28 Şubat 2020 Cuma

Kaybolan Sokaklar ve Sokak adları- Agora 1 - İZNİR

Kaybolan Sokaklar ve Sokak adları- Agora 1

Telif hakları vardır. Telif hakları (COPYRIGHT) dosyasını okuyunuz 


Burada bulunan plan, zeminde var olan eski İzmir planı üzerine günümüğz yapılarını, sokaklarını eklemek ile elde edildi. Elimizde bulunan ve sokak adlarının üzerinde yazılan şehir planı 1912 tarihli Bon haritasıdır..1922 yılına ait  ikinci şehir planı George Poulimenos ve Achilleas Chatziconstantinou tarafından yazılmış olan Smyrna 1922 kitabında bulunan İzmir planıdır. Bu kaynaklardan yola çıkarak, yeni bir plan hazırlanmıştır. Titiz bir çalışmadır. 
Plan çiziminde dayanak noktalarım vardı. Bunlar:
1- Sadullah efendi sokağı (günümüz 1307 nolu sokak), 
2- Hasan hoca camisi, 
3- Değişikliğe uğramamış olan Basmaneden başlayıp, günümüz mezarlık başına devam eden Anafartalar caddesi.
4- Eski adı ile İkiçeşmelik, günümüz adı ile Eşrefpaşa caddesi
5- Sokak adlarını gösteren kitapçık, 1937 yılında alınan Belediye meclis kararı ile kaldırılan sokak adlarının yerine geçen sokak numaralarını içeren el kitabıdır.





(1). Günümüz 940 sokak. Eski adı ile Dellal başı sokak
(2) . Günümüz 941 sokak. Eski adı ile Külhan sokak
(3) Günümüz 942 sokak. Eski adı ile Kadı hamamı sokak.
(4) Günümüz  943 sokak . Eski adı Namazgah caddesi
(5) . Günümüz 943 sokak . Eski adı ile Külhan sokak
(6). Dikilitaş sokak Günümüz de yok. 939 ve 939/1 sokağın bir bölümü 
(7) . Eski adı Lafya sokağı.
(8). Günümüz de Agora kazı alanı içinde kalan 938 sokak. Eski Dikilitaş sokağının devamı.
(9). Günümüzde yok. Eski adı Çelebi sokak.





















Bu bölgenin uydu görüntüleri ve numaralandırma. Uydu görüntüsü 2019 tarihlidir.




Osman Koçanaoğulları
İzmir

28 Ocak 2020 Salı

Urla (Vourla, Klazomene)- Antique road - İZMİR

Urla (Vourla, Klazomene)- Antique road - İZMİR


Telif hakları vardır. Telif hakları (COPYRIGHT) dosyasını okuyunuz 

According to Pausanias, inhabitants of Klazomene escaped from the Persians to the island  to save their life.
When Alexander the Great came there, he built a passage or mound (may be a road) between the island and the mainland. This passage served the islanders as a communication between the island and mainland.
We do not know when the islanders came back to the mainland. It is probable that the islanders remained in the island for a long time, because of the antiquities there, such as a port, a theater etc.
The road was probably repaired in Roman times and is still visible. 
R. Chandler (1765, his book was published in 1806)  and R. Walsh (1836) wrote their observations in their books. 
Figure 1, depicts the road according to their description.


The road consisted of large blocks with apertures, through which tiled pipes conveyed water from the mainland to the island (Figure 2). 

Road consistsed of large blocks, with apertures, through which tiled pipes conveyed water from the mainland to the island (Figure 2). 

Today as in 1765 the upper works have been demolished, and the materials, a few large rough stones excepted, removed.

















Osman Koçanaoğulları
İzmir - TÜRKİYE

22 Ocak 2020 Çarşamba

İkiçeşmelik caddesi ve çeşmeleri

İkiçeşmelik caddesi ve çeşmeleri

Telif hakları vardır. Telif hakları (COPYRIGHT) dosyasını okuyunuz 


İkiçeşmelik adının nereden geldiği, söylenip durur. Bir çok kişi, bu adın, orada günümüzde var olan 2 adet çeşmeden geldiğini düşünür. Ancak böyle değildir. Bu açıklama sadece " Şehir efsanesidir"
Bu caddenin günümüzde olan adı Eşref paşa caddesidir. Ancak, yerel yerleşikler, Mezarlık başından başlayan bu caddeyi İkiçeşmelik caddesi olarak tanımlar. Bu cadde " İkiçeşmelik caddesi " olarak 1876 Lamec Saad, 1913 Bon İzmir planlarında belirtilmiştir. 



