25 Kasım 2019 Pazartesi

İzmir İç limanı ve Kemeraltı bölgesinin oluşumu


İzmir İç limanı ve Kemeraltı bölgesinin oluşumu



Günümüzde, alış veriş ya da gezme amacı ile arşınladığımız, Kemeraltı olarak tanımlanan yerin acaba geçmişi nasıldı?
Kabaca tanımlamak gerekir ise, günümüz Hisar camisinin biraz batısından (günümüzde olmayan ok kalesinin önünden başlayan ve yay çizen bir iç limandı.
İzmir iç limanı, antik çağdan beri bilinen bir liman. İzmir bu liman çevresinde günümüzde Kadifekale olarak bilinen antik dönem adı ile Pagos dağı eteklerinde kurulmuş bir şehir.
Antik dönemden beri var olan bu limana ne oldu. Nasıl bir gelişme yaşandı ?
Bu iç limanın antik çağlarda, karaya ne kadar sokulduğu hakkında kesin bir bilgi yok. Benim kişisel düşüncem, iç limanın kara tarafında Agora kalıntılarının olduğu yere kadar uzanıyor olduğudur.

Günümüzde, alış veriş ya da gezme amacı ile arşınladığımız, Kemeraltı olarak tanımlanan yerin acaba geçmişi nasıldı?
Kabaca tanımlamak gerekir ise, günümüz Hisar camisinin biraz batısından (günümüzde olmayan ok kalesinin önünden başlayan ve yay çizen bir iç limandı.
İzmir iç limanı, antik çağdan beri bilinen bir liman. İzmir bu liman çevresinde günümüzde Kadifekale olarak bilinen antik dönem adı ile Pagos dağı eteklerinde kurulmuş bir şehir.
Antik dönemden beri var olan bu limana ne oldu. Nasıl bir gelişme yaşandı ?
Bu iç limanın antik çağlarda, karaya ne kadar sokulduğu hakkında kesin bir bilgi yok. Benim kişisel düşüncem, iç limanın kara tarafında Agora kalıntılarının olduğu yere kadar uzanıyor olduğudur.
Günümüz Eşref paşa caddesinin Mezarlıkbaşı çıkışında, caddeye bakan devasa bir yapı var. Her ne kadar eklentiler yapılmış olsa da burada büyük bir kapı izi var. Bu yapının arka tarafında Roma hamamı olduğu ortaya çıkarıldı. Caddeye bakan tarafta, bu yapının ön kısmında büyük taş bloklar ile oluşturulmuş bir yüksek bölüm var. Bana göre burası, İzmir iç limanının şehir hududunda bulunan liman girişi. Bu kapı, antik İzmir'in deniz tarafı kapısı. Bunun belgesi yok ama, mantık bu düşüncemi destekler.  Bu yükseltinin ön kısmından ve derinden alınacak olan toprak örnekleri de bunu destekler diye düşünüyorum.

Teorimin kroki ve uydu görüntü üzerinde olan yerleşimini gösteren fotoğraf aşağıdadır.






Yazılı belge olarak elimizde Piri Reis'in Kitab-ı bahriye (1521) adlı kitabı var. Bu kitapta iç limanı anlatmış. Limanın çevresinin 1.5 mil olduğunu belirtmiş. İlk geldiğinde, iç limana büyük tekneler (hem ticaret hem de savaş gemisi olarak kullanılan Barça tipi gemi) ile girebildiğini ancak daha sonra geldiğinde içeri bu büyük tekneler ile giremediğini ve iç limanın dolmaya başladığını yazar. Kısa sürede iç liman dolmaya başlamış. Nedenini bilmiyoruz. Bunun, bu kadar süre içerisinde sadece yağmurlar ile gelen molozlar tarafından oluşması da pek mümkün değildir.
Aşağıda bulunan harita Piri reis çizimidir. Siyah çember Kadifekaleyi, kırmızı çember İç limanı göstermektedir.





1742 yılında, yerel yetkililere yapılan şikayetlerde iç limanın doldurulduğu görülmektedir. Bu şikayetlerde daha önce gemilerin girip çıktığı iç limanın doldurulduğu ve nedenleri açık bir şekilde yazıldır. Doldurulan bu yerlerde de yeni dükkanların, boyahanelerin ve mısır çarşısının  inşa edildiği yazılmıştır. Burada sorulması gereken, iç limanın ne ile doldurulduğudur. (1)

Pococke 1745 yılında, iç limandan söz eder ve kayıkların buraya girdiğinden söz eder. O da büyük gemilerden söz etmez (2)

1780 tarihli haritada liman yoktur, yerinde sazlık ve bataklık alan vardır. Liman olarak kullanılmamaktadır.



1836-1837 Graves haritasında ise eski limanın olduğu yer artık iskan edilmiş haldedir. Bu yıllarda, aşırı yağmur yağdığında bu alanın su ile dolduğunu da biliyoruz. Günümüz Anafartalar caddesi muhtemelen doldurulmadan önceki liman kıyı şeridi idi.






1- Şaban Bayrak. Perspective on Ottoman studies from the 18 th smyposium . 2. cilt 2010. sayfa 608

3- A description of the east and somae other countries. Vol II, PartII. Richard Pococke. MDCCXLV. 1745

Osman Koçanaoğulları

19 Kasım 2019 Salı

İzmir iç limanı nereye kadar uzanıyor idi

İzmir iç limanı nereye kadar uzanıyor idi


Telif hakları vardır. Telif hakları (COPYRIGHT) dosyasını okuyunuz 


İzmir iç limanı, antik dönemden beri bilinen bir yer. Piri reis İzmir'e ilk geldiğinde , iç limana gemilerinin rahat bir şekilde girebildiğini, ama daha sonra geldiğinde ise, limana girişte, gemilerinin alt kısımlarının denizin sığ hale gelmiş olması nedeni ile eskisi gibi kolaylıkla limana giremediğini yazmış. Harita çizimini de Kitab-ı bahriyede yapmış. Yıl 1519.

