18 Ekim 2019 Cuma

Üç köşe (Three corners). 1880 yıllları - İZMİR

Üç köşe (Three corners). 1880 yıllları - İZMİR



Telif hakları vardır. Telif hakları (COPYRIGHT) dosyasını okuyunuz 





Üç köşe ya da İngilizce tanımı ile Three Quarter.-IZMIR. 1800 yılları
İzmir tarihi ile ilgili olarak yabancı kaynaklar okuyorsanız ya da Türkçe kaynaklarda "üç köşe- Three quarter" ifadesini görmüş olabilirsiniz.
Burası, Türk-Ermeni ve Rum bölgesinin birleşme yeridir. Tam olarak günümüze uygulayamam ama, günümüz Basmane 9 Eylül meydanının kuzey batısında olmalı diye düşündüm.Yer tarifinde kullanılır. Ayrıca, Chandler adında bir gezgin burada bir jimnazyum kalıntısından da söz eder. Bu durumda, mantığım aşağıda ki olasılıklardan birini işaret ediyor.
1- Şehir, surların dışına taşmıştır.,
2- Yaşam şehir surları içindedir ama boş yer olmadığından jimnazyum şehir surları dışına yapılmıştır.,
3- Şehir surları bu bölgenin dışından geçmektedir.
Kaynak

JOURNEY
THROUGH
ALB A N I A,

OTHER PROVINCES
TURKEY IN EUROPE AND ASIA
TO
CONSTANTINOPLE,
DURING THE YEARS 1809 and 1810.
BY J. C. HOBHOUSE. \ . \. ,
IN ^^yoLU$JE?sV;/:''
PHILADELPHIA........pp;75


Orijinal yazı:
The original text: The Armenians live in a quarter of the town to the north-cast of the Franks, and between the Greeks and
Turks, called the Three Corners,* and have a large well
built church of their own, although many of them, being

nf the Roman Catholic persuasion, frequent the Frank
chapel.
* Near the Three Corners, was the ruin seen by Wheler, which Chandler supposed part of the ancient Gymnasium. Travels in Asia Minor, cap. xviii. p. 6« 2d edit.


Osman Koçanaoğulları



17 Ekim 2019 Perşembe

Cirit oyunları, İZMİR. 1809

Cirit oyunları, İZMİR. 1809



Telif hakları vardırCOPYRIGHT dosyasını okuyunuz.......


Frenk sokağının kuzeyinde deniz kenarında Müsellim'in yazlık konutu vardır. Konut ayni amaçlı Frenklerin konutlarının ortasındadır. Geniş bir arazidir. Konutların bahçelerinde çok sayıda meyve ağaçları  vardır.