Fotoğrafta gördüğünüz çeşmelerden, üstte olan eski döneme aittir. XX yüzyıl başlarında, İkiçeşmelik caddesi genişletilirken ve burada var olan Ulu mezarlık kaldırılırken, var olan çeşme aşağıda açılan yolun çok üstünde kalmıştır. Ortaya böyle bir durum çıkınca, eskiden var olan çeşmenin altına ikinci çeşme yapılmıştır. Ancak bu iki çeşme, bu caddenin adı olan "ikiçeşmelik caddesinin " adının nedeni değildir.  Bu caddenin günümüzde olan adı Eşref paşa caddesidir. Ancak, yerel yerleşikler, Mezarlık başından başlayan bu caddeyi İkiçeşmelik caddesi olarak tanımlar. Bu cadde " İkiçeşmelik caddesi " olarak 1876 Lamec Saad, 1913 Bon İzmir planlarında belirtilmiştir. 

Altta bulunan çizim, burasının genişletme önce ve sonrasını göstermektedir. Genişletme, anlaşıldığı gibi Eşrefpaşa camisine kadar devam etmiş.  Çeşmeden camiye kadar olan bölümde ki istinat duvarı bu durumu göstermektedir.



Bu caddenin adı olan " İkiçeşmelik " adı nereden geliyor ?. Elimizde belirli bir belge yok.1830 lu yıllarda da bu caddenin adının İkiçeşmelik olduğunu biliyoruz.
Bütün ülkelerde, sokak ve cadde adları;
1- Ulusal kahramanlar.,
2-Bilim ve sanatta önemli kişiler,
3-Tarihi bir olay.,
4- Orada yaşamış olan kişi.,
5- Orada var olan bir yapı
6- Orada var olan doğal bir yapı.
gibi nedenler ile verilmiştir. Ülkemizde de böyle.
Bu caddenin adı İkiçeşmelik ise burada iki adet çeşme olmalı. Ya ya yana, ya  bir birine yakın ya da  karşılıklı olmalı. Bu konuya açıklama yapabilecek resmi bir belge yok. 


Osman Koçanaoğulları
İZMİR


2 Ocak 2020 Perşembe

İzmir'in suları

İzmir'in suları


Eskiden, yani 1960 yılları başına kadar İzmir'de,  Osman ağa suyu, Yavan su, ve halkın kumpanya suyu dediği Halkapınar suyu (Halkapınar'da bulunan su kaynaklarından temin edilen su). kullanımda idi. 
Osman ağa ve Yavan su, ailem İzmir'e 1912 yılında geldiğinde, kullanılan sulardandır. 

Yavan su, daha çok sokaklarda bulunan çeşmelerden akan, kalitesi Osman ağa suyuna göre daha az kaliteli olan sulardandır. Her iki suyun kalitesini bilirim, iki sudan. içmişliğim vardır. Kadifekale'nin  alt kısmında " Yavan su " olarak adlandırılan bir semt olduğunu da biliyorum. Günümüzde, bu semt neresidir tam olarak bilmiyorum. Sokak çeşmelerinden sadece bu su mu akardı, yoksa, bazı sokak çeşmelerinde Osman ağa suyu da var mı idi bilmiyorum. Benim çocukluğumda rast geldiklerim hep yavan su çeşmesi olmuştur. !296 sokak köşesinde yavan su akan bir çeşme vardı. Bu suyun, Kadifekale'nin altından geldiği , buralarda oturan kişilerin söylemidir. Belki de günümüzde Agora da akmakta olan su, bu yavan su olabilir.

