11 Aralık 2018 Salı

Konaktan Sancak kaleye - William Knight

Konaktan Sancak kaleye - William Knight 

© Copyright  Copyright dosyasını okumak  için burayı tıklayınız


Oriental outlines; or, A rambler's recollections of a tour in Turkey, Greece ...

Yazar: William Knight (commodore of the Roy. Harwich yacht club.)

Bölüm XXII.  sayfa 227 - 241

Gezgin, körfeze girdiğinde, körfezin sol tarafında, arkasında muhteşem bir ova olan Hacılar' ın (Hadjilar) göründüğü ve körfezin içeri doğru bir uzantı yaptığını ytanımlar. Körfezin sağ tarafta Corax dağları vardır.( Kilizman tarafında olan dağlar olarak tanımlanmış. İzmirden Urlaya doğru giderken sol tarafta kalan dağlar, Çatalkayanın ya da diğer adı ile ikiz tepenin olduğu dağ sırası ). Tam karşıda Kadifekaleyi, altında var olan ve bir amfitiyatro basamakları gibi dizelenmiş ve körfezi rahat görebilecek şekilde sıralanmış evleri tanımlar. Kalenin her tarafında çok geniş selvi ağaç topluluklarını ve buraların mezarlıklar olduğunu söyler. Bu görünüm nedeni ile bu bölgeye çok çirkin bir şekilde " Türk izmir " adını verenlerin olduğunu yazar. Bu ağaçlık (orman olarak tanımlar) alanlar arasında rengarenk çatılı evler ve minareleri görür.  Denize yakın lan yerleşim alanı .Franklar tarafından kullanılmaktadır, o ülkelere ait bayraklar konsoloslukların önünde görülmektedir. Binalar, batılı yapılardır.

En iyi otel , Frank tüccarlar tarafından yaptırılan  ve 1837 de açılan " Great Smyrna Hotel" dir. 
İngiliz konsolosluğu yakınında Salvo's Navy Hotel bulunmaktadır. Deniz manzarası en iyi olan oteldir. Genellikle denizci subaylar-görevliler tarafından kullanılır. (demir atmış gemilerde bulunan savaşçı kişiler)
Rosa' Boarding house  ve Marco's pension Suisse otelleri, Copreis (Dunghill), Rue des Roses ve Bond street olarak  üç zıt (farklı adlandırılmış)  isimler olarak bilinen gayet iyi bir caddedir . Bond Street ismi, mavi ceketliler tarafından verilmiştir .( blue Jacket, asker olabilir mi ?)
Buharlı gemiden, sahile kayıkla çıkar, çünkü, iskele veya dok yoktur. Sahile çıkınca, eşyaların taşınması için görevlilere bahşiş verir. Kayıkçılar, Maltalı veya Yunanlıdır. Kayıklar çok gösterişli değildir. Kayıkçıların bir bölümü İngilizce bilir . Gezgin kayıkçıların tekin insanlar olmadığını, belalara bulaştıklarını anlatır.
Kayıklar, iskeleden, Salvo's Navy Hotel' e oradan da Hollanda konsolosluğuna kadar uzanan alanda bulunabilir.

