28 Haziran 2022 Salı

Veba Salgınları - 1. İzmir

 Veba Salgınları - 1. İzmir


© Copyright  Copyright dosyasını okumak için burayı tıklayınız

 Veba, İzmirin yüz yıllar boyu kabusu olmuş olan bir salgındır. Veba başta olmak üzere, 1700 ve 1800 lü yıllarda İzmirde görülen tüm salgınlar, salgınların nedenleri, tedavileri ve korunma konusunda yabancıların yazdıklarından derlemeleri yazıyorum. Bu dosya, bu salgınların en önemlisi olan Veba salgını ile ilgili olan dosyaların birincisidir. Bu dosyada, söz ettiğim yıllarda İzmirde var olan veba hastanelerinden söz edilecektir.Bir başka dosyada vebada o yıllarda kullanılan salgından korunma ve tedavi yöntemleri yazılacaktır. 

İzmire, söz edilen yıllarda,  Veba salgını dışarıdan gelmekte. Geliş yönünde en sık rota İskenderiye - Mısır. İkinci önemli rota İran. Mısırdan gelişlerin nedeni hem yapılan ticaret hem de "Hac". İrandan geliş nedeni ise deve kervanları ile yapılan ticaret. İstanbul kaynaklı vebanın o yıllarda çok az olduğu ve çok ağır klinik oluşturmadığı kayıtlarda vardır. yazılmış. O yıllarda İzmir kaynaklı veba salgınının olmadığı bir kaynakta belirtilmektedir.

İzmir veba salgınları konusu açıldığında San Rocco veba hastanesi adı ortaya çıkmaktadır. Bu hastane, yıllarca günümüz İzmirinde bulunan Etnoğrafya müzesi binasının San Rocco veba hastanesi olduğu söylemi yazılıp çizilmiştir. Bu bilgi yanlıştır. Yanlış olduğunu bazı araştırmacılar da yazmıştır. Peki bu San Rocco veba hastanesi nerededir. Hemen 1936-1837 yılları arasında  kartograf Thomas Graves İzmir planına bakalım . Bu plan, İzmirin bu kadar kapsamlı olarak yapılmış ilk İzmir planıdır. Bu planda, günümüz Kahramanlar-Fuar bölgesine uyan bir hastane görülmektedir. Planda 2. Veba hastanesi olarak tanımlama yapılmıştır. Daha sonraki planlarda (1854-1856 Luigi Storari ve 1876 Lamec Saad İzmir planları) San Rocco hastanesinin adı " Avrupalılara ait Lazaretto - European Lazaretto" olarak belirtilmektedir. İkinci veba hastanesi burası ise, birinci Veba hastanesi nerededir ve adı nedir ?. Bu konuda çizilmiş olan İzmir planlarında  Birinci veba hastanesi olarak bir kayıt yoktur.

1836-37 planında gösterilmeyen Birinci veba hastanesi nerede olabilir ve bu hastanenin adı nedir ?. Burada bu konu ile ilgili yayınlanmış  yazılara göz atacağız. 

Önce İzmirde olan veba salgınlarında adı geçen bir papazdan söz etmek gerekecek. Bu papazın adı Luıgi di Pavia dır. Bu isim, Count Von Berchtold (1798) tarafından yazılan yazının ana metninde ile yazının sayfa alt  bölümünde ve John Hovard (1791)' ın yazılarında geçmektedir. Bu yayınlanan yazılardan;

1- Luigi di Pavia nın bir papaz olduğunu,

2-İzmirde bir hastane yaptığını ve yapım masraflarının tamamen kendi birikimi ile ailesinin sevap olması için yapılan katkılar ile karşıladığını,

3- Bu hastanenin çok büyük ihtimal ile adının San Antonio olduğunu,

4- San antonio hastanesinde papaz olarak görev de almış olduğunu öğreniyoruz.

Hastanenin yapılış ya da açılış tarihi ile ilgili olarak yapılan hesaplamalarımda, 2 adet farklı tarih ortaya çıkmaktadır. Count Von Brechtold yazısında referans olarak John Hovard ın notları  kullanmıştır. Eğer hastanenin açılış tarihini,

(a) John  Hovardın, seyahatı tarihlerine göre hesaplayacak olursak 1785-27= 1755,

(b) John Hovardın jştabının basımına göre hesaplayacak olursak 1791-27= 1764 yılı ortaya çıkmaktadır.

