye kanunu sonrası. Tekkelerin kapanmış olduğu dönem. Ne ailem ne bizler, burada hiç bir şekilde zikir yapılmadığını biliyoruz. Zaten dergah giriş kapısı zincir ile kapatılmış idi.  Bunlar sadece hayal ürünü bilgilerdir. Restorasyon sonrası gidip gördüm. Temizlenmiş ama aslına pek te uygun yapılmamış. Keşke restorasyon öncesi orada oturmuş olan çok eski yerleşiklere bilgi almak için başvursalardı. 
Dergahın sokağa bakan ve dergah haziresine bitişik olan o yüksek duvar artık yok. Avluda, zeminden yaklaşık yarım metre yüksekliğinde (etrafı duvarla çevrili) toprak boş bir bahçe vardı. Evimizin de bahçeleri ayni yapıda idi. Aile büyüklerimden duyduğum, bu toprak bahçede mezar taşlarının olduğudur. Bahçede var olan o mezarlık artık yok. Mezarlık olan o yüksek bölüm ortadan kaldırılmış. Ben mezar taşlarını hatırlamıyorum ancak, aile bireylerim hatırlıyor. Her halde 1940 lı yılların ortalarına doğru kaldırılmıştır. Dergahı bizler "tekke " olarak bildik. Sadece ailenin ilk büyüklerinin buraya " cuma tekkesi " dediklerini de biliyoruz.  Halit Ziya Uşaklıgil, İzmir hikayelerinde Mısri dergahında cuma zikir gününden söz etmektedir. Ailemin buraya neden Cuma tekkesi dediğini bilmediğim gibi, bu durumu aydınlatacak bir belgeye de sahip değilim.

Hazirenin zeminden yüksek olan duvarları aşağıda bulunan çizimde kahverengi olarak gösterilmiştir. 


Aşağıda bulunan fotoğraflar 2019 yılında çekilmiştir.









Bu fotoğraf 1880 civarı bir tarihte çekilmiş olmalı. Sol tarafta Çorakkapı camisini, hemen ondan sonra Basmane hamamı görülmektedir. Her iki yapı günümüzde vardır. Basmane hamamı karşısında, içinde selvi ağacının görüldüğü boş alana Mısri dergahı ve ailenin konağı yapılacaktır.




 Osman Koçanaoğulları 
 İZMİR


7 Mart 2019 Perşembe

Sadaka taşları - İZMİR


Sadaka taşları - İZMİR



© Copyright  Copyright dosyasını okumak  için burayı tıklayınız


Sadaka, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için ihtiyaç sahiplerine gönüllü olarak yapılan maddi yardımları ifade eder. Sadaka taşları yardıma muhtaç kişilere yardım için düşünülmüş  bir sıradan taş. Özelliği taşın fiziksel özelliğinden değil, topluma yararı açısından çok önemli. Eskiden, muhtaç insanlara yardım, günümüzde olduğu gibi tantana ile yapılmazdı. Yardımı yapan kişinin kim olduğu bilinmezdi. Yardımı alan kişi de çoğu zaman bilinmezdi. Cami, mescit gibi dini yerlerde bulunan bu taş üzerine para bırakılır, daha sonra da muhtaç olan kişi bu paradan ihtiyacı olduğu kadarını alırdı. Bu gerçekten böyle idi. Amaç yardım ama, insanlık onurunu zedelemeden yardım olarak tanımlanabilir.

Bu taşların bir benzeri Fettah camisini ana kapı girişinde hemen sağ tarafta bulunuyordu. Halen var mı bilmiyorum. Bu taşa para konduğunu hiç görmedim.  Doğup büyüdüğüm 1297 sokakta bu işlevi gören yer, Şeyh Bedreddin  türbesi diye bilinen eski dergah binasının sokağa bakan pencerelerinin önü idi. İnsanlar buraya mum yakıp koyarlar ve dua ederlerdi. Bir gün orada madeni paralar gördük. O dönemi yaşayanlardan da hatırlayanlar çıkacaktır. Ellemedik. Sonra ki günlerde, burayı unuttum. Bir gün, sokakta iken yaşlı bir dedenin, oraya gelip dua ettiğini gördüm. Duası bittikten sonra, başı önde bir şekilde oradan bir şeyler aldığını ve arkasından tekrar dua ettiğini gördüm. Aklıma paralar geldi. Dede oradan ayrılınca, gidip oraya baktım. Orada halen para vardı. Sadece ihtiyacı kadarını almış diğerlerini almamıştı. Anneme, dedenin neden böyle bir şey yaptığını  sordum. Annem, ihtiyacı dışında para almanın günah olduğunu söyledi ve dedenin " kiremit altı fakir " olduğunu söyledi. Kiremit altı fakirin ne anlama geldiğini de o zaman öğrendim. Kiremit altı fakir, fakirliğini, düşkünlüğünü kimseye anlatmayan, dilenmeyen onurlu insanlar demekmiş. Yine annemden " sağ elin verdiğini sol el bilmemeli " ve " verdiğini gören sağ göz ise sol göz görmemeli " ifadelerini öğrendim.
Gördüğüm bu olayı bir kaç kez daha gördüm. Daha sonraları, okul nedeni ile sokakta pek haytalık yapmadığımdan göremedim her halde.
Çocukluğumda dilenen tek kişi vardı bizim oralarda. Lakabı " ama dede " idi. Elinde bir ağaç dalı, " ama dede ye bir sadaka " diyerek sopasını sallayarak dolaşırdı. Yüzü çiçek bozuğu idi. Açıkçası biz çocuklar onun kör olduğuna da pek inanmazdık. O geçerken " ama dedenin banknotlarına bak " derdik.  Bir gün babam, çiçek hastalığı sonrası gözlerinin de kör olduğunu söyledi. Hem ben hem de arkadaşlarım bunu öğrenince çok üzüldük.  Sadaka veren tek-tük kişi de olurdu.
Fettah camisi önünde, 1960 lı yılların ikinci yarısına kadar bayram namazlarında dilenen kişi yoktu. Bayram namazları çok kalabalık olur, cemaat çevredeki bütün sokakları doldurur  idi. Bir ara, bayram hutbesi okunurken, saflar arasında camiye yardım adı altında, makbuz ile para toplama başladı. O zaman imam olan Şaban Hoca, hutbeye ara verdi, ve para toplayanları çok nazik bir şekilde uyardı, açıkçası ders verdi. Bu olaydan sonra, bu yardım parası cami çıkışında toplanmaya başladı. Fotoğraflar Atilla Özdemir