1834 Copeland şehir planı



Güncel şehir planı üzerindeki yeri




Müsellim'in evinin kuzeyinde sazlık bir düz arazi vardır ve bir iç liman olarak tanımlanabilecek yeri çevreler. Burası doğuya doğru bir şekilde iç limandır. Bu liman içine doğru yaklaşık yarım mil kadar gidince, ağaçtan yapılmış bir iskele (piyer) vardır. Burası gemilerin yükleme boşaltma işleri için kullanılır. Gezgin buraya geldiğinde limanda , İngilizler tarafından soyulmamak için Fransız bayrağı taşıyan Hollanda gemileri ile dolu olduğunu görür. Başka ülkeler de bu limanı kullanmaktadır. 
Bütün bu alan denizden kazanılmış alandır. burada ve daha iç kesimlerde, buralarının denizden kazanıldığını gösteren deniz kabukluları toprak içinde görülür. 
Burası Türkler için önemli bir alandır. Frenkler ve Rumlar deniz kenarına giderken, Türkler burada, cirit oyunları yaparlar. Cirit oyunları pazar günleri yapılır, pazar günü Rum ve Frenkler genellik ile İmbat rüzgarı ile serinlemek için deniz kenarına giderler.
11 Mart günü müsellim ve şehrin en önemli ağası ile birlikte tam donanımlı atları ve bir kaç zenci esir (yayan ) buraya gelir. Alan çok kalabalıktır.
Cirit oyuncuları da, ellerinde genellik ile 2 adet cirit taşırlar. Cirit oyuncu sayısının 100 civarında olduğunu da yazar.
Zenci esirlerin görevi, ciritleri oyunculara yetiştirmektir.
En önemli oyuncu Memlük'lü bir esirdir. Müsellim de uzman bir cirit oyuncusudur.
Cirit oynayan iki kişiden daha söz edilir. Gezginin anlattığı kişiler, kendisinden önce yaşamış kişilerdir. Bu bilgiler, kendisine aktarılan bilgilerdir. Bunlar;
1- Küçük Hüseyin paşa:  Eski Kaptan-ı derya dır (deniz kuvvetleri komutanı). 1803 yılında vefat etmiştir. Cirit oynar iken kendisini yaralayan çalışanının başını vurdurmuştur 
2- Yusuf paşa.Büyük vezirdir. Erzurum müsellimi iken ( Erzurum'un en büyük mülki amiri, vali), bir cirit oyununda kendisinin sağ gözünü yaralayan birisini para ile ödüllendirmiştir.

Cirit yarışmasını anlatan gezgin,  atlar ile ilgili bilgiler de verir. Türklerde at sayısı zenginlik ve asaletin de bir göstergesidir. Atlara çok iyi bakarlar, derileri parlaktır ( kaşağılanmış atlar), besilidirler ve atlarına çok iyi davranırlar. Sağlık ve beslenmeleri ile ilgilenirler. 
Atlar, bahar geldiğinde, yetişmekte olan mısır tarlalarına bırakılırlar. Haralarda, atlar arpa ve saman ile beslenir, yulaf ile beslenmezler.   Bu yüzyıllardır böyledir.  Atların uzun yaşadığı bilinir.
Bu atların bazı özellikleri vardır. Batı dünyasında olan atlar gibi ayni tempoda hızlı koşmazlar, atik değildirler ama, yürüyüş ve dört nala gidişte çok iyidirler.  Dörtnala giderken, çok ani bir şekilde , sık olarak durdurulabilirler. (gem  yardımı ile). Üzengilerin iç kısımı , mahmuz gibi kullanılmak üzere kürek şeklindedir. 
Türkler, atların hastalıkları konusunda oldukça ileridir. Batılı ülkelerin tedavi edemediği at hastalıklarını tedavi edebilmektedirler. Buna örnek olarak, atlarda görülen ani körlüğün tedavisi verilebilir.


Bu konuyu, J. C. Hobhouse' ın arkadaşı olan ve geziye birlikte çıktıkları Lord Byron da işlemiştir. 

A Journey through  OTHER PROVINCES

TURKEY IN EUROPE AND ASIA   TO
CONSTANTINOPLE,
DURING THE YEARS 1809 and 1810.
BY J. C. HOBHOUSE. \ 

PHILADELPHIA:

TCB1ISHED BY M, CABEY AND SOW.
March 8, 1817".

sayfa 83-84


LORD BYRON Ultimate Collection: 300+ Poems, Verses, Dramas & Tales: Manfred, Cain, The Prophecy of Dante, The Prisoner of Chillon, Fugitive Pieces, Childe Harold's Pilgrimage, Don Juan, The Giaour

2019. e-Artnow.
Chapter 21. 



Osman Koçanaoğulları


12 Ekim 2019 Cumartesi

Hasan paşa - İZMİR olayları

Hasan paşa - İZMİR olayları


Telif hakları vardırCOPYRIGHT dosyasını okuyunuz.......