Bu hesaplamada olan 27 yıl, yazılarda, San Antonio hastanesinin 27 yıl önce yapılmış olduğu notunun olmasıdır.

Bu hastanenin Birinvi Veba hastanesi olması hem 2 Veba hastanesinden önce inşa edilmiş olması hem de Luigi di Pavianın , doktor olmamasına rağmen veba konusunda çok fazla deneyimi olması ve kendisininde San Antonio hastanesinde görevli olmasıdır. Kendisi, vebanın tedavizi için veba hastalığını dahi kendisine bulaştırmış biridir.. Bu hastane, halka açık ve ücretsiz bir hastanedir. Sadece vebalı hastalar değil, diğer hastaların  tyeşhis ve tedavisinin de yapıldığı bir yer olması akla yatkındır. Belki de hastanenin bir bölümü vebalı hastalara ayrılmıştı, bunu bilmiyoruz.. Peki San Antonio hstanesi nerede idi. Hastanenin buunduğu yer zaman içinde değişmedi ise,Didem Akyol Altun' a göre hastaneler sokağında bulunan Rum hastanesine bitişik bir bina idi.  

Rum Lazarettosu (yapıldığı yıllardaveba hastanesi olarak kullanılmıştır) planları ve hastanenin gravürü 1791 tarihinde basılan John Hovard a ait kitapta bulunmaktadır. John Hovard gezisini 1785-1786 yıllarında yaptığına göre Rum hastanesi ya 1785 yılında ya da daha önceki bir tarihte yapılmış olması gerekmektedir. Bu hastane 1836-1837 Thomas Graves planında görülmemektedir. Muhtemelen kayıt alınması unutulmuştur.

İzmirde diğer hastanelerde de vebalı ve salgın hastalık bulaşmış hastaların tedavi edildiklerini de biliyoruz. Bu hastaneler genelde bir kaç yatak veya odaarını bu hastalar için ayırmakta idiler.

Veba hastalığına yakalanmış olan Türk hastaların bir hastanede tedavi edilip edilmediğini gösteren bir not bulamadığım gibi Türklere ait bir hastanede bu yıllarda yoktur. Genel bir Türk hastanesi çok uzun yıllar sonra yapılacaktır. Türkler ya bir hastaneye baş vurmayıp, hastalığı evlerinde tedavi etmeye çalıştılar ya da kaderlerine razı oldular.












KAYNAKLAR

1- John Howard; Stephen Theodore Janssen, Sir; James Johnstone.  An account of the principal lazarettos in Europe : with various papers relative to the plague : together with further observations on some foreign prisons and hospitals : and additional remarks on the present state of those in Great Britain and Ireland. Publisher: Warrington : Printed by William Eyres, and sold by T. Cadell, J. Johnson, C. Dilly, and J. Taylor, in London, 1791

2- Philosophical Magazine. Taylor & Francis, 1798. Vol  1, Sayfa 257., Account of a new Method to cure and prevent the Plague, as practiſed at Smyrna. Publiſhed by Count von Berchtold. Sayfa:257 

3- Didem Akyol Altun., Tarih İncelemeleri Dergisi XXIX / 2, 2014, 405-443 CUMHURİYET ÖNCESİ DÖNEMDE İZMİR HASTANELERİNİN MEKÂNSAL GELİŞİMİ 


Osman Koçanaoğulları

2022. Haziran

28 Mayıs 2022 Cumartesi

Lazaretto veya Lazaret nedir ?

 Lazaretto veya Lazaret nedir ?


© Copyright  Copyright dosyasını okumak için burayı tıklayınız


Kelimenin tam karşılığı için Merriam-Webster sözlüğü, aşağıda olan açıklamaları yazmış. Bunlar;

1- Hastane gibi olan ve bulaşıcı hastalıklar için kurulan bir oluşum,
2- Karantina uygulaması için kullanılan bir gemi ya da yapı,
3- Geminin güverteleri arasında bulunan ve depolama alanı olarak kullanılan yer.

Genellikle, bulaşıcı hastalıkları taşıyanların gözlemde tutulduğu, tedavilerinin yapıldığı kuruluşlar olarak tanımlanmaktadır. karantina yeri olarak tanımlanmaktadır.