Osman Koçanaoğulları

5 Mart 2019 Salı

Basmane hanları hakkında az bilinenler

Basmane hanları hakkında az bilinenler 


© Copyright  Copyright dosyasını okumak  için burayı tıklayınız


Basmane bölgesinde olan hanların, deve kervanlarının geldiği dönemlerine ben yetişemedim Bu hanlara komşu bir sokakta doğup büyüdüğüm için ve ailemin 1900 başlarından itibaren oralarda olması nedeni ile bu hanlar hakkında bir şeyler biliyorum; bunları yazacağım. Basmane hanları ile ilgili yazılı bilgilerimiz sadece Menzil han ile ilgilidir , o konuda da yeterli bilgi yoktur.
Burada söz edilecek olan hanlar Anafartalar caddesinin Basmane girişinden itibaren, Hatuniye camisine kadar olan hanlardır. Bu hanların bir kısmı günümüze  değişiklikler göstererek, bazıları sadece arsa olarak bazıları da otopark ve dükkan olarak ulaşabilmiştir. 
Aşağıda olan krokide, söz edilecek olan hanları ve nerede oldukları gösterilmektedir.




Şimdi biraz İzmir kent planları üzerinden gidelim.

1- Yıl 1836 Graves planı
Bu planda; (a) ile işaretlenen adının ne olduğunuzu bilmediğimiz muhtemelen bir han belirtilmiştir. Yine bu planda, günümüze kadar ulaşabilen ve halkın kömür hanı olarak bildiği Aşık Mehmetoğlu han işaretlenmiştir. Başka han yapısı izlenmemektedir.Hacı Veli Mumyakmaz camisi bu planda gösterilmemiştir.



2- 1854-1856 Storari planı
Bir önceki Graves planı üzerinden yaklaşık 20 yıl geçmiştir. Var olan 2 hana ilave olarak, günümüze kısmen ulaşan Menzil han eklenmiştir.Bu planda  Hacı Veli mum yakmaz camisi işaretlenmemiş olup günümüz Bıçakçı hanın bulunduğu alanda bir yapı görülmektedir ama burada bir han olup olmadığını kesin olarak söylemek pek mümkün değildir.



3- 1876 Lamec Saad planı
1836 tarihi üzerinden yaklaşık 50 yıl geçmiştir. İlave olarak, basmane hamamı sırasında oluşan ve adını bilmediğimiz bir kömür hanı eklenmiştir (Planda " 7" numara). Bu hanın  1930 lara kadar kömür hanı olarak kullanıldığı, orada oturanların aktardıkları bilgilerdendir, belgesi yoktur.


Anafartalar caddesinin Basmane girişinden itibaren, Hatuniye camisine kadar, bildiğimiz 4 adet han vardır. Bunların tam yapım tarihlerini bilmiyoruz. Sadece var olan İzmir kent planları üzerinden ve bize büyüklerimizden aktarılan bilgilere dayanarak yapım tarihleri hakkında yorum yapabiliyoruz. Bu arada, konu ile ilgilenirken kent planlarında burası ile ilgili  ilginç noktalarda gördük. En ilginci, 1700 başlarında yapıldığına ait vakfiyesi olduğu söylenen Hacı Veli Mum yakmaz camisinin, 1836 ve 1856 planlarında gösterilmemiş olmasıdır.  Acaba, planlarda mı bir hata var, yoksa caminin vakfiyesi mi hatalı?, veya cami burada cami değil de dikkati çekmeyen bir mescit mi vardı ?. 1876 planında söz ettiğim cami, mescit olarak işaretlenmiş.