İç liman dolmaya, o tarihler de başlamış. Piri Reis İzmir haritası. 1519. Kırmızı çember İç liman, Siyah çember Kadifekale. İç liman henüz dolmamış.



Barbie du Bocage İzmir planı. 1790
Siyah daire içinde ki alan, dolmaya başlayan İzmir iç limanı




Thomas Graves 1836-1837 İzmir planı



Yaklaşık 300 sene içinde liman bu hale gelmiş.
Yazacaklarım sadece bir teori ama, mantık açısından hata yok.
Limanın doluşu, açılış yerinde olan sığlıkların belirgin hale gelmesi ile başlamış olmalı. Piri Reis bunu not etmiş.
İç limana gelen bilinen bir akarsu yok. Muhtemelen, yağışlar sonrası Kadifekale ve güneyde şehri çevreleyen  tepelerden (Değirmen dağı) gelen moloz, topraklar nedeni ile iç liman dolmaya başlamış olmalı.
Günümüz Anafartalar caddesinin (Kemeraltı), iç limanı çevreleyen bir yerleşimde bulunduğunu biliyoruz.
bu
Şimdi günümüz durumuna bir bakalım.



(a) ile (b) arası doluyor. Peki, bu kadar büyük bir alan doluyor ise, Kadifekaleden gelecek topraklara direkt maruz kalan (c) ile (d) arası neden  dolmasın. Belki de iç liman Antik dönemde, Agoraya kadar geliyordu. Günümüzde Eşrefpaşa caddesine bakan kocaman kemerli yapı, acaba, İzmir'in liman girişi kapısı mıdır ?. Buradan alınacak toprak örnekleri durumu açıklayabilir.

Aşağıda olan fotoğraf, Mezarlıkbaşından başlayan Eşref paşa caddesi (halkımız İkiçeşmelik olarak tanımlar) yokuşun çıkışıdır. Burada bir tanesi (b) açık olan diğeri de taş ile örülerek kapatılmış  olan ve sadece kapının izleri görülen (a) bir kapıdır. Bu kapılar belkide rıhtıma açılıyordu. ,









Bunlar, sadece benim düşüncelerim Neden olmasın



Osman Koçanaoğulları

13 Kasım 2019 Çarşamba

Mithatpaşa sanat okulu, Askeri hastane ve karantina - İzmir

Mithatpaşa sanat okulu, Askeri hastane ve Karantina - İzmir


Telif hakları vardırCOPYRIGHT dosyasını okuyunuz.......


Yazının konusu bu üç kuruluşun zaman içinde olan yolculuğudur. Bu yazıda tarih dersi anlatılmamaktadır. Anlatılan, bu alan bir zamanlar ne idi, zaman içinde ne hale geldiğidir. Aşağıda bu alanın güncel uzay görüntüsü bulunmaktadır.




ASKERİ HASTANE
İzmirde ilk askeri hastane, Sarı kışlanın inşası sırasında " her kışlaya bir hastane " düşüncesi ile gündeme gelmiştir. O dönem, zemin yapısının kötü olması (Sarı kışlanın zemini de kötüdür) nedeni ile hastan inşaatı yapılmaz. Bunun yerine ver olan bir bina aranır. Bulunan binanın " Sarı kışla' ya çok da uzak olmadığı ve Fes Nazırı Katipzade Mustafa Efendiye ait bir tuzhane olduğunu biliyoruz. Ancak tam olarak, binanın bulunduğu yeri bilmiyoruz.  Sadece, Sarı kışlanın yapılacağı alanda bir adet tuzhane olduğunu biliyoruz. (H. İ. Alpaslan., E. A. Gülenç). Didem Akyol Altun  bu binanın, şu anda Karantina semtinde Mithat paşa sanat enstitüsüne bitişik olan ve günümüzde askeri binaların (içinde eski hastane binası da var) bulunduğu yerde olduğu ihtimalinden söz etmiştir. Ancak, burada açılan asker hastanesinin Katipzade konağında açıldığı yazılmıştır. Karantinada  bir tuzhanenin varlığından da söz edilmediği için, ilk asker hastanesinin burada açılmış olma ihtimali çok azdır. 


ÇİZİM 1
1800 başlarında bu alan acaba nasıl bir yerdi ?.  
Burası " Zeytinlik " adı verilen ovaya açılan yoldadır (İzmir Fransız konsolosu notu. Pelin Böke)
Alanın denize bakan tarafında olan yol, Urlaya giden yoldur.  Günümüz Üçkuyular, Göztepe, Balçova bölgelerinin  1800 lü yıllarda İncir, Zeytin ve meşe ağaçları ile dolu olduğu bilinmektedir.
Burası, 1800 ortalarında, burası ile ilgili bilgilerden öğrendiklerimiz;
1- Deniz kenarında, havadar olan bir alandır.
2- Alanın arka tarafı kayalık bir yükseltidir. Yağışlı havalarda  su baskınları olmaktadır.
3- Farklı kaynaklarda temiz su konusunda farklı notlar vardır.  Bazı yazarlar temiz su vardır derken başkası yoktur demektedir.
İşin İlginç yanı, yazılanlarda, "günümüz Karantina deresinden " söz edilmemiştir. Yine,  derenin üzerinden geçilmesi gereken bir köprüden de söz edilmemiştir. Muhtemelen, dere,  tonozlu olan bir yapı ile denize ulaşmaktadır ve üzeri de toprak ile örtülüdür. Burayı, o yıllarda geçen kişilerin dereyi görmemiş olmaları, buradan yaz aylarında geçmiş olduklarını gösterir.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Çizim 2

William Knight, 1838 yılında, Günümüz Konak bölgesinden çıkıp Urlaya doğru giderken, Mezbahadan ( o yıllarda mezbaha Karataştadır) ve arkasından hastaneden söz eder. Burada sadece bir hastane vardır, o da günümüze dek ulaşan, bina yapısı farklı olan asker hastanesidir. Asker hastanesinin burada var olduğu söylenen Katipzade konağında açıldığı yazılmıştır.