Karantina teşkilatları ( https://okocana.blogspot.com/2019/11/mithatpasa-sanat-okulu-askeri-hastane.html ) kurulmadan önce, salgın hastalıklar ile mücadele de karantina uygulamaları, ya gelen gemilerde ( Salgınlar Mısır kökenli olduğundan ve bağlantının gemiler ile yapılmış olması nedeni ile ve var olan hastanelerde yapılmıştır. 1700 yıllarından itibaren, İzmirde var olan hastanelerde Veba başta olmak üzere, İzmirde var olan tüm hastanelerde bulaşıcı hastalıklar için yataklar vardı. İzmirde ilk Veba hastanesi, Rumlar tarafından yapılan 1700 sonlarında açılan hastanedir. Daha sonra Bir başka veba hastanesi de Levantenler tarafından açılmıştır.

Osman Koçanaoğulları
29 Mayıs 2022
İzmir



10 Mayıs 2022 Salı

İzmirin Hanları

 İzmirin Hanları



İzmir hanları dosyalarında, bir çok yerde yayınlanmış bilgilerin tekrarı yoktur. 
Burada, hakkında çok az şey bilinen veya eksik bilinen ya da bilinmeyen hanlardan söz edilecektir.
Yazılan yazıların kaynakları bilimsel olarak bir arşiv belgesine dayanmamaktadır. Öyle olsa idi, şimdiye kadar defalarca yazılırdı. Yazılanların kaynağı, yerel ama sağlam tanıklıklar, bazen fotoğraflar bazen de çizilmi olan eski İzmir planlarıdır.

İlgili dosyalar

7 Mayıs 2022 Cumartesi

Amazon ya da Apollo büstü. İzmir- Kadifekale

 Amazon ya da Apollo büstü. İzmir- Kadifekale



© Copyright  Copyright dosyasını okumak  için burayı tıklayınız




Dosyanın konusu, Kadifekalede bulunan Amazon ya da Apollo büstünün bulunma ve sonra başına neler geldiğinin anlatısıdır. 
Araştırmacılar tarafından İstanbul arkeoloji müzesinde olduğu söylenen büst için İstanbul arkeoloji müzesine elektronik posta ile yazı yazdım. Gelen cevapta, envanterlerinde, İzmirden gelen böyle bir büstün olmadığı tarafıma iletildi.

Bugün İzmir olarak kullandığımız isim de, Smyrna kelimesinin dönüşmüş biçimidir.   Smyrna tamamen Anadolu kökenli bir kelimedir. Eski İyon lehçesi, isimlerin başına "i" belirleme sözcüğü getirilerek, kentin adını "İzmirni" olarak söylemiştir. Bu gün kullanılan İzmir sözcüğü işte bu kökten gelmektedir.

Efsanelere göre Amazonlar Anadolu' da yaşamışlar ve birçok kent kurmuşlardır. Bu kentlerden biri de İzmir'dir ve ismini bir Amazon Kraliçesinden almaktadır. İzmir çevresinde Elektdi isimli bir kavim yaşamaktadır ve Amazonlar ile yaptığı savaşı kazanır. Mağlup olan Amazonların kraliçesi olan Smyrna, galip olan Elektdi kralı ile evlenir ve kente, onun adı olan  " Smyrna" adı verilir.

Büst, vücudun omuzlar ile birlikte göğüsten yukarı kısmı büst olarak ifade edilmektedir. Batılı kaynaklarda bu tanıma göğüs üst kısımda eklenmektedir. 

Günümüzde "Kadifekale "olarak bilinen , antik çağ adı "Pagos" olan tepede kale surları içinde bir büstün bulunduğu 1718 yılında İzmire gelen Fransız gezgin M. Pitton de Tournefort  tarafından yayınlanır (1). (Çizim 1). Bir başka gravür de  R Walsh tarafından 1836 da yayınlanmıştır (Çizim 2). Her iki gravür de bir birlerine çok benzemektedir. 