Kömür hanı nedir, Neden bu bölgede çok sayıdadır ?
Bu bölgede; ana cadde üzerinde iş yerleri, ve ana cadde arkasında ise yerleşim yerleri vardır. Bu bölgenin Osmanlı hatta Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında ısınma, yemek yapmada kullandığı yakıt genellikle mangal kömürü dediğimiz "meşe kömürüdür". Osmanlı ve Cumuriyetin ilk yıllarında sadece, ana caddede paralel bazı evlerde "havagazı" vardır. Bu hanlarda kömür satışı yapılırmış. Benim çocukluğumda, ayakta olan sadece Aşık Mehmetoğlu han ve Menzil han ve Bıçakçı han vardı, buralarda da kömür satılmazdı. Kömür satılan yer, son zamanlarda restore edilmeye başlanan Kılcıoğlu hamamını kalıntılarının bulunduğu alan idi. 

Sonuçta;

1- Menzil hanın 1836 sonrası yapılmış olduğu düşünülebilir.  (Menzil han.,    
https://okocana.blogspot.com/2022/03/menzil-han-izmir.html )
2- Basmane hamamı sırasında adını bilmediğimiz bir hanın 1856 - 1876 arası inşa edildiğini söyleyebiliriz. Kömür hanı olduğunu biliyoruz. Günümüzde otopark olarak kullanılan bir arsadır (Fotoğraf 2). 1950 sonları-1960 yıllarında bu hanın yerinde ve bu hana bitişik olan yerde(Basmane hamamına bitişik), lokanta ve pide salonu vardı. Han, krokide "4" numara ile, Lamec Saad 1876 planında ise "7" numara ile gösterilmiştir. Hanın 1950 lı yıllarda bile han olarak işlev gördüğünü biliyoruz. 
.

Fotoğraf 2



3- Aşık Mehmetoğlu hanın 1835 yılı öncesi yapılmış olduğunu söyleyebiliriz. Bu han bir kömür hanıdır.,
Halk tarafından işleticisi olan İlyas beyin adına izafeten İlyas bey hanı olarak ta söylenegelmiştir. Hanın gerçek ismi bu değildir. 2019 yılı gibi  ziyarete gittiğimde, mal sahiplerinin torunları da ziyarete gelmişler. Benden hanın isminin ne olduğunu öğrenmek istediler. Kendilerine, çocukluğumda, hanın giriş kapısının sağ tarafında, ilk adı " Aşık " olan bir isim olduğunu söyledim. Onlarda böyle hatırlıyorlardı. Devamını hatırlayamadım. 2019 gibi bir konuda çalışırken hanın ismini Kassam defterlerini tercümesinde buldum. Hanın adı Aşık Mehmetoğlu han idi ( 1893-1896 yılları İzmir kassam defterlerinin tercümesi.  Fatma ERBAY.,   Sayfa 339. )
Çift kapılı devasa demir kapısı artık yok. Kapı, çocukluğumda hiç kapanmazdı. Çocukluğumda devamlı açıktı. Ortada develerin su içmesi için ortada tulumbası olan yalaklar vardı. Yer taş döşeli idi ve hayvan barınakları ile kömür depoları, hanın Fettah camisine, 1297 sokağa bakan duvarlarına bitişikti. Buradan da kömür alırdık. 1960 başlarına kadar buradan da kömür alırdım. Buranın en önemli siması Memduh idi. Memduh dediğime bakmayın, yaşlı biri idi, çevre kendisini ismi ile hitap ettiğinden biz çocukların diline öyle yerleşmişti. Memduh, idadi mezunuymuş. Nedendir bilmiyorum hayattan kopmuş ve buna hana sığınmış. Hanın her şeyi ile ilgili kişi idi. Orada yatıp kalkardı. İkinci görevi han girişinde olan " sabahçı kahvesi " ile de ilgilenirdi. Kahvehanenin hem caddeye hem de han içine açılan kapısı vardı. İçinde de fıskiyesi olan bir mermer havuz vardı. Ne zaman bu hale geldi, 1960 lı yıllardan sonra ne oldu bilmiyorum.






4- Adını bilmediğimiz muhtemel iki hanın (1876 planında "2" numara ile , diğer hanın da 1856 planında "7" numara ile  işaretlenmiş olan yer),1836-1856 yılları arasında yapılmış olduğunu söyleyebiliriz. Her iki hanın ne amaç ile kullanıldığını bilmiyoruz ama her ikisi de büyük bir ihtimal ile " kömür hanları" dır.

5-Sadullah hanın 1876 sonrası inşa edildiğini bu tarihte çizilmiş olan Lamec-Saad planında yer almamasından anlıyoruz. Günümüzde yok. Sadece arkada ki sokağa 1297 sokak) açılan ve kapalı olan bir kapısı ve yanında yine hanın sokağa bakan tarafında tadilat geçirmiş bir bölümün kapısı görülmekte. Anafartalar caddesi üzerinde olan bölümü günümüz de bir kahvehane.
Burası 1950 lerin başına kadar, büyüklerimden öğrendiğim kadarı ile bir han. Kömür hanı. Meşe kömürü satılan bir yer. 
Çocukluğumda, 1950 li yılların sonunda han yapısı, cadde üzerinde yoktu. İthalatın serbest bırakıldığı yıl da (Menderes dönemi devalüasyonu sonrası) bir dükkan vardı ve ilk beyaz ekmek satışı burada yapılmıştı. Daha sonra burada meşhur bir çorbacı açıldı. Kaç yılın kadar çorbacı olarak çalıştırıldı hatırlamıyorum. Hanın arka tarafında var olan yol, hanın 1297 sokağa açılan kapısıdır. Çocukluğumda buradan meşe kömürü alırdım. 1960 lı yılların başında kok kömürü satılmaya başlandı. Bu yolun bir özelliği de cadde tarafında olan dükkanların buraya açılan arka kapıları var idi. Bunlardan bir tanesi Hayyam meyhanesi imiş. Diğerlerinin arka kapılarının açık olup olmadığını bilmiyorum, içlerine girip bakmadım. Bu bilgiler, burada bulunan dükkanlarında Sadullah han'ın bir parçası olduğunu göstermekte diye düşünüyorum.
(Fotoğraf 1 ve Fotoğraf 1-A)