Gezgin Agamemnon kaplıcalarına gitmektedir. Bu notlar sayfa232-238 arasını kapsamaktadır
Yazının aralarında, askeriyenin yapısı, hatta rakı yapımının özellikleri, valinin görevden alınması, yeni valinin atanması, eski Valinin sonra ki yaşamına ait notlar var.
Günlüğü 1 dolardan atlar kiralanır ( bu ücret standart bir ücretmiş). İngiliz konsolosluğunun önünden gezi başlar. Frenk caddesi geçilir.
Frenk caddesinden sonra karşısına, daha sonraları bir kaç kez sorgulama (trial and examination) için çağrılacağı, Kadının olduğu binayı görür. Burayı geçtikten sonra hemen hemen " kare " şeklinde bir alana gelir. Bu alan sahile hemen hemen bitişik bir yerdir. Sahilde gemiler görür.. Burada Vali hüseyin beyin bulunduğu kırmızı renkli vilayet konağı vardır (günümüz vilayet konağının olduğu yer ?)
Aşağıda parantez içinde yazılı olanlar TARİH bilgisi olanlar tarafından GÖZDEN GEÇİRİLMELİ diye düşünüyorum. Hata yapmış olmak istemem
( Vali Hüseyin bey, 14 Mayıs 1837 de görevinden alınır, yerine bir altında olan ( her halde vali yardımcısı olmalı) biri görevlendirilir. Bu bey, artık İzmir' in yeni valisidir. Hüseyin bey' e, Vilayete yakın bir yerde, mermer duvarları olan bir konak  yaptırılır. 
Vilayet konağının bir yüzü limana bakar ( vilayetin ön yüzü - denize bakan yüz ), diğer bir tarafı ( güney taraf , Bahri baba parkı tarafı )olmalı) Nizami - Cedid askerleri için yapılan askeri barakalara ( muhtemelen Sarı kışla ? ), binanın diğer tarafı da ( kuzey taraf - Yamanlar dağı yönü ))muhtemelen daha sonra yıkılıp yerine devlet dairelerinin yapılacağı arsa olması için düşünülen yere yapılan, karma karışık bina  yığınları vardır. Sahilde demirlemiş, yük taşıyan kayıklar vardır. Meydan da izin verilen tek yapı, denizcilerin oturup, kahve ve sigara içtikleri bir kahvehanedir. Askerler de buranın ortadan kaldırılmasını istemezlermiş.  Barakaların olduğu yerde iki adet KUYU (?) (Drilling ground) vardır. 3. cü kuyu, Yahudi mezarlığına bitişiktir. ( O dönemde, burada mezarlık yeri bulmanın zor olduğunu, mezarlık yeri ticaretinin yapıldığını çok geniş şekilde anlatıyor). Barakaların olduğu alan, Vali ve Kadıyı görmek üzere sıkı bir kontrol sonrası geçmek için kullanılabiliyormuş. Bu tür resmi yerlerde, tercüman gerekli olduğunu, tercümanların hem buralarda, hem otellerde hem de tavernalar da da hizmet veren Rum, Yahudi ve Maltalı çevirmenler olduğunu anlatır.
Bu meydanı geçip, Agamemnon yoluna doğru ilerler.Bu yol Valilik ve askeri barakalar arasındadır, bir az sonra sağa doğru döner, bir sonra ki binanın ( Askeri barakalardan sonra ) arkasından geçer ( bu bina ile ilgili bilgi yok). Burada sol tarafta Yahudi mezarlığı, sağ tarafta deniz vardır. Mezarlığın yakınında küçük bir kahvehane ve bir dervişin mezarı vardır (Bahri Baba ? ). Urla' ya varıncaya kadar gördüğü, bu ve diğer türbelerde, türbeye asılı rengarenk bez parçaları olduğunu, bunların, Müslüman inancı olarak iyi dilekler için yapıldığını anlatır. Burada eski Vali Katipoğlunun (Katipzade ?) ailesi, yardımcıları ile birlikte yaşadığı konağı vardır.
Buradan sonra,mezabaha ve Türk hastanesini geçer.  Burada solda Corax dağlarını (Çatalkaya ve devamında bulunan dağlar) ve bu dağlar da bulunan , iki kardeş (Two brothers - Çatalkaya ya da ikiz tepeler) ile üç kız kardeş (Three sisters) tepelerini tanımlar.(Günümüz Çatalkaya yada ikiz tepelerden doğuya doğru uzanan dağ sıraları. Bu bilgileri internet üzerinden buldum). Yola devam eder. Burayı da geçince, önünde daha çok zeytin ağaçlarından oluşmuş, ağaçlıklı geniş bir alan görür. Bu ağaçlıklı alanda, yolun sol tarafında, biraz uzakta  İngiliz konsülü' nün konutu olduğunu söyler.
Burayı geçip, Agamemnon kaplıcalarına varır. Etrafta çok küçük köyler vardır. Kaplıcalar, erke ve kadınlar için ayrı ayrı yapılmış küçük karanlık odalar bulunmaktadır. Bu odalara bitişik olarak, günlük olarak kiraya verilen bir bölüm olduğunu anlatır. Suyun sıcaklığından, bu suyun analiz edilmesinde söz eder ve burasının hastalar ( hastalık adı yazılı değil ) ve romatizmalı kişilerce kullanıldığını belirtir. 
Buradan ayrılır ve Sancak kaleye doğru yol alır. Deniz kenarına kadar kale duvarları ( mazgal) olduğunu, kaleye  gelebilecek olan saldırılardan korunmak için  kalenin ön tarafında olan çıkıntılı kara parçasında kum torbalarının olduğunu, çapları çok geniş olmayan ve taş gülle atan topların ve daha hafif silahların olduğunu yazar. Burada, valiliğe bağlı olmayan küçük bir birlik olduğunu belirtir. Kalenin önünde, 1837 yılında İzmir' den Marsilya' ya giden bir buharlı geminin (Eurates adlı bir gemi) karaya oturduğunu ifade eder ( Sığ deniz). Bu geminin Türk firkateyni, İngiliz savaş gemisi, Fransız savaş gemisi, Fransız gemisi ve Avusturya gemilerinin ortak çalışması ile kurtarıldığını anlatır.
Sancak kale, Sagniac Castle ve St. James kalesi olarak ta bilindiğini, kelimenin kökeninin Sancak şerif ( Sandjack sheriff ) olduğunu ekler. Kaleden , bayram günleri kutlama atışlarının yapıldığından, bir kez de atılan top parçalarının karşı sahile düştüğünden söz eder.