Olayın geçtiği döneme ait bazı bilgiler;
1- Katipzade Mehmet beyin öldürülmesi: 1819.
2- Mora (Yunanistan ) isyanı. 17 Mart 1821. 
3- Tripoliçe katliamı. Türkler ve Yahudiler öldürülür.  23 Eylül 1821 Yunanistan 

Hasan paşa ya da Kelami Hasan paşa, Mora isyanı sonrası İzmir'de olayların başlaması üzerine  26 Mayıs 1821 tarihinde İzmir muhafızı olarak göreve getirilmiştir (1). Sarı kışla kendisinin muhafızlığı döneminde başlamıştır (1827) (2)

Hasan paşa, çok sakin, sabırlı, olumlu biridir. Valilik yaptığı dönemlerde, İzmir de bulunan tüm etnik guruplar tarafından sayılan ve sevilen biri olmuştur.

Mora isyanı ve öncesinde Yunanistanda çok sayıda Türk katledilmiştir. Bu olayın yansıması İzmir başta olmak üzere tüm imparatorluk topraklarında Rumlara karşı nefreti artmış olmasıdır. Bu durum İleri boyutlara var ve İzmirli Rumların bir bölümü  İzmir'den kaçmak üzere İzmir limanında bekleyen Lyon ve Eko adlı fransız savaş gemilerine sığınırlar. Devreye İzmir Fransız konsolosu girer, İzmir mütesellimi ile görüşülür ve Rumlar tekrar sahile çıkarlar, ancak evlerine gitmezler, kiliselere, konsolosluklara, kilise ve konsolosluk bahçelerine sığınırlar. Bu karışıklıklar Hasan paşanın İzmire gelmesine kadar sürer, sonra yatışır (3). Ancak İzmir de  tam bir sükunet yoktur. Yeniçeriler, İzmire dışarıdan gelenler, Rumlara karşı ölümle sonlanacak olan girişimlerde bulundukları gibi esnafa, tüccara hatta uerel halka da zarar vermeye başlarlar. urlar. Hasan paşa işte burada devreye girer. 
Şimdi Gezgin MacFarlane e kulak verelim (4). MacFarlene İzmire Ağustos 1827 yılında gelir. Geldiğinde Hasan paşa hala İzmir muhafızıdır. Kitabında anlattıklarını ya Hasan paşanın kendinden duymuş olmalı ya da Hasan paşanın emrinde olanlardan duymuş olmalı. Çünkü anlatılanlar çok kapsamlıdır. . 
Olaylar aylarca sürer. Hasan paşa olayları yatıştırmaya çalışır. 
Olaylar kısa bir ara verir. Hasan paşa, farklı yaş ve farklı kademelerde ki Türkleri bir araya toplar. Bu toplantının amacı,  şehirde huzuru sağlamaktır. Bu topluluğu paşanın sarayına (vilayet konağı- Katipzade konağı )  yakın olan Türk gümrük binasına  bitişik olan büyük bir odada toplanır.  IX yüzyıl başlarında İzmir Meyve-i Ter ve Efrenç gümrükleri adıyla anılan iki tane gümrük görev yapmaktaydı.(5). Burası ağaçtan yapılmış baraka tipi bir yapıdır. Dışarıda halk toplanmıştır. Bu sırada, İzmir limanından çıkış yapan ve Sancak kaleye (Güzelbahçe)  doğru giden ve Rus bayrağı taşıyan bir ticaret gemisi görülür. Aslında gemi Yunanistan a aittir ve İzmir den kaçan çok sayıda Rum taşımaktadır. Dışarıda toplanan kalabalıkta, bağrışmalar başlar, Hasan paşa Rum dostu olarak suçlanır ve vatan haini ilan edilir. Topluluk giderek kalabalıklaşır. Bu çılgın topluluk ikna edilemez. Paşa sarayından kendi adamlarını gönderip kalabalığı dağıtmak ister ama başarılı olamaz.  Adamları geri gelirler. Sarayı da tehdit altındadır. Sarayın kapıları ve pencereleri kapatılır. 
Gümrük binası etrafında toplanan kalabalık, gümrük binasına girer ve içeride olanların hepsini öldürür.
Kalabalık hızını alamaz. Saraya doğru yürüyüşe geçer.  Vilayetin zemin katı taş yapılıdır. Vilayetin korumaları çok azdır. Pencerelerde mevzilenirler. Paşanın sadık adamları, şehir içinden arkadaşlarını , yardım için toplamaya başlar ve sarayın arka tarafındaki pencerelerden vilayete girerler. 
Gece olur. Dışarıda toplanan kalabalık sarayın çitlerini yıkar ve bahçeden içeri girerler. Hasan paşa, kapıların açılmasını ister. Kapı açılır. Kalabalığın karşısında Hasan paşa, her iki tarafında sarayın korumaları ve ortada iki tane top vardır ve ateşlenmeye hazırdır. 
Bu durumu gören kalabalıkta panik başlar ve 15 dakika içinde  ortada kimse kalmaz. Hasan paşanın artık yılmaz kişiliği isyancıların hafızalarına da işlenir.
Ancak olaylar bir müddet daha devam eder. İsyancılar kimsenin sözünü dinlemez. 
Çevrede bulunan bazı ayanlar (Manisa ve çevresi-Karaosmanoğlu olmalı), adamları ile birlikte paşaya yardıma gelirler.  Zaman içinde, bu ayak takımı içine karışan normal ahali bu ayak takımı topluluğundan ayrılır. Bu ayrılanların bir kısmı, aslında sakin ve saldırgan olmayanlardır. Daha tehlikeli olan  ve kırsal kesimden de gelenler ayrılmaya başlar.
Hasan paşa daha sonra, genellikle hamallık ve kasaplık yapan kan dökücü ayak takımının ele başlarını yakalar ve idam eder. Bunlar uzun zamandır İzmir de oturan daha çok Girit kökenli (Candiote) Türkleridir. Öldürülmeyenler gemilere bindirilir  ve Girit' e (Kandiye ?) geri gönderilir. Temmıuz 1822 de huzur geri gelir.
Hasan paşa, Yeniçeri ocağı dağıtıldıktan sonra, İzmir de kurulan batılı özelliklere sahip yeni ordunun kuruluşunu da yapar. 