---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Çizim 3

1840 yılına kadar bu hastane ile ilgili, şu anda elimizde başka bir bilgi yoktur. 29 Nisan 1845 yılında İzmir Fransız konsolosu, 1840 yılında kurulan karantinanın burada var olan ve eskiden askeri hastane olarak kullanılan binada açıldığını binanın çok yıpranmış ve yetersiz olduğundan söz eder. Yer, Zeytinlik denen ovaya giriş olarak tanımlanır. Demek ki o tarihlerde, bu alandan sonra  giderek düzleşen arazi "zeytinlik" olarak biliniyormuş (Bkz. Pelin Böke).


------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

ÇİZİM 4



Yabancı konsoloslar, karantina binasının çok eski olduğunu, yeterli sayıda yatağa sahip olmadığını raporlar olarak yazarlar. Hatta alanın çok dar olduğundan ve yeni bir karantina binası yapılması gerektiğini de yazarlar.  Bu yıllar içinde, fazla gemi geldiğinde ve karantina da gerektiğinde, karantinaya alınan kişilerin yatak bulmaları zor olmaktadır. Bazıları  bahçede bulunan barakalarda hatta çadırlarda da kalmaktadırlar.
Bunun üzerine bu alan içerisinde yeni karantina binası inşatı başlar  ve karantina binası 1846 yılında açılır. 1848 yılında çıkan yangında yeni yapılan karantina binası ciddi hasra görürü, hastane binası da zarar görürü. Her iki binanın yeniden yapılması düşünülür ama günün şartları nedeni ile tamir edilirler ve hastane  ,le karantina olarak hizmet verilmeye devam edilir. (Fotoğrafta görülen bina, ilk yapılan karantina binasının (1846), yangın sonrası tamir edilmiş halini göstermektedir. (Fotoğraf 1).
G. Rollestone 1854 yılında, İzmirde ayni zamanda karantina binası olarak ta kullanılan ve 60 yataklı olan Türk Askeri hastanesinden söz eder. Söz ettiği hastane ve karantina binaları bunlardır.
G. Rolleston dan bir sene sonra Martha Nicol karantina binasını ve işlevini yazar , asker hastanesinden söz etmez. Söz etmemesi normaldir, Martha Nicole Sarı kışlada o yıl içinde açılan ve Kırım harbinde yaralanan, hastalanan İngiliz askerlerinin gönüllü hemşiresidirç İngilizler burayı bir karantina binası olarak kullanmışlardır (muhtemelen aske hastanesinden söz etmektedir. Sarı kışlada, ağır yaralı hasta yoktur, İngilizler Karantinada olan bu yapıları (hastane) daha çok bir nekehat dönemi yataklı kuruluşu olarak kullanmışlardır.


-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

ÇİZİM 5

Karantina, Urlaya (günümüz Karantina adasına 1865 yılında taşınır. Karantina teşkilatına ait bina boşalmıştır. Bina oldukça eskimiş ve de yıpranmıştır. Asker hastanesi faaliyete devam etmektedir.



-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

ÇİZİM 6





-------------------------------------------------------------------------------------------------------

Çizim 7

1881 yılında günümüz Mithatpaşa teknik ve endüstri Anadolu lisesi bina inşaatı biter, öğrenci yokluğu nedeni ile okul açılamaz. Yaklaşık 10 sene kadar boş olarak kalır. Tamirat ve tadilatlar sonucu 1892 yılında eğitim başlar.
1885 yılında inşaatı başlanan cami, 1891 yılında ibadete açılır.
Eski hastane binası 1887 de yıkılır ve yeni askeri hastane 1891 yılında " Hamidiye askeri hastanesi " olarak açılır. (Bkz. D. A. Altun) 1887-1892 arasını tam olarak bilmemekle birlikte, askeri hastane olarak boşaltılmış olan ıslah hanenin birinci katında , daha sonra da 2. ci katında görevini sürdürmüştür.





Askeri karakol binası


-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

ÇİZİM 8





Aşağıda belge özelliğinde bit fotoğraf var. Fotoğrafın üzerine yazılmış notlar da görülüyor. Bu notlarda;

1- Padişahın yardımları ile devam eden cami yapımı yazılı. Bu cami, 1891 da ibadete açılacak olan günümüz Hamidiye camisidir
2- Sekiz sene önce yapılmış olan Sultani mektebi,
3- Eski karantina binası olup, mektebi-sanayi ' ye devredilen ahşap ve harap bina
yazmaktadır (Tercüme, Dr. Erkan Serçe tarafından Küllerinden doğan şehir İzmir gurubunda paylaşılmıştır).





Aşağıda ki  fotoğraf muhtemelen hastanenin açılış gününe aittir.