    
Bıçakçı han : Hakkında kapsamlı bir bilgimiz yok. Ne amaçla kullanıldığını bilmiyoruz ama büyüklüğü nedeni ile kömür dışı ticaret eşyalarının getirildiği ve buradan alınıp götürüldüğü bir han olması düşünülebilir. Yapılış tarihi hakkında da bir bilgimiz yok. Ancak, hanın olduğu alanda hem 1836, hem 1856 hem de 1876 planlarında bi,r yapı var. Bu yapının han olup olmadığını bilmiyoruz.



Şimdi biraz da eski fotoğraflara bakalım





1910 sonları. Olasılıkla da 1929 yılı
Sırtımız Basmaen garına yüzümüz Altınparka bakmakta.
(B). Kömür hanı..., (A). Kömür hanı (?)...,(C) Sadullah han. Fotğtafın bize göre sağ tarafı Mısri dergahı misafirhene ve konutları.





Osman Koçanaoğulları
İzmir Mart., .,2019




Basmane - Fotoğraflar eşliğinde zaman içinde değişimler

Telif hakları vardırCOPYRIGHT dosyasını okuyunuz.......


Aşağıda bulunan resimlerde kullanılan numaraların açıklamaları
(Şeyh bedri efendi Mısri dergahı postnişi'dir. Simavna kadısının oğlu Şeyh Bedrettin ile karıştırılmamalıdır)
1- Basmane hamamı (halen var)
2- Helvacıların dükkanı (halen var)
3- Lokmacılar ( çıkıntılı kesim yok, ama dükkan halen var)
4- Şeyh Bedri efendinin evi ( Doğduğum ev. Şu anda yok. Yerinde iş hanları, bu iş hanlarının altında Migros ve BİM süpermarketler var)
5-Şeyh Bedri efendinin misafirhanesi . Halen var
6- Müveddet salonu
7- Uşakizade evinin olduğu bölüm


Fotoğraf  1 ve fotoğraf 1'in açıklamalı şekli olan  1-A; Basmane garından istasyona bakış. Yıl 1920



Fotoğraf 1



Fotoğraf 1-A


Aşağıda bulunan fotoğraf 1927 yılına ait. ) 9 Eylül tören geçidini göstermekte


Yıl 2018.
Fotoğraf 1-C. Günümüzde, Basmane garından Altınpark'a bakıyoruz
Basmane hamamı ve Basmane karakolu ve  Basmane fırını dışında dışında günümüze ulaşan bina yok. , 

Fotoğraf 1-C


Şimdi Altınpark' tan Basmane garına doğru bakıyoruz. Basmane karakolu sol tarafta ve fotoğrafçının arkasında kalmış.(Fotoğraf 2). Fotoğraf 1800 sonları- 1900 başlarına ait.



(1). Basmane hamamı. Cami tarafında bulunan odunluk günümüzde yok. Hamam duruyor
(2). Basmane Çorakkapı camisi. Günümüzde var.
(3). Basmane garı (Günümüzde halen var).
(4). Mısri dergahı şeyhi Bedri efendinin evi. Günümüzde yok. Yerinde, altında 2 adet süpermarket (BİM ve ŞOK) olan iş hanı ve otel var.
(5). Mısri dergahı misafirhanesi. Altında dükkanlar. 
(6). Misafirhaneden sonra, yine dergahın mülkü olan, kirada zamanın meşhur çay salonu " Müveddet salonu". Saçak, o binaya ait.
(7). Uşakızade konağının Basmane meydanına çıkıntı yapan bölümü.. 1820 sonlarında burası istimlak edilecek ve cadde genişleyecektir.




Fotoğraf 2-A ( Bu fotoğraf Altınparktan basmane bakışı göstermektedir. Fotoğraf 2' nin karşı sırasını göstermektedir)
Geriye sadece (5) Mısri dergah misafirhanesi kalmıştır. .(4) günümüze ulaşamayan Bedri efendinin konutudur.

Osman Koçanaoğulları

19 Şubat 2019 Salı

Balçova kaplıcaları (Agamemnon) tarihi ,İzmir (1764 - 1888)

Balçova kaplıcaları (Agamemnon) tarihi ,İzmir (1764 - 1888)

© Copyright  Copyright dosyasını okumak  için burayı tıklayınız


 İzmir -  Balçova'da bulunan günümüz Balçova kaplıcaları ,  eski adı ile Agamemnon kaplıcaları, batılı gezginlerin hep ilgi odağı olmuş, yazdıkları kitaplarda buradan söz etmişlerdir. Bazı gezginler, buradan oldukça geniş olarak , bazı gezginler ise küçük notlar yayınlamışlardır.