Hasan Paşa 1830 tarihinde vefat eder. Mezarı  GAZİ SÜLEYMAN PAŞA TÜRBESİ – BOLAYIR – GELİBOLU - bulunmaktadır. Fotoğraf burada bulunan Hasan Paşanın mezarını göstermektedir. (Erol şaşmaz arşivi)








Sarı kışla yapımı 1827-1829
Yeniçeri ocağının kaldırılması Haziran 1826


Bunların dışında, İzmir asayişini Hacı bey ile sağlamıştır (https://okocana.blogspot.com/2018/12/hac-bey-hadji-bey-izmir.html )

KAYNAKLAR

1- Necmi Ülker. Yeniçeri Ocağının İlgası Öncesi İzmir’deki Asayişin Bozukluğuna Dair Belge. Tarih inceleme dergisi. Cilt 6. Sayı 1. Sayfa 25-42. 1991

https://dergipark.org.tr/tr/pub/egetid/issue/5033/68528

2- Yaşar Ürürk. Sarıkışla’nın öyküsü
http://kentyasam.com/2020/06/14/sarikislanin-oykusu/

3- Fevzi Kurtoğlu. Deniz Harp okulu tarih öğretmeni. Yunan istiklal harbi ve Navarin savaşı.  Cilt 1. Sayfa 12. 1944

4- Constaniople 1828 . Charles Mac Farlane. Second Edition 1829.


Osman Koçanaoğulları

10 Ekim 2019


29 Eylül 2019 Pazar

Salih ya Sali dede - İZMİR

Salih ya Sali dede - İZMİR



Telif hakları vardırCOPYRIGHT dosyasını okuyunuz.......