Evimizde Osman ağa suyu vardı. Kurşun borulardan evimize gelirdi. Bir  kez, Anafartalar caddesinin Basmane girişinin betonlanması sırasında bu suyun cadde üzerinde olan ana dağıtım borularını gördüm. Daha iç kesimlerde olan evlere de bu su verilir mi idi tam olarak bilmiyorum ama, her halde verilmiyordu, burada oturan tanıdıklarımız, bize gelir ve Osman ağa suyu alırlardı. Bu evlerde Halkapınar suyu var idi. 
Osman ağa suyunun Kızılçullu'da olan kaynaklardan geldiğini ailemden öğrenmiştim. Bu su tipik derinlerden gelen  kaynak su özelliklerine sahip idi. Derin kaynak suları belirli bir ısıya sahiptir.Yazın mevsiminde  soğuk kış mevsiminde ise ılık olarak tanımlanır. Bunun nedeni, suyun değil, dış ortamın ısısına bağlıdır.  Yaz aylarında, dış ortam çok sıcak olduğundan ve gelen suyun da ısısı sabit olduğundan, soğuk olarak algılanır. Kış aylarında da bunun tersi görülür.  Osman ağa suyu ile demlenen çayın, berrak olduğunu da biliyorum. Çaydanlıklar da kireç de birikmediğinden, kireç açısından fakirdir. Kaynak sularının tipik özelliklerinden birisi de kireç içeriğinin azlığıdır. Suyun tüketimi, bir ölçer su saati ile ölçülmezdi. Her sene, var olan bir vakfa, yıllık olarak ödenirdi. Sonra, 1960 başında, Osman ağa suyunda Tifo mikrobu var dendi ve su kullanıma kapatıldı. Suyu kullanan aileler, bu durumu hoş karşılamadıkları gibi, düzmece olduğunu, Halkapınar suyunun kullanılması için Belediyenin bilerek yaptığına inandılar. Evimizde Osman ağa suyunu, suyun kesilmesinden sonra yaklaşık olarak 1 ay kadar kullanmaya devam ettik. Basınçlı olmasa da akmıştı. Konu-komşuda, Osman ağa suyunu bizden almaya devam ettiler. Hiç kimse hasta da olmadı diye hatırlıyorum. 
Osman ağa suyu, devreden çıkınca, evimize kumpanya suyu yani Halkapınar suyu bağlandı. Gerçekten de lezzet olarak çok farklı idi. Bu farklılık olumlu yönde değildi.