Aşağıda bulunan fotoğrafların kaynağı:  http://okocana.blogspot.com/2018/07/sancak-kale-yeni-kale.html













Osman Koçanaoğulları

Kadifekale

Kadifekale

© Copyright  Copyright dosyasını okumak  için burayı tıklayınız


Çocukluğumda, eski dönemlerden kalma yapılara, Agora hariç  " Cenevizlilerden kalma derlerdi. Kadifekale de bu tanımlama ile anılrdı. Bir gün, bir eski posta kartında da Ceneviz kalesi olduğu yazılıydı.  Kaynaklarda İzmirde 1261 yılında Genova kolonisi olduğunu ve bu koloninin 14. yüzyıla kadar burada yani İzmirde olduğu yazılıdır. Belki kale onlar tarafından yapılmadı ama, belli ki kartpostal da böyle bir yazı varsa, İzmirde bir zamanlar var olan Ceneviz etkisi vurgulanmıştır ve bu bilgiyi de yerel halktan almışlardır diye düşünülebilir.
Yazı Kadifekale ile ilgili ilginç bilgileri içerir. İçinde var olan Cami, su sarnıcı hakkında yeterli derece bilgi yazılmış. Hatta kale duvarları hakkında da yeterli bilgi var. İçinde bulunduğunuz dosyada tüm İzmir surları değil sadece Kadifekale ve buraya Osmanlı döneminde yapılmış savunma surları söz edilmiştir.
Kalenin tarihi çok eskidir. İskender zamanına kadar dayanır. O dönemler ile ilgili yazıları her yerde bulabilirsiniz. Yazıda, en azından benim gibi amatörlerin bilmediği (profesyonellerin de bildiğinden çok emin değilim) konular bulunmakta. Günümüze ulaşamayan kültür varlıklarından söz edeceğim. Bunlar;

1- Kalıntılarının bile olmadığını düşündüğüm bir koruma duvarı,
2- Kale kapısında olan bir kitabedir. 

Bildiğimiz ve her yerde tekrarlanan bilgiler burada verilmeyecektir. İzmiri çevreleyen kale duvarları yani (surlar) bir başka yazıda ele anacaktır.
Kale surları, kent kurulduğundan beri eklemelerin yapıldığı ve tamiratlar gördüğü bilinmektedir.  İşlevini yitirdikten sonra da , halkın ev yapımına taş ocağı gibi hizmet ettiği de bilinmektedir.
Yıl 1737 Sarıbeyoğlu isyanı patlak verir. Batılı kaynaklarda adı " Soley bey " olarak geçmektedir. 
 Chandler bu isyana karşı korunma amacı ile antik tiyatronun hemen altında kale duvarlarından söz eder. Bu kale duvarlarını gösteren bir çizim elimizde şu ana kadar yoktur.  Kalenin kuzey kapısından çıktığında, körfeze bakar durumda olan tiyatronun kalıntılarını görür. Tiyatronun hemen altında alçak bir duvar ve duvara bitişik bir hendek olduğunu yazar. Buranın yapılış nedeninin, 1736 da devletin başına dert  olan Soleybey oğlu için yapıldığını belirtir.  
Buna karşın 1836-1837  yılı Graves planında  bu surların, Kadifekaleye bitişik olarak batı-güney yönünde olduğu gösterilmiştir (Plan1). 





1854-1856 Luigi Storari tarafından çizilen İzmir planında, bu sur yapısı 1836 planı ile ayni yerdedir ama adı " antik kale duvarlarıdır  (Plan 2). 