Her şehirde olduğu gibi, İzmir kadim semtlerinin de yatırları vardır. Salih dede ( ya da Sali dede) türbesi, İzmir'de çok sayıda olan dini mekanlardan sadece birisidir.
Salih dede kimdir, nedir bilmiyoruz. Gerçekten böyle biri yaşadı mı onu da bilmiyoruz. Bildiğimiz, Salih Dede'nin ulu bir kişi olduğuna olan inanç ve buraya dua etmeye gelindiği , mum yakılıp isteklerde bulunulduğudur. Yakılan mumlardan, duvarları is içindedir. Kişiler, istekte bulunup, küçük taş parçasını duvarda bulunan mum artıklarına yapıştırırlar. Eğer taş orada, yerinde kalır ise, isteklerinin olacağına inanılır. Bu bir ritüeldir.
Salih Dede'nin kabri, Kocakapı da, günümüzde var olmayan, yerine Vali Kazım paşa ilköğretim okulunun yapıldığı mezarlıkta bulunmakta idi. Okul yapımı için, mezarlık kaldırılmaya başlanınca, Salih Dede olarak bildiğimiz kişinin mezarı da su kemerlerinin bulunduğu yere taşınmış. Taşındığı yer de ilginç. Burası, su kemerinin o yıllarda henüz kapatılmamış olan gözü. Aşağıda bulunan fotoğraf ve krokiye bakınız).  Bu su kemeri ile bilgileri
http://okocana.blogspot.com/2019/09/kocakap-karakap-izmir-kale-kaps-m-yoksa.html  dosyasında.
Mezarlık ile ilgili bilgileri de   http://okocana.blogspot.com/2019/09/izmir-in-kaybolan-mezarlklar-1.html   dosyasında yazdım.



Bu fotoğrafın krokisi:



Şimdi güncel fotoğraflara bakalım.











25 Eylül 2019 Çarşamba

Kocakapı (Karakapı). İZMİR. Kale kapısı mı, yoksa su kemeri mi ?

Kocakapı (Karakapı). İZMİR. Kale kapısı mı, yoksa su kemeri mi ?


Telif hakları vardırCOPYRIGHT dosyasını okuyunuz.......



Bu konu yıllardır tartışılır. Aslında tartışılacak bir konu değil ama, yine de bazı kaynaklarda burası kale duvarı (sur) olarak geçmekte. Burası bir su kemeri. 13 yüz yıl eseri. Belirli bir adı yok.
Bu bölgenin çok eski yerleşikleri, burasının bir kale kapısı olduğunu, nesilden nesile aktarmışlardır.
Bu yapı, günümüzde nerede bulunuyor ?



Burası eğimli bir alandır





Önce burasının ne olduğunu bir bakalım. Kocaman bir açıklık var. Eski ve güncel fotoğraflarda da görüyoruz. Burası, günümüzde değil ama daha eski dönemlerde, şehir giriş-çıkış noktalarından bir tanesi.  Çıkıştan sonra olan bölge, Müslüman mezarlığı. Şimdi yerinde Vali Kazım paşa okulu var. (Yukarıda bulunan kroki) Artık mezarlık yok. 















Buraya, İzmir ihtiyacı için gerekli su nereden geliyor idi ?.
Aşağıda bulunan 1836-1837 tarihli İzmir şehir planında (Thomas-Graves ) su kanalı ve su kemerlerinin olduğu yer görülmektedir.
Aşağıda şehir planı üzerinde gösterilen su sistemi. Vezir Fazıl Ahmet paşa tarafından 1674 yılında yaptırıldığı bilinmektedir.  