Gezgin notlarından, burasının coğrafi,  hatta kaya-bilimi yapısını da öğreniyoruz. Yazıda bulunan gezgin notlarından alıntılar 1764 - 1888 yılları arasını kapsamaktadır. Batılı gezginler burayı, Truva savaşı kumandanlarından olan Agamemnon ve burada olabilecek antik dönem kalıntıları nedeni ile ziyaret etmişlerdir. Bu zaman dilimi içerisinde, kaplıca binalarında oluşan değişiklikler de görülmektedir. Tek bir metin yazmaktansa o dönem gezgin notları, gezi tarihleri de göz önünde bulundurularak tarih sırası ile ve kaynak gösterilerek yazılmıştır.
Gezgin notlarını tarih açısından sıra ile okuduğumuz da, kaplıca da olan değişimleri, orada bulunan antik kalıntıların özelliklerini ve bu kalıntılara neler olduğunu da öğreniyoruz.
Buralar hakkında en geniş bilgi William Chandler tarafından yazılmıştır. Gezgin, ön Asya' yı ve İzmir  ile çevresini 1764 - 1765 yılları arasında gezmiştir. (Kitabın üçüncü baskısı 1835 tarihlidir). Gezgin, İzmir'den çıktıktan sonra, çok yaşlı olduğunu tahmin ettiği zeytinliklere gelir. Yeşil bir alandır ve her tarafta Anemonlar ve renkli çiçekler vardır. Burası, Avrupalıların gemiler ile gelip av partileri düzenledikleri yerdir. Daha sonra üzerinde büyük bir köprünün olduğu sığ  bir dereye varır. Bu köprü, yağışlı havalarda Corax (günümüz İkiz tepe-Çatalkaya dağının devamı olan batı-doğu istikametinde ki, İzmir' in güneyde bulunan dağların antik dönem adıdır) dağlarından gelen sel sularının  olduğu dönemlerde, karşıdan karşıya güvenli bir şekilde geçebilmek için yapılmıştır. 


Dağ eteklerine doğru eski bir köprü görür.Bu köprü, bir kaç kez tamir edilmiş ya da yeniden yapılmış bir köprüdür.Köprünün ayaklarından (pier) bir tanesi Korint (Corinth) sütün başlığıdır. (yan tarafta görülen sütun başlığı, burada bulunmuş değildir. Başlığın özelliklerini göstermek üzere burada kullanılmıştır) .Dereyi, dağlara  doğru epey takip eder. İlerlemeye devam edince, derenin tek parça kaya üzerinden berrak bir  hızlı bir şekilde aktığını görür.  Derenin suyu, her iki tarafı keçilerin bile çıkamayacağı derecede dik yapıda olan bir derin yere doğru akar.( Gravür 1' e bakınız).  Buranın daha  alt kısımlarında başlarında köylüler olan  hayvan sürüsü görür. Bu sürünün yanında, kullanılmayan bir değirmen vardır. 
Buradan çok uzak olmayan bir yerde Türk mezarlığı vardır. Bu mezarlıkta bazı mimari parçalar görür. Bunların bu su akımının sol tarafında antik dönemde bulunan sıcak banyoların yanında ki Apollon mabedine ait olduğunu belirtir.  Burada bulunan yapı kalıntılarının  iyi bir işçilik ürünü olduğunu belirttiği  tuğlalar (blok taş) olduğunu , çöp ve toprak ile örtüldüğünü, kubbeli yapıların görülmediğini de belirtir. 
Buradan aşağıya iner. Burada çatısı kubbeli olan ve sıcak suyun içeriye girmesi için açıklıkları (delikleri) olan modern bir yapıya varır. Burada, bu deliklerden giren suyun toplandığı yuvarlak ve mermerden yapılmış  küçük bir hazne vardır.. Bunun altında da buradan gelen sıcak suyun toplandığı büyük bir havuz bulunmaktadır. Gelen sıcak su akımı berrak ve çok sıcaktır. Bu Yapıya bitişik olan ve kullanılmayan bir ikinci bina daha vardır. Burada,  soğuk su kaynağından da söz eder ama, Ocak ayı olmasına rağmen kaynak kurumuştur. 
Sıcak su derecikleri, nehir yatağındaki bir iki kaynaktan çıkmaktadır. Soğuk dönemlerde, bu derecikler çıkardıkları buhar nedeni ile fark edilebildiğini belirtir.

William Knight   burası ile ilgili gözlemlerini 1833 yılında yayınlanan kitabında anlatır ( sayfa 239 ). Gezginin notlarında öğrendiğimize göre, gezgin buraya geldiğinde,  kadınlar ve erkekler için ayrı üstü kapalı ve önlerindeki bir havuza açılan odalar olduğunu anlatır. Odalar karanlıktır. Bu yapılara ek olarak yapılmış  olan bir küçük bina, günü birlik banyo almak için gelenlere ayrılmıştır. Gezginin notlarına göre, kaplıca binasının hala ayakta olduğu anlaşılmaktadır. Burası ile daha fazla bir bilgi vermemiştir.