Bu surlar 1876 yılında da çizilen Lamec Saad planında da her hangi bir ad verilmeksizin gösterilmiştir (Plan 3)


Kale kapıları

Günümüzde 2 adet dış kale kapısı izlenebilmektedir. 



Bunlardan kuzeye bakan  kapı, kalenin ana giriş kapısıdır. 

İşte bu kale kapısının  hemen üstünde bir zamanlar bir kitabe vardı. Kitabe hırpalanmış bir kitabedir, kitabenin her iki tarafında birer kartal kabartması da vardır. R. Chandler bu kitabeyi okumuş ve kitabında da bu  kitabenin İngilizce çevirisini yazmıştır. R Chandler bu kitabenin  Bizans kralı John'  ait olduğunu söylemektydir. David Hendrix bu kitabenin, Bizans kralı  John III zamanında yazılmıştır . Kitabenin John III Vatazsese ait olduğu bilinmektedir. Bu kitabenin 1222-1223 yılında yazıldığı bilinmektedir. Kitabenin şiir tarzında olduğu ve Bizanslı şair Blemmydes tarafından yazılmış olacağı tahmin edilmektedir. Bu tarihlerde, Bizans İmparatorluğu merkezi henüz İstanbul değildir, İstanbulda Latinler vardır, Bizans imparatorluğunun merkezi İzniktir. Chandlerin tercümesi ile kitabe şunları anlatmaktadır: Hem bu dünyanın hem de cennetin sahibinin ( Allah olmalı) , İmparator John ve eşine iyilikler ve uzun süreli kraliyet verme temennileri yazılıdır. Bu kitabenin, kaydına Chandler sonrası rastlanılmamıştır. Kitabe muhtemelen, kapının dış kısmında olmalıdır.

NOT: 
Prusya İzmir konsolosunun tam adının  M. Spiegelthal olduğunu  Nassau W. Senior " A Journal kept in Turkey and Greece 1857-1858" adlı kitabında yazar. 
Martha Nicole de  konsolos ile görüşmüş bir kişidir. Kitabında Prusya konsolosunun ad ve soy adının sadece baş harflerini verir. 

KAYNAKLAR
1- Richard Chandler .Travels in Asia Minor: Or An Account of a Tour Made at the Expense of the Society of Dilettanti 1817
2- Nassau W. Senior  ESQ .A journal Turkey and Greece in the Autumn of 1857 and the beginning of 1858. London, 1859
3- Martha Nicole. Ismeer or Snyrna and şt's Brirish hospital. in 1855 By a lady
4- David Hendrix. The Byzantine Legacy. Copyright 2016
https://www.thebyzantinelegacy.com/smyrna
5-  Ercan Gümüş. Genel seyri ile Sarıbeyoğlu Mustafa İsyanı  ve buna karşı alınan tedbirlerin Amid mahkemesine yansımaları
6- A companion to Byzantine poetry 1016. Sayfa 267




Osman Koçanaoğulları
İzmir



29 Kasım 2018 Perşembe

Basmane-Anafartalar caddesi-Tarihsel süreçte değişiklikler


© Copyright  Copyright dosyasını okumak  için burayı tıklayınız



Aşağıda bulunan fotoğraf 1920 tarihlidir.
Üzerinde, o yıllarda ve daha sonraki yıllarda olan değişiklikler , numaralandırma yolu açıklanmaya çalışılmıştır.

Fotoğrafın numarasız hali de eklenmiştir.








AÇIKLAMALAR:

1: Basmane Çorakkapı camii mezarlığı (Bu hali ile yok. Bir kaç adet mezar taşı görülüyor )
2: Basmane hamamı odunluğu (Günümüzde yok. Yerinde yarım kalmış bir beton bina var)
3: Basmane hamamı (Halen var)
4: Han.(İsmini bilmiyoruz. Sadece kömür değil diğer malları taşıyan kervanların gecelediği yer olduğunu da biliyoruz. 1930 lu yılların sonu-1940 lı yılların başında , o yıllara göre lüks sayılabilecek döner salonu açıldığını biliyoruz. Sonra yıkılıyor. Boş alana 1960 başlarında Erhan lokantası daha sonrada lokantanın yanında boş olarak duran alana , lokantaya ek olarak Erhan pide salonu açıldı). Şu anda yok. Yerinde otopark var.
5: Burası muhtemelen bir konak. Daha sonra otele dönüştürülüyor. Kaç yılında otele döndürüldüğünü net olarak bilmiyoruz. Otel dönemini hatırlıyorum. 
6: Burası bir sabahçı kahvesi. Benden epey ileri yaşta olan aile bireylerim de burayı hep sabahçı kahvesi olarak biliyor. Şu anda , üzerinde bulunan otel binası ile birlikte yok. Yerinde otopark var.
7: Benim çocukğumun piyango bayisi Hasan Tahsin. Arap kökenli. (Şam ya da halep ). 1930 başlarında da burada. Ailenin hayatta olmayanların anlattıkları kadarı ile buralara gelişi ve burada bu iş yerini aması 1920 lerin ikinci yarısı olmalı. O yıllarda ne iş yapıyor idi tam olarak bilmiyoruz.
8: Burası  o bölgedekilerin "Kuşçu Hasan" olarak bildikleri bey' in evi ve iş yeri. Bu hali her halde 1940 lerde betonarme yapıya dönüşmüş. Ben, hayatta olan benden ileri yaşta olan bireyleri de bu betoarme binayı hatırlıyor. Halen var.
      
    7 ve 8 arasında bulunan sokak, Basmane karakolunun tam karşısına gelmektedir.

9: Tarihi Basmane fırını. Halen var
10: Faik paşamezarlığı. Burası eskiler arafından " Musalla " olarak bilinir. 1940 larda Eczacı Faik Ener parkı haline gelir. Daha sonra da bu alana " Şehit Fethi bey ortaokulu yapılır. Günümüzde bu okul, Şehit Fethi bey ilk öğretim okuludur.  Mezarlığın hamama doğru olan bölümünde, belediye pasajı yapılır. Pasajdaha sonra yıkılır. Yıkılma nedeni, binada ki çatlaklar olduğunu işitmişliğim var. Günümüzde,  yerinde günümüzde antik buluntuların olduğu kazı alanı vardır.
11: Temaşalık yokuşu. Günümüzde var. Yol başlangıcında Altınpark eczanesi bulunmaktadır.
12: Sadullah han. Çizgi ile sınırlar çizilmiş alan daha sonraları yıkılacaktır. 1924 tarihli Prost planında istimlak edilmiş olduğu görülüyor. Mal sahipleri mi yoksa dönemin yerel yönetmi tarafından mı yapıldı bilmiyoruz. İstimlak sonrası, günümüzde tem köşede lokmacı ve tatlıcı Öztat var. Bir başka yazıda Sadullah hanı da yazarım.
(a): Basmane karakolu. Halen var.
(b): Şeyh bedri efendinin konutu. (Şeyh Bedri efendi, Mısri ve bir başka söyle göre Kadiri şeyhidir ). Günümüzde yok. Yerinde, altında Şok ve galiba Migros süpermarketler olan iki adet iş hanı var.
(c): Mısri degahının misafirhanesi. Günümüzde, restore edilmiş olarak var


Osman Koçanaoğulları
İzmir
Kasım 2018

Eksik, hata ve öneriler için

oskocana@yahoo.com.tr










28 Kasım 2018 Çarşamba

Basmane, Yerin altında bulunan tarih


Basmane, Yerin altında bulunan tarih

Burası, Basmane de bulunan antik yerleşim alanlarından sadece bir tanesi.

Yerleşimi Basmane 1296 sokağında bir yer. Eskilerin Evliyazade yokuşu adını verdikleri ve günümüz 1296 sokak yokuşunun bittiği yer. Çorakkapı camisi karşısından girecek olursanız, yani günümüzde bilinen otellerin sokağının sonu. Yokuşun bitiği yerde Evliyazade mesciti var.
Bu alan benim çocukluğumda yüksek duvarlar ile çevrili sokağa bakan tarafında her daim kilit altında olmayan çift kanatlı demir kapısı olan bir yer idi. Yıl 1960 başı. Arsa durumunda idi ama zemin karoları ve binanın ilk katına ait oda duvarlarının pencerelere kadar olan bölümleri duruyor idi. Kapı eşikleri de vardı. Buralarının  zemini, evimizin zemin katında ki gibi geometrik desen olan kahverengi ve mavi renkli karolar ile döşeli idi. Yine büyüklerimden duyduğum, konak yıkılmadan önce 2 katlı olduğudur. Buraya girer çıkar, top oynardık. Ben sizlere hatırımda kaldığı kadarı ile o yıllara ait bir kroki de ekleyeceğim. Eksiklikleri olabilir. Bu alan daha önceleri bir konak. Çok eski yıllarını bilen büyüklerimden biliyorum. Evliyazade ailesine ait bir konak olduğu, hatta burasının Adnan Menderes' in kayınpederine ait olduğu söylenirdi. 60 lı yılların ortalarında hurda deposu olarak kullanılmaya başlandı. Duvarlar yıkılmadı ama, eskisine göre çok daha büyük olan , hatırladığım kadarı ile de devasa sürmeli demir kapı yapıldı. Bu alan, günümüzde artık otopark. Aşağıda bulunan fotoğraf otopark inşaatının bittiği döneme ait. Atilla Özdemir bey' e at bir fotoğraf. Kullanım iznini verdi. Kendilerine teşekkür ediyorum. Fotoğrafın tarihi 2012. Artık otopark var. Çukur olarak görülen yer, antik yerleşim alanı. Günümüzde ne durumdadır bilmiyorum.