Aşağıda bulunan fotoğraf hastanenin 1900 lü yılların başına ait görünümüdür





Yeni yapılan hastane binası, eski hastane binasından ve eski karantina binasından daha büyük bir alanı kaplamaktadır. Bu neden ile eski karantina binasının yıkımı da olmuştur. Günümüz de var olan okulun, yan tarafında bulunan ve okuldan daha küçük binanın ne zaman yapıldığına ait kesin bir bilgi bulamadım. Muhtemelen askeri hastane yapımı sırasında yapılmıştır

1918İzmir işgal edilir.  Hastaneye Yunanlılar el koyar.

1922Hastane tekrar açılır. 
1945 ve 1949 yıllarında hastaneye  yeni bölümler eklenir.
1971= Hatay semtinde yeni yapılmış olan hastane binasına nakil edilir.

1971 sonrası

Bir ara askerlik şubesi, daha sonra askeriye levazım binaları olarak kullanılır. Günümüzde MSB inşaat ve emlak bölge müdürlüğü olarak kullanılmaktadır. Bu binalar kompleksi içinde, her halde, hala 1892 yılından kalma binalar bulunmaktadır. Restorasyonu devam etmektedir. ETMEKTEDİR

KAYNAKLAR

1- Cumhuriyet Öncesi Dönemde İzmir Hastanelerinin Mekânsal Gelişimi
Didem Akyol Altun. Tarih İncelemeleri Dergisi. XXIX / 2, 2014, 405-443
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/58909
2- KARANTINA ÇTTAD, VIII/18-19, (2009/Bahar-Güz), s.s.137-159
İZMİR KARANTİNA TEŞKİLATININ KURULUŞUVE FAALİYETLERİ (1840-1900)
Pelin BÖKE
3- İZMİR SARIKIŞLA’NIN İNŞA EVRELERİH. İbrahim ALPASLAN
 http://tubaked.tuba.gov.tr/index.php/tubaked/article/view/430
DOI: http://dx.doi.org/10.22520/tubaked.2019.19.002
tubaked.tuba.gov.tr › index.php › tubaked › article › view
4- Martha NİCOL
Ismeer; or Smyrna and its British Hospital in 1855. By a lady 1856
5- G. Rollestone. Report on Smyrna. 1855. sayfa 71 
6- Willima knight. Oriental outlines or of a tour in Turkey, Greece and Tuscany. in 1838. sayfa 237
7-  Yaşar Ürük. İzmir'de vezir ve paşa adları. http://www.kentyasam.com/izmirde-vezir-ve-pasa-adlari-yhbrdty-4042.html 
8- Mehmet Tinal. İzmir mektebi-idadi'si. Sayfa 350. Atatürk ilkeleri. Dokuz Eylül üniversitesi
https://ataturkilkeleri.deu.edu.tr/pdf/dergi8/c3_s8_melih_tinal.pdf
9- Mehmet Zeki Pakalın -  Sicilli-Osmani 2008 
NURİ BEY (MEHMET NURİ BEY, ŞATANOF) [3249] Fransa'dan muallim olarak getirilen zabitlerden olup Türkiye ... İstanbul'a dönünce gurre-i Receb 1300 (1883)'de, 2500 kuruş maaşla, Aydın (İzmir) vilayeti ziraat müfettişliğine tayin olundu.
10- William Cochran. Pen and pencil in Asia minor or notes from Levant. 1888
11- İzmir-Konak Mithatpaşa Mesleki ve teknik Anadolu lisesi
http://mithatpasaeml.meb.k12.tr/icerikler/tarihce_533917.html

Osman Koçanaoğulları





https://www.izmirromatoloji.com/



31 Ekim 2019 Perşembe

Konak meydanı (Atatürk meydanı)- İZMİR 1838

Telif hakları vardırCOPYRIGHT dosyasını okuyunuz.......


Burası günümüz Atatürk meydanı. Hani İzmir saat kulesinin bulunduğu ve halkın henüz alışmadığı ismi ile " Atatürk meydanı"
18 ve 19 yüzyılda İzmir ve batı Anadolu, batılı gezginlerin çok ilgi duydukları ve gezdikleri yerlerdir. Aşağıda ki çizim; İzmir ve civarını gezen ve bunları kitaplaştıran gezgin William Knight'ın anılarından yola çıkarak, burası ile ilgi anlattıklarını 1836-1837 yılında Thomas Graves isimli kartografın haritası üzerinde yaptığım işaretlemeleri göstermektedir.

Gezgin, Frenk caddesini geçtikten bir müddet sonra İzmir kadılık binası (Kadı rezidansı) önünden geçer. Buraya daha sonraları, soruşturma ve bilgi almak için bir kaç kez çağrılacaktır.  Daha sonra  büyük ve kare şeklinde bir alana gelir. Anlattıkları burası ile ilgilidir. Günümüzde var olan İzmir Vilayet konağını başlangıç noktası olarak alınması durumunda yukarıda bulunan çizime daha kolay uyum sağlanabilir. 