Aşağıda bulunan kroki, bu bölgenin güncel durumunu göstermektedir






Aşağıda bulunan 1834 tarihli Copeland haritasına bir bakalım. Kızılçullu kaynaklarından çıkan su, iki yol izliyor.
1- Birinci yol= Antik dönemden günümüze ulaşan su kemerleri yolu ile kadifekale tarafına geçiyor. 
2- İkinci yol= Kızılçullu'dan gelen su, Yeşilderenin doğu kısmından ilerliyor. Vezir köprüsü üzerinden Kadifekale tarafına geçiyor.
Bu her iki yol daha sonra, Kocakapıya gelmeden önce birleşip, buradan itibaren başlayan su kemri ile aşağıya iniyor. Bu su kemeri, yaklaşık olarak 5-100 metre arası olmalı. Bu su kemerinin bitiminde de ya su depoları ya da akan çeşmeler olmalı. Bu son nokta günümüz, İzmir Kapılar semtidir.
Şehrin kuzeydoğu bölgesine Kızılçullu'dan gelen bu sular, kanalın solundan çıkma yapılan künklerle mahallelerdeki çeşmelere de dağılıyor.
Basmane bölgesinde gördüğümüz birçok çeşmenin önemli bölümü suyu buradan akıtılarak alıyor.
Kırmızı daire; Kocakapının içinde bulunan su kemeri.





Her iki suyun birleşme noktası  muhtemelen aşağıda bulunan fotoğraflarda kırmızı renkli daire içine alınan yerlerdir. Kemerlerin bitim noktası da Kocakapının yaklaşık 50 metre kadar aşağısıdır. Kocakapının üst ve altında olan su kemeri kalıntıları günümüze erişmemiştir.






Burası bir su kemeri olduğundan bir çok açıklığı (göz)  var.  1,2,3,4 gibi. İnsanlar, günümüz Kocakapı dediğimiz bölgeden şehre giriş-çıkış yapıyorlar, ayrıca diğer gözler de Kocakapı'nın alt tarafında bulunan evlerine giriş-çıkış için bir kapı olarak kullanıyorlar idi. Bu neden ile buraya, çok sayıda kapı var diyerek  " Kapılar " adı verilmiş olabilir.



 

1735 - 1739 yıllarında, Balıkesir'de bir isyan hareketi başlar. Sarıbeyoğlu Mustafa isyanıdır bu. Bu isyan nedeni ile, Karakapı' da surlar inşa edilir. (1)

1735-1739 tarihlerinde olan isyanda muhtemelen bu gözler kapatılmış, kale duvarı haline gelmiş. bir tanesi açık bırakılmış ve oraya da kapı yapılmış. Bu neden ile muhtemelen kale duvarı görünümü almıştır. Kocakapı' ya da kale kapısı yerleştirilmiş, halkımız da burayı bu neden ile Kale duvarı (sur) olarak tanımlamıştır. 
Kemerin gözlerinin kapatıldığını bir fotoğrafın bir bölümünde izlemek mümkündür.



Peki, su kemerinin yapısı nasıl idi ?
Elimizde sadece bir fotoğraf üzerinden bir şeyler bulmak mümkün. Görünen taraf, su kemerinin üst kısmı yani Kocakapının üst kısmı. Aşağıda bu durumu gösteren bir açıklamalı fotoğraf bulunmaktadır.



Yine bugün su kemeri  üzerinde yerleşik olan Salih ( ya da Sali dede)dede türbesinin de burada değil, Müslüman mezarlığı içinde olduğunu biliyoruz. Dr. Metin Özer' in aktardığına göre, okul yapımı nedeni ile, mezarlık ortadan kaldırılırken, Salih dedenin mezarı da, günümüzde olan yere taşınmış. (2). Aşağıda bulunan fotoğraf, derginin sayfalarıdır.