Aşağıda, burasının 2018 yılına ait uydu görüntüsü var. Google map üzerinden geri tarihlere kadar giderek bakılacak olursa bu alandaki zaman içinde oluşan değişiklikleri görmek mümkün.





Bunları neden yazım. Bu bölgeler, İzmirin geçmişini görebileceğimiz, yer altında kalmış, üzerine yeni yerleşimlerin yapılmış olduğu alanlar. Bu yeni yerleşimler yapılmaya başlandığında, bu bölgeler sadece bir tepe olmalı. O dönem inşaatlarında günümüzde olduğu gibi derin temel yapımı olmadığından, bu kalıntılar da bozulmadan altta kalabilmiş
Burası ile ilgili olarak, çocukluğumda gördüğüm ve daha sonra metro yapımı ile ortaya çıkan bazı olayları aktaracağım. Metro inşaatı yapımı sıraları, Fevzi paşa bulvarı kazılarının başladığı dönem. Klinikte oturuyorduk. Arkadaşlara " çocuklar, bu metro yapımını anıtlar kurulu durdurur " dedim. Bunun bana göre bir nedeni vardı. Küçüktüm, bu bulvar beton yola döndürülüyor idi. Günümüz İkbal İş hanının tam karşısında bulunan 1295 sokağın bulvara açıldı yer derin bir şekilde kazılmıştı. Yokuştan aşağı inen , su boruları ve künkler değiştirilip bulvar içinde ki ana borulara bağlanıyor idi. Merak bu ya. Akranlarım ile birlikte açılan o çukurun başına toplandık. Ortalıkta bir sürü mermer sütunlar ve çanak çömlek parçaları vardı. Oradan ufak kandil alanlar bile oldu. Görevliler anında bizi oradan kovaladılar. Sonrasını bilmiyorum. Korkudan bir daha gitmedim. Bu beton yapım aşamasında, dökülen betonu yüzeye yayan bir araç vardı. Etrafta bulunanlar bu aracın askeriyeye ait olduğunu söylemişlerdi. 
Klinikte metro yapımı ile ilgili söylediklerimden bir kaç ay sonra, genç bir arkadaşımız elinde bir gazete ile geldi. " Abi, o zaman bu anıtlar kurulu sözüne inanmamıştım, ama bak gerçekmiş " dedi. Gazetede , metro yapımı sırasında tarihi eserler çıktığı, metro kazısının, inceleme yapılıncaya kadar durdurulduğu yazılı idi. Cadde üzerinde yapılan modern binaların temel kazılarında acaba neler çıktı, hiç bilmiyorum.
Eski şifa hastanesi ve bitişiğinde bulunan banka binaları kaç yılında yapıldı, tam olarak bilmiyorum. Bu iki binanın olduğu alanda, 1960 lı yılların ilk yarılarında Zirai donatım mağazası vardı
Tüm hatırladıklarım bunlar. Hata var ise veya katkınız var ise lütfen yorum bölümüne yazınız.