(a):Mütesellim konağı. Çizimde Governor's office olarak yazılmıştır. Gezginin geldiği yıllarda, devlet ve belediye işlerine bakan, vergi toplayan kişiler "Mütesellim " olarak tanımlanır. İzmir o yıllarda vilayet olmayıp, Aydın vilayetine bağlı olduğundan, İzmir'de vali yoktur, Burası, bu işlerin yürütüldüğü, Mütesellimin görev yaptığı yerdir. Daha ileri ki yıllarda, İzmir vilayet olunca, burası hükumet konağı olacaktır. 
(b), Sarıkışla dır. Günümüzde yoktur. Haritada " parade olarak yazılan alan, talim bölgesidir. Gezgin geldiğinde, kışlaya yakın bölümü talim için kullanılmakta, diğer bölüm ise boş olarak durmaktadır. 
(c): Gezgin, burayı " rakı imalathanesi olarak belirtmiş, çeşitli rakı yapım işlerini de anlatmıştır. Tam bir yer tanımı yoktur ama saraya çok yakın yer diye bir tanımlama vardır. 
(d): Gezginin geldiği tarihte İzmir mütesellimi Hüseyin bey dir. Üç yıllık görevi sonrası, görevinden ayrılır ve Padişah kendisine bu konağı hediye eder. Yer olarak, haritada (a) harfi ile işaretlenen alana yakın olarak tanımlanır. Tam ve kesin bir yer tanımlaması yoktur. 
(e): Mezarlık. 
f): Küçük bir kahvehanedir. Kayıkçıların çay içtiği yerdir.  .
(g): Bahri baba yatırı. Gezgin isim belirtmemiş ama biliyoruz. Mübarek kişi olduğuna inanılan bu kişinin mezarı ziyaret edilir, dualar okunur ve bez parçaları bağlanırmış. Cuma günleri, bir kandil (ya da mum) yakılırmış. 
(h): Topçu bataryaları. Mütesellim konağı dediğimiz yerin arkalarında alçak çatılı evler vardır.

Osman Koçanaoğulları  
31 Ekim 2019



28 Ekim 2019 Pazartesi

İzmir Karantina teşkilatı ve vali Hüseyin bey


İzmir Karantina teşkilatı ve vali Hüseyin bey


Telif hakları vardır. Telif hakları (COPYRIGHT) dosyasını okuyunuz 



Hüseyin bey kimdir ?. Çok fazla bilgimiz yok. Bildiğimiz kendinden önce İzmir muasarrıfı olan
Tahir bey'in oğludur. Tahir bey nerelidir bilmiyoruz ama 1839 yılında İstanbul'da çok bilinen bir tüccardır (2). 
İzmir Karantina Teşkilatının Kuruluşu Şeyhülislam Mekki-zade Mustafa Asım Efendi’nin 29 Nisan 1838 tarihinde karantinanın caiz olduğuna dair verdiği fetva ile İstanbul’dan sonra ilk kurulan karantina teşkilatlarından biri de İzmir’dedir (1
Yukarıda yazılı olanlar, Osmanlı belgelerine dayanarak yazılmış akademik bir makaledir.
Gezginin biri, 1838 yılında basılmış olan kitabında İzmir ile ilgili bir çok yeri, olayları ve kişileri de yazmış. Gezgin bir çok yeri gezmiş, yolu İzmir'e de düşmüş. Yazdıklarım, o gezginin İzmir ile ilgili olarak almış olduğu notlardan alınmıştır.Gezgin, Mütesellim Hüseyin beyden de söz eder, günümüz Kemeraltı'nın çekirdeği olan ve batılılar tarafından " Bazaar " olarak yeri de anlatır. Gezgin İzmir'e geldiğinde bir karantina vardır. bu ilginç bir not.
Müteselllim nedir ?. Osmanlı devletinde Tanzimat öncesi Vali ve Mutasarraf adına vergi toplayan kişidir. (3)
Gezgin notlarına bir bakalım.Hüseyin bey'den önce bu görevde babası vardır. Görevi,çitçilerin kazançlarından vergi almaktır. Görevi açık arttırma ile almıştır.Zeki bir adamdır. Polis ve vasiyetin (miras hukuku) yürütülmesi kurumlarında reform yapmıştır. Ayrıca, bir sağlık kurumu kurmuş, Karantina kuruluşunu oluşturmuştur. Gezgin'in notları 1838 yılında basıldığına göre, bu bilgiler daha önce ki tarihlerde olmalıdır. Her ne kadar, gezginin kullandığı cümleler geçmiş zamana ait olsa dahi, kendisinin zamanında bazı olaylara da şahit olmuş olabilir. O yıllarda, İzmir'de çok görülen veba hastalığının Mısırdan gelen gemiler yolu ile İzmir'e geldiğine inanılmaktadır ve Mısırdan gelen gemiler karantinaya alınmaktadır.
Hüseyin bey kimdir ?. Çok fazla bilgimiz yok. Bildiğimiz kendinden önce İzmir muasarrıfı olan
Tahir bey'in oğludur. Tahir bey nerelidir bilmiyoruz ama 1839 yılında İstanbul'da çok bilinen bir tüccardır (2) 

Yazılanlar, gezginlerin anlattıklarından derlenmiş bir yazı.
Kesin oılarak emin olduğumuz konu kişinin kendisi, yani Hüseyin efendidir. Bazı yerlerde Hüseyin bey olarak da yazılıdır. Görevi konusunda da bir şüphemiz yoktur. Sadece batılıarın, Hüseyin efendinin bulunduğu makama  Governer yani alışageldiğimiz kuşşanmı ile " vali demişlerdir. Halbuki "Governer ayni zamanda " yönetici, bey, idareci " anlamlarına da gelmektedir.
Şimdi bu "governor " konusuna biraz değinmek isterim.
Osmanlı da merkezi yönetim, 17 yüzyıldan itibaren,  yerel yönetimler üzerinde olan etkisini kaybeder. Yerl de, ayan adı verilen eski asker, tahsilli ya da zengin veya büyük ailelerin başlarından birisi , merkezi hükümetin de desteği ile yereli yönetir. Başlangıçta, bazı konularda yararlı olurlarken zaman içinde devlet içinde devlet olmaya başlarlar.  Daha sonrada kaldırılırlar. Bunların görevleri aslında vergi toplamaktır. Bu vergi de çiftçiden alınan vergilerdir. Yerelde bulundukları yerin asayişi, devlet hizmetleri de bunlar tarafından sağlanır. Devlet arazilerini kiraya vermek (mültezimlik), vergi tahsilatı (muhassıllık), sancak beyinin olmadığı dönemlerde yetkiyi devir almak ( Mütesellimlik) bu ayanların görevleri içindedir. Devlet, istediğini görevlendirir istediğini de görevden alırdı.