KAYNAKLAR


1-İslam ansiklopedisi.   https://islamansiklopedisi.org.tr/izmir

25 Eylül 2019



24 Eylül 2019 Salı

İzmir- Tulumbacılar

İzmir- Tulumbacılar


Telif hakları vardır. Telif hakları (COPYRIGHT) dosyasını okuyunuz 


İzmir yangın tarihi
1900 ve öncelerinde İzmir' de bulunan binaların, ibadethane-han gibi kagir yapılar dışında ahşap olduğunu biliyoruz. Evlerin çok bitişik nizamda oldukları, sokakların ve caddelerinin dar olduğu bir yerleşim yeridir İzmir. Bu nedenler  ile İzmir sık olarak yangınlara maruz kalmıştır. Aşağıda olan bilgiler İslam Ansiklopedisi, İzmir bölümünden alınmıştır (2)
1- 7 Nisan 1738: Fazla tahribat yapmamıştır.
2-  27 Ocak 1741: Fazla tahribat yapmamıştır.
3-  3 Temmuz 1742: Yangın Yahudi mahallesinden başlamış, sonra Türk mahallelerine atlamış ve 48 saat sürmüş, şehrin 2/3 ü yok olmuştur.
4-  Mart 1752.: Fazla tahribat yok.
5-  Ağustos 1761: Fazla tahribat yok.
6-  6 Ağustos 1763. Bütün Frenk bölgesi yanmış. Bunun üzerine, Batılılar, sokakların genişletilmesini, fıçıcı esnafının ve meyhanelerin şehir dışına taşınmalarını istemişler.
7-  1773  yangını günümüz Agora harabelerinin olduğu yerin üst kısımlarında ( agoranın Kadifekale tarafı) görülmüş, orada bulunan ibadethane, Türk, Rum ve Yahudiler ait evleri yakıp yok etmiştir. 500 civarında bina yok olmuştur. 
8- 1795 yılı: Fazla tahribat yok.
9- 1797 yılı: Fazla tahribat yok.
10- 1817 yangını. 1500 ev yanmış.
11- 19 Eylül 1825: 2000 ev yanmış.
12-  3 Haziran 1834: Kasap Hızır mahallesinde başlamış. 6 saat sürmüş.
13-  1840 yılında arka arkaya yangınlar görülmüş ancak büyük tahribat olmamış.
14-  30 Temmuz 1841: 7 saat sürmüş olan büyük bir yangın. Yahudi mahallesinden başlamış, Türk mahallelerine atlamış. 4907 ev, 2407 dükkan, 14 han, 12 cami, 30 mescit, 14 medrese, 14 okul, 8 hamam, 7 havra kül olmuş.
15-  3 temmuz 1845: İmamoğlu handa başlamış. Ermeni mahalleleri tamamen , Frenk bölgesi kısmen yanmış.
16-  28 Eylül 1852: Şadırvan caddesinde başlamış. 560 dükkan, 1 mescit, 1 medrese, 1 hamam, 50 yahudi odası (kortejo odası ?), 1 okul, 50 sebil yok olmuş.
17-  23 Aralık 1857: Kestanepazarı yangını. 24 dükkan , 1 okul yanmış.
18-  7-8 Ağustos 1864: Türk mahalleleri tahrip olmuş.19 18-19 Temmuz  1882: Türk ve Yahudi mahallelerinde görülmüş. 2000 ev yok olmuş.

İzmir' de XIX yüz yılın son çeyreğinde, yabancı sigorta şirketleri tarafından , zamanına göre  modern itfaiyenin kurulduğunu biliyoruz (1880). Yangın kulesi, 1897 yılında (halen var) yapılmıştır. Yangın olduğunda da top atışı ile yangın ihbarı verilir idi.
Bu oluşumlardan daha önceleri de İzmir' de yangın söndürmeye giden tulumbacılar vardı. Tulumbacılar, semtin gözü pek gençleri tarafından oluşturulan yerel yangın söndürme ekipleridir. Bu ekipler, devletten bir maaş almazlar, yangın söndürüldükten sonra, evi yanan kişi ya da kişilerden bahşiş alırlardı.(1). Bu tür bir örgütlenme Kubilay mahallesi civarında mahallenin gözü pek gençlerinin oluşturduğu tulumbacılar ekibi reis Ali Bey tarafından kurulmuş olduğu bilinmektedir. (Ali Bey İzmir Tulumbacı Reisi 1911 – 1924 ). Belki de  bu bölgeye Ali Reis adı bu neden ile verildi.