Osman Koçanaoğulları



7 Eylül 2018 Cuma

9 Eylül 1922- İşgalden Kurtuluşa -1

9 Eylül 1922- İşgalden Kurtuluşa -1

 © Copyright  Copyright dosyasını okumak için burayı tıklayınız



Yarın 9 Eylül. Tarihimiz de çok önemli bir gün. Hani artık, üzerinde pek durulmayan gün.
Sokağa çıkın ve 9 Eylül gününün önemini. yoldan geçen insanları çevirip sorun. Bir çok kişi, doğru yanıtı veremeyecektir. Bu bireylerin çocukları da doğal olarak günün anlamını öğrenemeyecektir. Bir kaç kuşak sonra, 9 Eylül gününün anlamı çok az kişinin belleğinde kalacaktır.
Yarın, her ne kadar pazar günü olsa da bu güne özel olarak erken kalkın çocuklarınızı yanınıza alın, o törenlere götürün. Götürün ki, onlar da başımıza nasıl ve kimler tarafından çoraplar örüldüğünü, bu vatanın nasıl ağır bir bedel ödenerek kurtarıldığını öğrensinler.
Burada sizler ile önce bazı fotoğraflar paylaşacağım. Aşağıda ki 1 ve 2 numaralı fotoğraflar, Yunan işgal ordusunun 15 Mayıs 1919 günü İzmir'e çıkışını göstermektedir.




Bu işgali sevinçle kutlayanlar da var. Bunlar, yerel Rumlar ve bir kısım Levantenler. Aşağıda yerel Rum kızlarını gösteriyor. Papaz, bu karşılamada, Türk kanı içmenin sevaplarından söz ediyor.


Olay sadece bu kadar mı ?. Asla değil. O gün Türklere karşı katliamlar işlendi. Onların fotoğrafları yok, onları çekecek fotoğrafçı yok. O günün tabloları var. Bu tablolar Vittorio Pisani adlı ve İzmir doğumlu bir İtalyan ressama ait. İşgal gününü yaşamış, o günleri tablo olarak yansıtmış bir ressam. Fotoğraflara yansımayan katliamlar.



Yukarıda bulunan resimler Pisani tarafından yapılmışolup aşağıda bağlantı adresi verilen kaynaktan alınmıştır.
Aşağıda, Pisani ile bilgilerin yer aldığı yazının bağlantı adresini de vereceğim. Oradan aldığım bazı bilgileri de sizler ile paylaşacağım. Yazar Ecz. Celal Öcal bey.
Kaynak


O yazıdan alınan bazı bölümleri aşağıda sizler ile paylaşıyorum.
Vittorio yirmi yaşında bir delikanlıydı, 15 Mayıs 1919 günü erken saatte evinden çıktı Kordon'da yürümeye başladı, ortalık mahşer yeri gibi kalabalıktı. Deniz kıyısında karaya yanaşmış olan Patris vapurunu, vapurdan inen Yunan askerlerinin İzmir Metropoliti Hirisostomos tarafından karşılanarak takdis etmesini, Türk kanı içmeye çağırmasını, Yunan askerlerinin öldürdüğü Türklerin ayaklarından sürüklenerek denize atıldığını gördü.
Hükümet Konağı önüne geldiğinde, orada da başka bir katliama daha tanıklık etti. İlk kurşunun atılmasından sonra Yunan askerleri paniğe kapılmış, halkımızın üzerine rastgele ateş etmeye başlamışlardı. Bu katliam devam ederken birden Allah'ın hikmeti, gökten sağanaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı. Bu durum daha fazla ıslanmak istemeyen Yunan askerlerinin ateş kesmesini sağladı. Şiddetli yağmur insan kaybımızı önlemişti. Gördüğü  katliamı durduramamış olmanın derin sızısını, yüreğinde hissetti.
Sonra kurtuluş. Kan ile ödenen bir süreç. Hepimiz biliyoruz.

Aşağda o günü hatırlatacak bir kaç fotoğraf










Osman Koçanaoğulları

İzmir



Fuar anılarım - 1

Fuar anılarım - 1

© Copyright  Copyright dosyasını okumak  için burayı tıklayınız






Fotoğraf kaynağı

 http://www.egeninsesi.com/haber/42169-eski_izmir_fuari_kaderine_terk_edildi

Yukarıda bulunan fotoğrafta (X) ile işaretlenen yerin, fuarın açılması öncesi, büyük göl de yapılan temizlik ve zemin boyama sırasında çok önemli bir işlevi vardı. 
O işaretli terde yaklaşık 1 x 1 metre boyutlarında derin bir çukur bölge vardı. Belki daha büyüktü , tam olarak hatırlayamıyorum. Gölün suları boşaltılırken, gölde bulunan balıklar buraya sevk edilirdi. Göl temizliği bitince göl doldurulur böylelikle de balıklar tekrar gölde yüzmeye başlarlardı.
Balıkların oraya toplandığı dönemde, biz çocuklar ellerimiz de kavanozlar ile ya da teneke konserve kutuları ile oraya gider ve görevlilerden balık isterdik. Bir kaç tane verirlerdi. Eve götürür ve onlara bakmaya çalışırdık ama yaşamazlardı. Annem, balığın ölmesine çok kızmıştı. Bir daha da almaya cesaret edemedim.