Mütesellim; Beylerbeyinin veya sancak beyinin vekili olarak onların sefere gittiklerinde veya görev bölgelerine gitmedikleri zamanlarda yerlerine bakan, vergileri toplayan görevlileri ifade eder. Bazen bunlara voyvoda da denmiştir.
Damascus, kitabında, bu göreve gelmek için devletin bir açık arttırma yaptığını ve kim daha çok para verirse, görevi onun aldığını yazmış. Böyle bir kayıt ben bulamadım. Yazara göre, görev için ne adar çok para ödenirse göreve gelen kişi de para konusunda o kadar çok gaddar olurmuş. 
Hüseyin bey den önce bu görevde babası Tahir bey bulunmaktadır(1) . 1831 tarihinde İzmir'de Mütesellim olarak bulunan bir kişi (5).Nitekim bu durum 1841 tarihli belgelerde de vardır. Tahir bey 1841 belgelerinde İstanbullu büyük bir tüccar olduğu yazılıdır. Görevde kaldıkları süre sabir olmayıp, değişiklik göstermektedir.
Hüseyin bey ( ya da Hüseyin efendi),  adı kötüyeçıkmış, aç gözlü ve kısa sürede  servet yapan biri olarak tanımlanmıştır. Bu durum, gezginler dışında İngiliz resmi belgelerinde dahi yazılıdır (2).İngiliz belgelerine göre  16 Ağustos 1838 yılında İngiltere- Osmanlı devleti arasında imzalanan ticaret antlaşması İstanbul'da tüccar olan  ve Hüseyin bey tarafından babası Tahir beyin etkisi ile  engellenmektedir. (2)

Kendisi ile ilgili halk arasında dolaşan dedikodular var. Hemen hepsi de para ile ilgili. 
1- Kendisinin  Bornova da Bornova içinde meyveliklerin olduğu bir bahçesi vardır.  da Bornova da olan bu yerden siz eder. Bahçenin Kemalpaşada olması daha olasıdır, halkın anlattığı olayda söz edilen meyve " Kirazdır". Bir sene Hüseyin bey, kiraz olarak üretim rekoru kırar. Değerlendirmek için, İzmir'de meyve ticareti yapan iş insanlarını çağırıp, kirazlarını değerlendirmelerini ister. Doğal olarak da, gelen kişiler, kirazların kalite olarak çok mükemmel olduğunu söylerler . Bunun üzerine Hüseyin bey , kirazların kaça satılabileceğini sorar, cevap olarak da doğal olarak, gelen meyve ticareti yapanlar çok yüksek fiyat verirler. Sonra, Hüseyin bey, bu fiyattan tüm kirazlarının değerlendirmede bulunan kişilerce satın alınmasını ister, onları satın almaya zorlar.
2- Hüseyin bey, marinada yaklaşık 150 öetre uzunluğunda olan bir sahil şerinini bölüm bölüm satılığa çıkarır.  Bu satın alınma sonucu, önlerine manzarayı kapatacak bir yapılanmanın böylelikle engellemeyeceğini söyler.  Satış başlar, insanlar, korkudan satın alırlar. Satın alanlar, satın aldıkları hemen doldurmaya başlayacak  ve bu doldurdukları alanın etrafını da duvarla çevireceklerdir. Bu işlemi de, kesin bir zaman verilmeksizin hemen yapmaları istenir. Yapılmaz ise, satın alanların hakları ortadan kalkacak ve satış işlemi tekrar yapılacaktır. Hiç kimsenin, satın aldıkları denizi doldurması beklenemez. İnsanlar kum atarlar, doldurma başarılamaz ve orada bataklık oluşur, böylelikle verdikleri para da yanar. O sıralarda İzmirde olan Dr. Clarke ortaya çıkan ateşli hastalığın bu doldurulmaya çalışan ve sadece bataklık haline gelen alanlardan kaynaklandığı söyler.
3- Bazaarlarda (  sözü edilen kelime daha çok  Kemeraltı için kullanılan bir ifadedir),  çığırtkanlar sırnaşık bir şek,lde müşterileri bir şeyler satın almaları için rahatsız ederler. Bir gün Hüseyin bey, önünde polisleri olarak tebdili kıyafet ile pazara gelir. Amacı seyyar satıcıların, tüccarların müşterilere nasıl davrandıklarını, kendisini yabancı olarak görüp bir şeyler satın almaya zorlayıp zorlamadıklarını  görmektir.. O esnada da biri böyle davranır. Yanında olan görevlileri adamı yakalar, dükkanının i.ine fırlatırlar ve arkasından da falakaya çekerler. Verilmek istenen mesaj bellidir; caddede dolaşan insanları çekiştirerek kendi dükkanlarına çekmemeleri ve onları alış verişe zorlamamalarıdır.
Peki Hüseyin beyin hiç mi iyi yanları yoktur ?. Tabii ki vardır. Polis teşkilatını düzene sokmuş, Mısırdan gelen ve salgın hastalık yayan yolcuları karantinaya almıştır. Hem de henüz resmi olarak karantina teşkilati yok iken. Karantinanın gemide mi yoksa karada mı olduğuna ait bir bilgiyi gezginler vermemektedirler.