James Ellsworth De Kay burayı 1833 yılında yazdığı gezi notlarında anlatır. Sıcak su derelerinin en iyi tanımlamasını bu gezgin yapmıştır. Sıcak su dereciklerine gelir. Su çok sıcaktır ama, dereciklerin dibinde balıklar ve kabuklu canlılar vardır. Hayret eder. Bu kadar sıcak suda nasıl yaşıyorlar diye merak eder. Elini, sıcak suya daldırır ve zemine değer. Zeminden soğuk su kaynakları vardır ve suyun sıcaklığı normale dönmüştür. Bu konu ile ilgili fizik teorilerinden de söz eder. Ana sıcak kaynak üzerinde taş bir bina vardır. Eski dönemlere ait bir kalıntı göremez. 

Rev. R. Walsh,LL. D, 1836 yılında basılan kitabında, sıcak suların nehir yatağı boyunca bulunan havuzlarda toplandığını belirtir. Bu bölgede, kendisinden önce buraya gelmiş olan Chandler' ın anlattığı  eski kalıntıların izlerinden söz eder. Gezgin, Chandler'in söz ettiği kubbeli yapılardan söz etmez. Her bir banyo, sazdan yapılmış barakadır.

William Cochran, 1888 yılında basılan kitabında, buradan çok kısa söz eder ama, kitabında bir gravür vardır. (Gravür 1). Gravür, Chandler' ın anlattığı şelale benzeri yere uymaktadır. Gravürde banyo odalarının çadır gibi olması dikkati çekmektedir. Gezgin, Burada, bir köyden söz eder  ( Lidja of Balgora Ghikikiov . Balcıköy (?).  Gezgin bu ifadeyi;  bal satıcılarının harap olmuş köyü olarak tanımlar). Bu köyde daha eski zamanlarda zenginlerin olduğunu, Kırım savaşından sonra , geri dönen yağmacı ve çapulcu askerler tarafından bu zengin insanların varlıklarının talan edildiğini , daha sonra da bu eşkıyanın baskı altına alınıp, çevrenin tekrar endüstri ile doldurulduğunu ve geliştiğini not eder.





Yeni Türkçesi:
Bir çok hastalığa iyi gelen Balçova'daki Yenikale bataklığının kurutularak,ılıcaya bir tesis yapılması ve kiraya verilmesi ayrıca buradan sahile kadar tramway tesisi,kira ve tramway geliriyle sanayii mektebinin açığının kapatılması.Ilıcanın adının "Hamidiye Kaplıcası" ve sanayi mektebinin ise "Hamidiye Sanayii Mektebi" olarak değiştirilmesi hakkındadır. "Huzur-ı Ali Hazret-i sedaret-i Penahiye, İzmir'e bir buçuk iki saat mesafede ve Balçova nam mahalde vaki ılıcanın altmış yetmiş derece sıcak ve .... kükürd ve mevâd-ı saireden mürekkeb maden suyu olduğunu ve bir çok emraz-ı dahiliye ve hariciyeye nafi' bulunduğu halde şimdiye değin orada barınılacak ve oturulacak ebniye olmamasından ve bunun civarında Yenikale bataklığını dahi havasını tefhim etmesinden naşi mezkur ılıcaya rağbet olunmakta iken bu defa saye-i hazret-i padişahi,mezkur bataklık doldurulup şu sebeple gerek kale ve gerek ılıca mevkinin ve hamt havası zail olmuş ve mezkur ılıca mevkiine üçbin lira sarfıyla harkiye kırk sekiz odadan ibaret mukadded daireler ve onbir adedi ahşap ve yedisi harkiye banyohaneler ve gazino ve lokanta ve saire gibi binalar yaptırılarak bunların altı seneliği ikibinyediyüz lira bedel icar ile müte'carine ihale ve ebniye-i mezkurenin fotoğrafla aldırılan resimlerinden onbir kıt'ası isrâ kılınmış ve bedel-i icar-ı mezkurun seneliğine isabet eden dörtyüzelli lira İzmir sanayii mektebinin binüçyüz liradan ibaret olan varidatına ınzimam edildiğinden beher sene yetmişbin kuruş raddesinde görünen mekteb-i mezkurun açığının yekünu ise otuzbin kuruş tenzil etmiş olduğu gibi bir piyango keşidesiyle bundan hasıl olacak temettuyle mezkur ılıcadan sahile kadar olan ikibuçuk kilometre tarik üzerine ve mekteb-i nam ve mıntıkaya bir tramway yapıldığı halde bundan senevi beşyüz lira kadar varidat alınması keşf ve tahmin.......... evvel halde mektebin açığı ucu ucuna kapatılmış fazla varidatıylada mektebin alet ve edavatca olan noksanı ikmal ve idare-i ........teminen mükemmele istihsal olunmuş ve tramway inşası için nafia nezaretine bahisle piyangonun keşidesine ve mezkur ılıcanın nam kudsiyet iltima hazret-i hilafet-i penahiye izafetle (Hamidiye Kaplıcası) ve mekteb-i sanayii dahi saye-i cenab-ı padişah,bir hal-i mükemmele girmeye başlamasıyla bununda (Hamidiye Sanayii Mektebi) nam isimle yad olunması için irade-i seniyyesinin istihsâli hakkında Aydın vilayeti.02.01.1309/14.Mart.1893