İkici anım, Basmane giriş kapısında bilet gişesinin üzerinde olan levhanın siyah zemini üzerinde sarı yaldızla yazılmış olan Amerikan doları fiyatı idi. Fuarın açılış öncesi pavyonların yerleştirme döneminde, arkadaşlar ile fuara çok sık giderdik. Bizden giriş ücreti almazlardı.  Pavyonların hazırlanması ilgimizi çekerdi. Bir gün gişe üzerindeki o tabelanın üzerine bir kağıt yapıştırıldığını gördük Üzerinde  1  doların 9 lira olduğu yazılıydı. Kağıdı kaldırdım, tabelanın üzerinde  1 doların galiba 3 lira olduğu yazılı idi. Ne anlam ifade ettiğini o yıllarda bilmiyordum. Devalüasyon olduğunu yıllar sonra öğrenmiştim. Her halde ilkokul 2. sınıfta idim. İşin açıkçası Doların ne olduğunu da bilmiyordum. Ağabeylerimden Amerikan parası  olduğunu öğrenmiştim. O tabela her halde gelen turistler için oraya asılmış olmalı. Dönem Türk parasını koruma kanunun çok sıkı olduğu dönemler. Döviz bozma işlemi için orada her halde bir resmi görevli vardı. Görmedim, hatırlamıyorum.

Fotoğraf alıntıdır

Osman Koçanaoğulları
  .

3 Eylül 2018 Pazartesi

Basmane yer altı galerileri ya da Tünelleri

Basmane yer altı galerileri ya da Tünelleri

 © Copyright  Copyright dosyasını okumak için burayı tıklayınız


O bölgenin çok eski yerleşikleri, bu galerileri ya görmüştür ya da büyüklerinden duymuştur. Bu  Roma yapılarının kalıntılarıdır, Vali Kazım Dirik' in yazdığı resmi raporda da bu durum anlatılmıştır. Bu raporda Basmane garından Keçecilere kadar olan bölümde ki yükseltilerin altında tarihi eserler olduğu belirtilmiştir. 
Eski yerleşikler, bu galerilerin Kadifekale' ye çıkan yollar olarak tanımlamıştır. Bu galerilerden bir tanesinden, kanlar içinde bir afro-Türk' ün çıktığı ve evdeki kadınların çığlıkları sonrası da çıktığı yerden geriye kaçtığı, ayni gün evin erkeği eve geldikten sonra  6 at arabası moloz ile bu galerinin kapatıldığı  anlatılmıştır.
Ben bu galerilerden bir tanesi günümüzde kullanılmayan Sadık bey otelinin altında bulunmaktadır. 
Fotoğrafta kırmızı daire içinde ki alan bir galeridir. Muhtemelen de bir yapı kalıntısıdır. Ben içini görmedim ama benden büyük olan kardeşlerim ve orada oturan benden yaşlı kişilerin burayı gördüğünü biliyorum.
Benzer yapı, Fevzipaşa bulvarı üzerinde bulunan eski Şifa hastanesi altında da vardır. Bildiğim kadarı  ile kafe olarak kullanılmıştır. Şu anda kapalıdır.
Bir diğeri, günümüze ulaşamayan Kalender meyhanesidir. Bir tamirat ve restorasyonu sırasında içeri girip baktım. Bir yaşlı usta çalışmaktaydı. Tavanı tonozlu olan yapının zemini de çok eski taş plakalar ile döşeliydi. Girişi kapısının karşı duvarının arkasında galerinin ilave bölümlerinin olduğunu o yaşlı usta söylemişti.

Aşağıda ki fotoğraflar, eski Şifa hastanesi günümüz Diş hastanesi altında bulunan galeriler ve yerleşimleri göstermektedir. Fotoğraflar Atilla Özdemir bey' e aittir. Verdiği izin ile bu sayfada yayınlanmaktadır










Osman Koçanaoğulları