Hüseyin beyin 14 Mayıs 1837 yılında bir mütesellime , istifa ederek görevinden istifa eder. İstifa i,le birlikte kırmızı boyalı olan, günümüzde Hükumet konağının olduğu yerde bulunan , kırmızı renkli saraydan da ayrılır. Burası o dönem yöneticilerin görev yaptıkları yerdir. Muhtemelen istifa ettirilmiştir.  Baş şehir olan İstanbul'a gitmeden önce , Bornova da olan bahçeli konağına bostancı başı sı ile gider orada kısa süreli inzivaya çekilir. Görevde kaldığı süre 3 sene gibi, pek alışılagelmiş bir durum değildir.  1837 yılında istifa ettiğine göre 1834 yılında göreve başlamış olmalıdır. Babası Tahir bey 1834 yılında İzmir de görevde görülmektedir. (2). Bu üç senelik sürede, İzmir'de bir cami , İstanbul'da padişah için bir boğaz sarayı, kendisi için de kanıtlanmamış saraylar ( kale, şato gibi söz edilmiş) yaptıracak kadar paraya sahip olmuş.  Hep parasızlıktan şikayet eden birisidir. Bu şikayetler İstanbul saraya kadar ulaşır. Bunun üzerine kendisine, sarayın karşısında bir konak yaptırılır.  Konağın duvarına da üzerinde konağın hediye edildiğinin yazıldığı gösterişli bir mermer plaka çakılır.  Hüseyin bey bu durumdan çok rahatsız olur., 
İngiliz belgelerinde göre (2), 1839 yılında tekrar görevde olduğu düşünülür ise bu göreve iade edildiği söylenebilir. 


1- Travels in greece and Turkey. Excurtions  in Meditteranean . Vol 1
MAJOR SIR GRENVILLE TEMPLE, BART. 1836. Sayfa  125
2- The sessional papers printed by order The house of Lords. Accounts and papers. 1841 Vol XVIII. Sayfa 15.
3-  Charles Addison. Damascus and Palmyra. A Journey to the east with a sketch of the state and prospects of Syria under Ibrahim pasha. In two volumes. 1838 Sayfa 101.
4- William Knight. Oriental outlines or Rambler's recollections of  Tour in Turkey, Greece and Tuscany in 1838., sayfa 232. 
5- E. W. Allen. 1831. The new monthly magasine. Sayfa 242
Tahir bey...1831........-1834
Hüseyin bey 1834-a837. İstifa.
1839 da tekrar görevde.


O yıllarda, Kemeraltı .tam oluşmuş bir yer değildir. Yabancı kaynaklarda Bazaar denilen yerde (günümüz Kemeraltı'nın bir  bölümü) çarşıya çıkar. Amacı, Buralarda ne olup bittiğini görmektir . Arkasında bir kaç polisi vardır.. O yılların gezginlerini bir çoğu,Bazaar da bulunan satıcılar, bir şeyler satabilmek için, yoldan geçenleri sırnaşık bir şekilde zorlamaktadırlar. Valiyi de tanımadıklarından onu yabancı zanneder ve bu satıcılardan bir tanesi bir şeyler satmak üzere Hüseyin bey'i dükkanlarına çekmeye ve bir şeyler satmaya çalışır. Mütesellim Hüseyin bey bostancısını öne çağırır.Bostancı adamı alır ve fırlatır. Sonra iş falakaya kalır. Adam falakadan geçirilir. Kendisine bundan böyle, hiç kimseyi bağırarak bir şeyler satmak için kişileri zorlamamasını ve satın alacak kişilerin, her hangi bir şey alacak olur ise, dükkanlarına kendilerinin geleceğini söylenir.(2). Gezginin söz ettiği "Karantina " kuruluşu belki de Osmanlının henüz resmi olarak izin vermediği bir oluşum. O yıllarda İzmir' de Karantina kuruluşunun var olduğunu gezgin notlarından anlıyoruz. Gezgin, kaç yılında İzmir'e geldi onu da bilmiyoruz. Sadece bu notlarda kayıt ettiği günü ve Ay'ı biliyoruz;10 Mayıs Salı. İzmir'den sonra da Suriye'ye gitmiş.. Kitap basım tarihini göz önüne alacak olur isek, İzmir'e 1838 yılından önce gelmiş olmalıdır. İzmir'den sonra da Suriye'ye gitmiş. 
Bu durumda,
1- İzmir'de Karantina hizmeti daha önce, resmiyet olmadan var idi, 
2- Osmanlı belgelerinde olan tarihin Miladi takvimine çevrilişinde hata yapıldı,
3- Gezgin, karantina olgusunu bir başka şeye benzetti.


KAYNAKLAR


1- Pelin Böke. İzmir Karantina teşkilatının kuruluşu ve faaliyetleri (1840-1900).ÇTTAD, VIII/18-19, (2009/Bahar-Güz)....

https://ataturkilkeleri.deu.edu.tr/ai/uploaded_files/file/dergi%2018-19%20yeni/08-%20Pelin%20Boke.pdf

2-  DAMASCUS AND PALMYRA: A JOURNEY TO THE EAST. WITH A SKETCH OF THE STATE AND PROSPECTS OF SYRIA, UNDER IBRAHIM PASHA. BY CHARLES G. ADDISON, Of THE INNER EMPLE.

IN TWO VOLUMES. VOL. I. PHILADELPHIA: E. L. CAREY & A. HART. 1838.