Burası, İzmir-Balçova da Balçova termal tesisleri ve Kaya Otelin hemen bitişiğinde bir yer.
Burayı, buraları çok iyi bilen, hem de 40-50 sene öncesini bilen bir bey ile gurup halinde gezdik. Hamamın olduğu yer daha önceleri üstü açıkmış. Bir dönem koyun ve keçilerin barındığı alan olmuş, bir dönem foseptik olmuş, sonunda da üstü beton ve toprak ile kapatılmış (Fotoğraf 1)

Kaya oteline doğru ilerledik. Karşımıza ılıca deresi çıktı Üzerine 2 adet köprü var




Aşağıda bulunan resimler, Antik köprüye aittir (Fotğraf 3)
















SONUÇ: Burayı kitaplarda tanımlayan ve özelliklerini yazan R. Chandler (1761-1765) dan sonra gelen gezginler kubbeli yapıdan söz etmemişlerdir. Chandler, kubbeli hamamın modern olduğunu belirtmektedir. Bu neden ile kubbeli hamaın o yıllarda yapılmış olması ya da var olan eski bir hamam yapısının yeniden inşa edilmiş olması gerekmektedir. Gezgin notlarından anladığımız kadarı ile kubbeli yapı, 1830 ladan itibaren yoktur. Ya yıkılmıştır ya da kullanılmamaktadır.

**********************************************************
KAYNAKLAR

Richard Chandler. Travels in Asia minor. 1836 Sayfa: 126
William Knight; Oriental outlines. 1833. Sayfa: 239
James Ellsworth De Kay  Sketches of Turkey  1831-1832. Sayfa: 483
Rev. R. Walsh. LL, D; A residance in consatinople. 1836. Vol II, sayfa: 65
William Cochran.; Pen and Pencil. Notes on Asia minor. Notes from the levant. 1888.  sayfa: 44 - 45.

Osman Koçanaoğulları., İzmir

6 Şubat 2019 Çarşamba

İzmir sokakları - 1800 yılları

İzmir sokakları - 17 ve 18 yüzyıl 

© Copyright  Copyright dosyasını okumak  için burayı tıklayınız


İzmir'e deniz yolu ile gelen gezginler, körfezden İzmir görünümüne hayran olurlar. Sahilde bulunan binaların (Frenk bölgesi), Kadifekale'de Türk bölgesi evlerinin bir amfi tiyatroda seyirci sıraları gibi evlerini sıra sıra dizilişleri, minareler, kubbeler, ve şehir etrafının yeşil görünümünü çok beğenirler ve bunları anlatırlar. Ancak,  şehir içinde gezmeye başladıklarında bu hayranlıkları ortadan kalkar. Hele yaz sıcağında gelmişler veya yaz sıcaklarında İzmir içinde kalmışlar ise bu hayranlıkları şehir hakkında olumsuz tanımlamalara yol açar. İzmir pis bir koku içerisindedir. Bu pis koku, meltem ile ortadan kalkmaktadır. Yaz mevsiminde insanlar, dört göz ile meltem esintisini beklerler.

Burada yazılanlar, günümüz kordon olmadan önceki döneme aittir. Günümüzde de var olan  pasaport binası ve yeni  mendirekler yani yeni liman henüz yapılmamış,günümüz  1. Kordon oluşmamıştır. (yeni liman, pasaport ve mendirek inşaatları 1875 e tamamlanır). Deniz tarafında bulunan binalar körfeze çok yakındır ve bu binaların kara tarafında bulunan yol Frenk sokağı (veya caddesidir). Basmane garı yoktur (Kasaba tren hattı yapımına başlama 1863), Aydın demir yolu hattı inşa edilmektedir (yapımına 1856 da başlanmıştır).
Elime geçen ve eski İzmir' i anlatan gezgin kitaplarından, İzmir sokaklarını anlatan en eskisi 1745 tarihlidir. Bu kitapta, sokaklar  hakkında sadece dar oldukları ve Frenk sokağının geceleri dışarıya kapatıldığı yazılıdır. Bu yıllarda bütün konsolosluklar bu cadde üzerindedir. (3). Sokağın geceleri kapatılma nedeni de her halde konsolosluklardır. 

Şehir sokaklarını gezginler farklı bölgelere (Frenk, Rum, Ermeni, Türk  ve Musevi  bölgeleri) göre anlatmışlar. Genel olarak şehir sokakları, en bilinen cadde olan Frenk sokağı ( ya da caddesi) dahil dardır. Bazı yerlerde o kadar dar hale gelir ki, 2 atlı sürücü yan yana geçemez. Yollardan deve kervanları geçerken, develerin üzerlerinde bulunan balyalar tarafından ezilmemek için, sığınacak bir kapı girintisi dahi aranır. Bazen de yola devam edebilmek için, deve kervanının geçmesi beklenir ve deve kervanı arkasından yola devem edilir. Hamallar yük taşıyıp bu sokaklardan geçerken, geldiklerini belirtmek üzere bağırırlar. Sokaklar çok kavislidir, bir birlerini bir çok yerde çaprazlarlar. Sokaklarda, araba pek kullanılamaz. Sadece hastalar için sedye (tahtırevan) kullanılır. Şehir içinde bulunan bu sokaklarda, seyahat için çoğu zaman eşekler kullanılır.