Osman Koçanaoğulları
İZMİR


31 Aralık 2019 Salı

İzmir. 18 ve 19 yüzyıl. Bölüm 1

İzmir. 18 ve 19 yüzyıl.  Bölüm 1 

Telif hakları vardır. Telif hakları (COPYRIGHT) dosyasını okuyunuz 


Bu bölümde, İzmirin uzaktan yani limana gelen gemilerden nasıl göründüğü, şehrin genel görünümü, gezginlerin gördükleri temel alınarak yazılmıştır.
LEVANT ve LEVANTEN çok sık kullanılan tanımlamalardır. Çok sık duyduğumuz " Levant "kelimesinin ne anlama geldiğine bir bakalım.
Avrupalılar, doğu Akdeniz kıyılarını X yüzyıldan itibaren Levant olarak adlandırmaya başlamışlardır. Kelimenin kökeni, Latince “meydana çıkma, yükselme” anlamındaki " levare" dir. Bu kelime ayni zamanda güneşin doğduğu yönü işaret eden bir anlam da taşır. İtalyanca levante, Fransızca ve İngilizce’de levant olarak kullanılır.
Başlangıçta Ege denizi adaları ve Anadolunun Ege ve Akdeniz kıyıları için kullanılmıştır.
Haçlı seferleri sırasında, Ege adaları, Anadolunun Ege ve Akdeniz kıyılarına ek olarak Suriye, Filistin, Mısır ve Kıbrıs adası da bu tanım içine alınmıştır.
XIII. yüzyıldan itibaren, bu alanlara Kırıma kadar uzanan Karadeniz bölgesi de eklenmiştir.
1488 yılında Ümit burnu'nun keşfi ve Uzak doğuya olan ticaretin buraya kayması sonucu, Uzak doğu ülkeleri de " uzak Levant" olarak tanımlanmıştır.
1. Dünya savaşı sonrası Levant sadece Suriye ve Lübnan için kullanılmıştır.
Levanten tanımı da, Levant bölgelerinde yaşayan Avrupa kökenli kişiler için kullanılmıştır.
Gezginler genellikle bu topraklara belirli bir amaç ile gelen kişilerdir. Misyonerlik, ticaret, antik yerleşim yerlerinin saptanması ( her ne kadar söz etmeseler de muhtemelen de eski eserlerin kendi ülkelerine götürülmesi ) hatta casusuluk (askeri bölgeleri ziyaret ettikleri hatta askeri bölgelerin planlarının çizilmesi bilinen bir durumdur) gezginlerin belli başlı görevleridir. Buralara geldikler mevsim genellikle yaz ayları ya da ilkbahar aylarıdır. Bunun nedeni, bu mevsimlerde yolların seyahat için daha uygun olmasıdır. Anılarını kitaplaştıranlar hariç, gezginlerin hemen tamamı, buralara parasal destek ile gelmişlerdir. Bu destek, kendi ülkelerinde bulunan arkeoloji-tarih-coğrafya gibi bir kuruluş tarafından ya da ticari bir kuruluş tarafından verilmiştir. Bu neden ile İzmir'e geldiklerinde, kendilerini, kendi ülkelerinin konsolosluğu tarafından  karşılanmıştır. 
XVIII ve XIX yüz yılda İzmir, batılı gezginlerin bir bölümü  tarafından genellikle "Levant' ın yıldızı" ya da "Levant'ın incisi " olarak adlandırılmıştır. Acaba gerçekten böyle mi ?. 
İzmir uzaktan seyredildiğinde gerçekten göze çok hoş görünmektedir. İzmir, hem Sarıkışlanın olduğu ve olmadığı dönemlerde (Sarıkışla yapım yılı 1829) hem de  Liman ve günümüz Kordon boyunun yeniden şekillenmediği 1869 öncesi ve şekillendikten sonrası olan dönemlerde, uzaktan gerçekten de inci gibi adlandırılabilecek bir şehirdir. Kıyı bandında sıra sıra , genellikle beyaz olarak görülen evler, diğer binalar gezginleri büyüler. Limana girerken gördükleri Çatalkaya ( Yabancıların Two brother olarak tanımladıkları dağlar), bu dağların doğusuna uzanan dağlar (Batılılar bu dağları üç kızkardeş - three sisters olarak tanımlar), Yamanlar dağları, arka planda görülen Nif dağı (Kemalpaşa dağı), bu dağların ağaçlık olması onları gerçekten büyüler. Görebildikleri ovalara hayran olurlar. Kadifekale eteklerinde, bir amfi tiyatro basamakları gibi sıralanmış evler (Türk bölgesi), minareler, mezarlıklara ait selvi ağaçlarını hayran hayran seyrederler.
Tüm bu düşünceleri, Karaya çıktıklarında değişmeye başlar. Limanın kalabalıklığı, düzensizliği bir çok gezgin tarafından anlatılır. 
İzmir'i tanımak için yollara düştüklerinde ise, yolların bozukluğundan, darlığından, ikide bir karşılaştıkları ve tehlike yaratabilecek deve kervanlarından, hamallardan söz ederler. Hayal kırıklığına uğrarlar. Yollar düzensiz taşlar ile döşenmiştir. Bir müddet yürüdükten sonra, kötü döşenmiş yolların insanları çok yorduğunu bilinir. Sokakların ortasından, üstleri ince bir taş plaka ile kapatılmış kanallardan pis sular akmaktadır. Buralardan akan sular, ev içinde kullanılan atık sulardır. ( kanalizasyon, pis sular ile ilgili ve geniş olarak İzmir sokakları dosyasında okuyabilirsiniz). Sahile komşu binalarda, kanalizasyon direkt olarak denize açılmaktadır. Sokak ortalarında olan bu pis su kanalları salgın hastalık nedenleridir.

Osman Koçanaoğulları

29 Aralık 2019 Pazar

Sancak kale (Sancakkale) ya da Yeni kale. Önemi

Sancak kale  (Sancakkale) ya da Yeni kale. Önemi

Telif hakları vardır. Telif hakları (COPYRIGHT) dosyasını okuyunuz 

Sancak kale ya da diğer adı ile Yeni kale, sadece bir tarihi kalıntı değildir. 
Bu yazı, bu durumu açıklamaya yöneliktir. Burada , bir bölümü günümüze kadar gelebilen ve Deniz kuvvetlerine bağlı bir sosyal tesistir.