Aşağıda yazılı olanlar 1912 tarihli Bon İzmir şehir planından derlenmiştir. İlgilendiğim bölge, Cumhuriyet öncesi Türk-Yahudi ve kısmen de Türk bölgesine komşu Rum sokakları oldu. , Sınırım, günümüz Fevzi paşa bulvarının Basmane den başlayıp gümrükte sonlanan, şehrin güney bölümü oldu. Fevzi paşa bulvarının kuzey tarafı Frank-Rum-Ermeni bölgesi oldu.
Yangın söndürme ekiplerinin yani tulumbacıların, tulumbalarını acaba nereden dolduruyorlardı ?. Ya bir çeşme, ya bir sarnıçtan su alıyor olmalı idi. Bunun üzerine eski tarihli şehir planlarına baktım. Bunun nedeni, 1900 yıllarında yapılan şehir planlarının, sigorta şirketleri tarafından yaptırılmaları idi.  Çıkış noktam budur. 

 Saptayabildiklerim;
1-, Halkımızın Rum kız okulu olarak bilinen yapının (günümüzde olmayan küçük Aya yani kilise bitişiğinde) üst sokağının Günümüz Eşref paşa caddesine ( Halk tarafından İkiçeşmelik caddesi olarak tanımlanmaktadır) açıldığı noktada bir adet su doldurma yeri var.
2-  Günümüz Altınpark eczanesi civarında (Altınparka bitişik- 967 sokak başlangıcı)  bir adet.
3-  Dönertaş sebilinin olduğu yerde bir adet.
4- Emir sultan türbesinin  doğusunda bir adet. (967 sokak üzerinde)
5-  Konakta, Devlet hastanesinin arka tarafında bir adet.
6-  Günümüz Fevzi paşa bulvarı üzerinde, Çankaya yakınlarında bir adet.
7-  Günümüz Kubilay mahallesinde 1 adet.
8- Cezayir iş hanının güney-doğusunda bir adet.

KAYNAKLAR

1-  İtfaiye tarihi. https://itfaiye.izmir.bel.tr/(X(1)S(lt43humszajjqefw4ixnf0gd))/tr/tarihce/2/9?AspxAutoDetectCookieSupport=1
2-  İslam ansiklopedisi, İzmir bölümü
 https://islamansiklopedisi.org.tr/izmir
3-  Abdülkadir Hazman ., Yangın VAR. EGENİN SESİ- İZMİRİN KAVAKLARI .121  06/04/2014 10:57


Osman Koçanaoğulları

25 Eylül 2019


14 Eylül 2019 Cumartesi

Atlı Tramvaylar - İzmir

Atlı Tramvaylar - İzmir


İzmir'de ilk tramvay 1 Nisan 1880'de, Alsancak garı ile pasaport iskelesi arasında yük taşımak için yapıldı. Bu hat geceleri, yeni yapılan Alsancak limanı ile Alsancak garı arasında yük taşırken, gündüzleri de Alsancak garı ve liman arasında yolcu taşımasında kullanıldı.
 Bu hat,  1901 yılında yeni inşa edilen Konak meydanına (Atatürk meydanı) 'na kadar uzatıldı. 
Atlı tramvaylar , teknolojinin de gelişmesine bağlı olarak, yerini 31 Ekim 1928 de Elektrikli tramvaya bıraktı. Bu arada kentin toplu taşıma gereksinimi de giderek artıyordu ve 19312 yılında otobüs seferleri de kent içi ulaşımda kullanılmaya başlandı. Yani 1932 yılında İzmir kent içi ulaşımda heme elektrikli tramvay hem de otobüsler birlikte çalışıyorlardı. 
Elektrikli tramvayların daha yavaş olması nedeni ile İzmir belediye meclisi elektrikli tramvayların kaldırılması kararını, 2 senelik geçiş süresi olmak üzere 1952 yılında aldı. 7 haziran 1954 tarihinden itibaren de tamamen kullanımdan kalktı.






























Kaynak



Osman Koçanaoğulları