Şehirde, düzgün ve geniş olarak adlandırılabilecek sokaklar Ermeni bölgesinde ve Aydın tren hattına bitişik yerlerdedir. (1845 yılında Ermeni bölgesinde çıkan bir yangın sonrası bu bölgenin yeniden yapılandırılması sonucu ).
Yolların yan kısımları daha yüksektir, yolun orta yerine doğru b u yükseklik giderek azalır ve, yolun  orta bölümünde olan kanallarda sonlanırlar. Bu kanallar hemen hemen tüm şehir sokaklarında vardır. Eğimi yüksek olan ve Kadifekale sırtları ve Basmane'nin ( Türk ve Musevi bölgeleri ) üst kısımları hariç, diğer bölgelerde üzerleri kapalıdır ve kanal gibidirler. Kanalların derinliği, ayak bileğine kadar gelecek derinliktedir. Kanalları kapatan bu kapatma bölümleri (ne tür bir taş ya da tuğla ya da kiremit olduğu kitaplarda belirtilmemiştir). Bu kapaklar , yürürken bir tehlikeyi de beraberinde getirir, o da bu kanalların üzerinde olan kapatıcı unsurların kırılmaları ve ayağın  bu dar kanala girmesidir.  Bu kanalların yapılış amaçları, muhtemelen yağış veya çeşmelerden akan suların drenajının sağlanmasıdır. Yüksek yerleşim yerinde olan bu kanalların,  her ne kadar üstleri kapalı değilse de eğim nedeni ile içinde su dolayısı ile de pis su birikimi olmaması beklenir. Alçak kesimlerde (Frenk, Ermeni ve Rum bölgeleri), bu kanalların içi birikmiş su ve pis birikintiler ile doludur. 
Kanallardan gelen suyu denize iletecek bir sistem yoktur. Bu sular ya şehir içinde olan derelere (boyacı deresi gibi) ya da sokaklar üzerinden denize akmaktadır. Bir gezgin, liman inşaatı sırasında bunun farkına varıldığını ve denize doğru uzanan yer altı kanalları yapıldığından söz eder. Bu sokaklarda bulunan üstü açık ya da kapalı kanallar , hem şehir için pis koku kaynağı olmakta hem de sivrisinek dahil her türlü haşaratın yerleşim yeridir. Bu koku, özellikle yaz aylarında İzmir içinde dayanılmaz bir pis kokunun kaynağı olmakta ve ateşli bulaşıcı hastalıklara yol açmaktadır. Buralardan akan su, evlerin bulaşık artığı olan kullanım suları olmalıdır. Her ne kadar o yılların kanalizasyon sistemi hakkında bir bilgi bulmadıysam da, gezgin notlarından bazı bilgiler elde edilebilmektedir. Sahile bitişik olan binalrın denize uzanan kanalizasyon atıkları için kanal olduğunu bir gezgin notundan öğreniyoruz. 1864 yılında, günümüz Kordon boyu şekillenirken eskiden var olan ve denize açılan kanalizasyon borularının kapatılmış olduğunu, evlerin kanalizasyon sistemlerinin artık denize ulaşamadığını ve sonunda, yazışmaların yapıldığını bir gezgin notlarından öğreniyoruz. Sonuçta, bu şikayet içeren yazışmalar sonrasında, doldurulan sahil bandına yeniden kanalizasyon boruları ( ya da künkleri) döşenir. Bu binaların iç tarafında olan evlerin kanalizasyonlarının da buraya bağlanıp bağlanmadığını bilmiyoruz. Bu binalarda fosseptik var mı dır yoksa yok mudur bilmiyoruz ama her halde kanalizasyonları sahil bandında olan kanalizasyonlara bağlı idi. 
Rum ve Ermeni bölgesinde, kanalizasyonun nasıl olduğuna ait bir bilgiye ulaşamadım, gezginlerin kitaplarında da bu yönde bir bilgi yok. Basmane bölgesinde kanalizasyonun olduğunu biliyorum, o yapıyı gören biriyim.  Yine Namazgah ve civarında da bu yıllarda fosseptik olduğunu biliyoruz.. 
Yolların döşemeleri, düzgün olmayan köşeli taşlar ile kaplanmıştır. Bu kötü döşeme, insanların yolda yürümelerini zorlaştıracak özelliktedir. (Daha sonra ki yıllarda yolların düzeltilmesi muhtemelen yeni liman inşaatı sonrası, bir imar hareketi ile oluşmuştur). Türk tarafında, kaldırım yoktur. ( her ne kadar kitaplarda bir kayıt yok ise de muhtemelen Musevi bölgesinde de kaldırım yoktur).
Bu yıllar içinde, İzmir'de henüz aydınlatma yoktur (ilk hava gazı ile aydınlatma 1862 yılında başlamıştır). Geceleri, güneş battıktan sonra, yola çıkan kişilerin ellerinde bir fener taşımaları zorunludur. Bunun nedeni, geceleri sokaklarda olabilecek eşkıyanın tanınması içindir. Dolunay olması dahi, fener taşınma zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.

Aşağıda bulunan  fotoğraflar, söz ettiğim tarihlerden sonra ki dönemlere aittir ve söz edilen tarihler arasında ki sokakların benzerleridir. Fotoğraf 1, 2 ve 3 muhtemelen şehrin  Rum, Ermeni ve Levanten (Frenk) bölgelerine aittir. 
Fotoğraf 1

Fotoğraf 2




Fotoğraf 3


Osman Koçanaoğulları
Şubat 2019