Kale, Evliya Çelebiye göre Fatih Sultan Mehmet tarafından yapılmıştır. Tarih olarak ta 1472 yılı verilmektedir. Piri Reis'in  1513 tarihli İzmir haritasında, Kadifekale  ve Ok kalesini işaretlemiş ancak, Sancak kalenin bulunduğu alanda  bir kaleyi belirtmemiş ve Sancak burun olarak tanımlama yapmıştır. " Sancak " ifadesinin bulunması, en azından burada bir askeri üs ya da küçük bir hisar olduğunu tanımlamış olabilir (Harita 1)



Kısmen de olsa günümüze kadar ulaşabilen kale, Sadrazam Köprülü Mehmet paşa tarafından yaptırılmıştır. Yıl olarak ta 1572 tarihi verilmektedir.
Kalenin yapılma nedeni İzmir iç körfezinin korunmasıdır .( İç körfez, Üçkuyulardan Kuzeye doğru (Karşıyaka) doğru çizilen çizginin doğusunda kalan bölümdür. Bu çizginin batısında kalan bölüm de dış körfez olarak adlandırılır ).  Bunun nedeni kalenin stratejik olarak yerleştiği Sancak burun'un özelliğinden kaynaklanmaktadır. 
İzmir dış körfezine akan  Gediz nehri, on binlerce yıl içerisinde getirdiği alüvyonlar ile hem İzmir körfezini şekillendirmiş hem de orada günümüzde var olan ovaların gelişimini sağlamış. Bu arada, körfezin derinliği de giderek azalmış. Derinliğin azalması, orta çağa kadar kullanılan gemilerin bu sulardan geçişini, kullanılan gemilerin günümüz gemilerine göre çok küçük olmaları nedeni ile engel olmamış. Daha sonraki yıllarda gemilerin büyüklükleri artınca , gemilerin karaya oturma tehlikesi de ortaya çıkmış. Piri reis haritasında da bu durum görülmektedir. Bazı gezginler, önlem alınmaz ve Gediz nehri  alüvyonları, dış körfeze akıtmaya devam edecek olur ise, iç körfezin bir iç deniz haline gelebileceğini ve İzmirin sonunun da antik Efes şehri gibi olacağını yazmışlardır. Bir gezgin, bir İtalyanın İzmir dış körfezinde bulunan bu alüvyonları temizleme önerisi dahi getirdiğini yazmıştır. Bu durum, sonuçta Osmanlı devletinin de dikkatini çekmiş ve Gediz nehrinin yönü 1886 yılında kuzeyde bulunan Agriya körfezine yönlendirilmiştir.
Körfezin tüm bu özellikleri nedeni ile dış körfezden iç körfeze girilebilecek tek yer, derinliğin fazla olduğu Sancak burun önleri olmuş. Dış körfezden, iç körfeze girecekseniz, Sancak kale önünden geçmeniz gerekir.  Bunun sonucunda da, Sancak kale, Çanakkale boğazında bulunan Seddül - bahir ve Kilid-ül bahir nasıl Marmara girişini engelleme amacı ile yapılmış kaleler ise, Sancak kale de İzmirin güvenlik noktası olmuştur. (Harita 3, 4, 5)










O dönemin şartlarında, heniz topların taş gülle atmaktadır, erimleri (menzilleri) kısadır ama, gemiler hemen önünden geçmektedir. İzmir'i işgal etmeye kalkışanların burada engellenmesi çok kolaydır. Her ne kadar günümüzde bu özelliği, savaş sanayisinin gelişimi nedeni ile artık söz konusu değilse de o dönemlerde bu kale bu neden ile çok stratejik bir noktadır.
Yine, İzmir limanına girecek ve çıkacak olan ticaret gemilerinin de 1800 lü yıllarda burada kontrol edildiği, hatta karantina gerektirecek hastaların da buradan İzmire girişinin engellendiği bilinmektedir.
Burası, bir askeri bölge olmasına karşın batılı gezginlerin de çok ilgisini çekmiş, hatta bu gezginlerin bazıları, askerlerin sayısını, topların özelliklerini dahi yazmışlardır. Yazdıklarının dışında kalan bilgileri de kitaplara yazmadıkları ve ülkelerinin konsolosluklarına verdikleri de bilinmektedir. 