Osman Koçanaoğulları


26 Ekim 2019 Cumartesi

Yunanistan Aya Fotini kilisesine gönderilen İkonastasis ve diğer eşyalar

Yunanistan Aya Fotini kilisesine gönderilen İkonastasis ve diğer eşyalar


Telif hakları vardır. Telif hakları (COPYRIGHT) dosyasını okuyunuz 



İkonastasiziten ilk söz eden kişi Martha Nicol dür. Kitabında geniş bir şekilde anlatır. Burada oyma işlemeli  ve simetrik olarak yerleştirilmiş resimler ile dolu olan, iki ya da üç parçalı monoblok bölümlerden söz eder. Çok güzel bir eser olduğunu anlatır ve Çinlilerin oyma işleri gibi diyerek de tanımlama yapar . Her bir parça yekpare meşe ağacından oyulmuştur. Üzerinde, başlarında gümüş halo (hale) olan resimler olduğunu görür.  Bunlar ikonalardır. Ayrıca her bir ikonanın  altında, kiliseye gelenlerin öpmeleri için birer küçük kopya vardır. Vaiz kürsüsü de ayni şekilde oymadır. Ayin sonrası, avluda olan çınar ağacı önüne gelenler, ulusal birlik için dua ederler.
Bu ikonastasisten 1864 yılında burayı ziyaret eden Atinalı bir gazeteci de bu ikonastasisten söz eder (1) İkonastasisin kimin tarafından yapıldığı bilinmemekle birlikte sakız adasından gelen bir sanatçı tarafından yapıldığına inanılmaktadır. Yapıldığı tarih 1804 veya 1805 yılıdır. Ayni sanatçının bu ikonastasisin yapımından daha önce 1922  İzmir yangınında, içinde bulunduğu Aya Fotini kilisesi ile birlikte yanan ikonastasisi de yapan sanatçı olduğu düşünülmektedir (1796 yılı). Aya Yani kilisesi, 1922 yangın bölgesinde olmadığından, kilise ile birlikte zarar görmeden kurtulur.
Bu ikonastasisi günümüzde Atina-Nea Smyrni semtinde olan Aya Photini kilisesine Türkiye tarafından hediye edilmiştir.
Hediye olerek gönderilen kutsal eşyalar içerisinde bir adet kürsü (Ambo), bir adet koltuk veya taht (Episcopal Throne), bir adet, cemaat yerini ayıran üstünde azizlerin resimleri bulunan pano (Templo-Iconostasis) vardır. (2)
İkonastasis ve diğer eşyaların gönderilme kararı. Mustafa Kemal Atatürk imzalıdır.








Kaynaklar


1- Ana kaynak: Gezgin'in notları.Ismeer or Smyrna and it's British hospital  in 1855. By a Lady., Sayfa 20-23
http://okocana.blogspot.com/2019/04/aya-yani-kilisesi-agios-ioannis.html

2- İzmir’den Yunanistan’a gönderilen kutsal eşyalar. Orhan Beşikçi
http://www.kentyasam.com/index.php/comments/feed/izmirden-yunanistana-gonderilen-kutsal-esyalar-yhbrdty-3633.html


Osman Koçanaoğulları

,




22 Ekim 2019 Salı

Kemeraltı adı nereden geliyor - İZMİR

Kemeraltı adı nereden geliyor - İZMİR


Telif hakları vardır. Telif hakları (COPYRIGHT) dosyasını okuyunuz 


İzmir de en çok bilinen, alış verişi merkezi. Asırlık bir yer. Camilerin, hanların bulunduğu bir yer. Alış- verişin merkezi. İçinde, arasta dediğimiz, ayni işi yapan ve ayni ürünleri satan iş yerlerinin bulunduğu bir geniş alan. Eskiden, bu esnafların cinslerine göre mantocular, gelinlikçiler, , peynirciler ve diğerleri gibi bölümleri vardı. Artık bu özelliğini kaybetti. Günümüzde, hepsi iç içe. 
Buraya neden Kemeraltı adının verildiği ve tam olarak ne zamandan beri bu ad ile anıldığı hakkında net bir bilgi yok.
Elimizde 1976 tarihli Lamec-Saad şehir planı var. Orada Kemeraltı caddesi görülüyor. Bu cadde, Basmane Çorakkapı camisinden başlayıp, Mezarlıkbaşı ve konağa kadar olan günümüz Anafartalar caddesi.

Bu isim verilmesi konusunda genel olarak kabul edilen görüş, cadde üzerinde kemerli yapı ya da yapıların varlığı nedeni ile bu adın verildiğidir.
Bir başka görüş, Agora antik alanının İkiçeşmelik (Eşref paşa caddesi) tarafına bakan yerde bulunan, arkasında hamamın olduğu bilinen kemerli yapıdır (1).

Gezginler, 1700 sonları ve 1800 ilk yarısı arasında, İzmir'e geldiklerinde en çok ziyaret ettikleri yerlerden bir tanesi, onların tanımı ile " Bazaar" yani pazardır. Burası, günümüz pier civarında günümüzde var olan hanlardır (örneğin Kızlar ağası hanı gibi). Gezginler buranın neresi olduğunu  şöyle tanımlamaktadır. Frenk caddesinden çıktıktan sonra önce balık pazarına varılır. Bu pazarın arkasında sebze pazarı vardır. Bu pazarın Lehana pazarı olarak adlandırıldığını da biliyoruz. Romaik lisanda (Anadolu da konuşulan Yunanca) Lehana hem lahana hem de sebze anlamında kullanılmaktadır. Bu pazardan çıkılınca Bazaar'lara gelinir. Gezginler buradaki dükkanların kemerli olduğunu söylemektedirler. Belki de Kemeraltı tanımı buradan çıktı, kim bilir.








Fotoğraf, İzmir olduğunu kesin bildiğimiz ancak yerinin neresi olduğunu bilmediğimiz bir kemeri göstermektedir. Fotoğraf Küllerinden doğan şehir, İZMİR gurubunda yönetici olan Sertaç Sezer tarafından paylaşılmıştır.

1- Orhan Beşikçi
https://www-milliyet-com-tr.cdn.ampproject.org/.../kemera...

Osman Koçanaoğulları
İZMİR