Kalenin silahlı durumu, İzmir’i işgal etme hevesindeki yabancı güçleri caydırmış, 1694’te Venedik Filosunun, 1770 yılında Çeşme’ye kadar gelen İngiliz-Rus Donanmasının İzmir işgalini engellemiştir. İzmirin son savunma görevini de 1. Dünya Harbi döneminde 5-10 Mart 1915 tarihlerinde yerine getirmiş, İngiliz, Fransız ve Rus gemilerinin bulunduğu İtilaf Devletleri Donanması tarafından İzmir bombalanmış ancak Türk ordusunun aldığı tedbirlerle işgal girişimi sonuçsuz bırakılmıştır. Burada şehit olan subay ve erler Narlıdere Şehitliğinde gömülüdür.

Kaynaklar

1- Erkan Akbalık. Gedizin bilinmeyenleri. http://www.tarihistan.org/yazarlar/erkan-akbalik/gediz-in-bilinmeyenleri/5861/
2- Ümit Özdağ.  İzmir Sancakkalesi  ve Şehitliği - Ümit ÖZDAĞ   https://www.yenicaggazetesi.com.tr/izmir-sancakkalesi-ve-sehitligi-33751yy.htm
3-  Aykut Polatlı. Çanakkale'den önce İzmir Sancakkale direndi.   https://www.haberekspres.com.tr/izmir/canakkaleden-once-izmir-sancakkale-direndi-h75979.html
4-  Oriental outlines; or, A rambler's recollections of a tour in Turkey, Greece ...
Yazar: William Knight (commodore of the Roy. Harwich yacht club.)
Bölüm XXII.  sayfa 227 - 241
5- TRAVELS IN TURKEY, ITALY, AND RUSSIA,
During the Years 1803, 1804, 1805, Sf 1806. WITH AN ACCOUNT OF SOME OF THE GREEK ISLANDS. THOMAS MACGILL. IN TWO VOLUMES. VOL. I. 1808

30 Kasım 2019 Cumartesi

Osmanlıda Paralı yol - İZMİR

Osmanlıda Paralı yol -  İZMİR









Fotoğraf, Halkapınar deresinin  denize açıldığı yerden çekilmiştir. Kamera, denize bakmaktadır.  Oklar ile işaretli yer, söz edilen paralı köprüdür.

1 Aralık 1861 tarihinde, İzmir'li bir Levanten tüccar olan Charnaud tarafından yaptırılan Bornova yolu ve bu yola açılan köprü "paralı köprü " olarak bilinmektedir. Yol, günümüzde hemen hemen yok olmuş olan Halkapınar deresinin denize ulaştığı yerde olan bir köprüdür ve eski Bornova ağaçlı yol ile Bornovaya ulaşır. 
Alınan ücret, yolun kullanımı için alınan bir ücrettir ama para alımı köprünün başında alındığı için burada olan köprü " Paralı köprü" olarak adlandırılmıştır. Bu ücret  köprünün başında olan bir görevli tarafından gelen ve de geçen her kişiden alınıyordu. Amaç,  başlangıçta ihracat için İzmir'e gelecek olan malların Tepecik kervan  (kemer)  köprüsünde yoğunluk nedeni ile çok bekliyor olması ve yeni bir yol yapılması gerekliliği idi. O yıllarda Levantenlerin bir bölümünün Bornova da yaz evleri vardı. Köprünün açılışı daha sonra da Bornova tren hattının yapılması sonucu, eskiden yaz aylarında Bornova da yaşayan Levanten aileler, artık yaz-kış Bornova'da oturur olmuşlardır. Bu köprü ve Bornova yolu (günümüzde halen, kısmende var olan ve Halkın Ağaçlı yol olarak tanımladığı yol) Yap-işlet uygulamasının da belki ilk örneklerinden biridir.

Aşağıda olan kroki, çevre yollarının henüz açılmamış olduğu 1980 li yılların ilk dönemlerini göstermektedir. Krokiye uyum sağlayabilmek için, günümüzde var olan binalar gösterilmiştir.











2- Altan Altın .,Bornova’ya giden vapur



Osman Koçanaoğulları