1718 tarihinden sonra İzmire gelen gezginlerin hemen tamamı bu büstten söz eder. Bazıları, büstü kapsamlı tanımlar, bazıları kendinden önce gelen gezginlerin notlarından alıntıları kitaplarında yayınlarlar. Hatta bu alıntı, bazen alıntı yapılan kitap ile bire bir aynıdır. 
Büstten söz eden kitapları incelediğinizde, bazı gezginlerin büstü gerçekten görüp görmedikleri hakkında da kuşkuya da kapılırsınız. Bu kuşkular büstün bulunduğu yer konusunda da vardır.
1856 yılına kadar olan dönemi, genel olarak özetlemek gerekirse, 
1- Büst, kalenin batı (kuzey-batı) kapısı girişinde sağ taraftadır. İlk gören kişi büstün duvar içinde bir oyukta (niş)  olduğunu yazarken, diğerleri, kurumuş bir çeşme yanında ve ya bir lahit üzerinde olduğunu anlatır.
2- Büst, sadece bir büst olarak mı yapıldı yoksa bir hjeykelden mi parça olarak alındığına ait, 1856 yılına kadar bir bilgi yoktur. Bu tarihte Martha Nicole, bazı bilgilerti aktarmaktadır. 
3- Büstün özellikleri içinde, saçların bukleli (dalgalı) oluşu, devasa boyutlarda olduğu (3 feet= Yaklaşık 1 metre boyunda), burun sağ uç kısmının tahrip olduğudur. Bu zedelenmenin, büstün mişan tahtası olarak kullanıldığına bağlayanlar da vardır. 
4- Büstün Amazona mı yoksa Apolloya mı ait olduğu tartışmalıdır. Apollana ait olduğunu iddia edenlerin dayanak noktalaraı, Amazon büst, para, heykellerinde omuzları üzerinde, iki tarafı keskin bıçak taşımaları olarak betimlenmiş olmalarıdır. Gravürlerd ve anlatılarda bu tür bir tasvir yoktur.
Yıl 1856. Büst ile ilgili gen,ş notların yazıldığı bir tarih. 1853-1856 yılları arasında Kırım savaşı vardır. İzmirde bulunan sarı kışla yaralı ingiliz askerleri için, asker hastanesi olarak  1855 ve 1856 yılının ilk aylarında yaralı ingiliz askerleri için, asker hastanesi olarak kullanılmaktadır. 1955 yılında bu hastaneye Martha Nicole olan gönüllü bir hemşire gelir. Yazdığı kitapta kendisini " A lady " olarak tanımlar. İzmirde bir konsolos ile tanışır, bu kişinin ad ve soyasının baş harflerini veriri, konsolos Prusya devletinin İzmir konsolosu  Spiegelthal dir. Mrtha Nicole den bir sene sonra bir başk gezgin olan   Nassau W. Senior da bu konsolos ile tanışır. Bu konsolos kimdir.  Antik eser toplayıcısıdır, Ege bölgesi ve Anadolu da tarihi kiliselerde kazılar yapan, bulduğu antikaları da Londrada satan birisidir. Açıkçası bir tarihi eser kaçakçısıdır. Martha Nicole ve Nassau W Senior' a büst hakkında farklı hikayeler anlatır. Prusya konsolosunun Martha Nicole' e anlattıkları, sonuçta doğruya en yakın olan anlatıdır.
Şİmdi bu iki kitapta olan yazaılanlara bakalım. 
Önce 1856 tarihinde Martha nicole ile başlayalım. Konsolos bir kaç sene önce kadifekaled yamaçlarında Bir devasa Jupiter heykelinin bulunduğunu söyler. Dikkat ederseniz, yazı Jupiter heykeli ile bşlamaktadır. Ya konsolos yanlış söylemiştir ya da Martha Nİcole yanlış hatırlamıştır. Martha Nicole, heykelin bu konsolos tarafından bulunmuş olabileceğini de söyler. Konsolos durumu kendi hükümetine iletir. Ancak bulunan heykelin dedikodusu İstanbula kadar ulaşmıştır. O dönemlerde, padişah, Osmanlı sınırları içerisinde bulunan her türlü heykel başının İstanbula gönderilmesi için bir ferman yayınlar. Heykel çok büyüktür. Bunun üzerinde heykelin başo kesilir, bir sandığa konur. Geri kalan parçalar ortda bırakılır. Heykel başının saklanacağı en güvenilir yer Sarı kışladır. Heykelden heri kaanların Berline gönderidiği Martha nicole düşüncesi olarak aktarır. Konsolos, heykelin başının kendisine verilmesi konusunda da paşadan söz alır. Bu arada, görevli paşanın yerine, bir başka paşa gelir, heykel başının konulduğu sandığı bir adaya koydurtur ve odanın kapısını da çiviler ile kapatılır. Aradan bir zaman geçer, bir gün Martha Nicole, hastanede odasından dışarı baktığında, konolosun tarif ettiği heykel başını görürü. Burun sağ tarfınad olan, ağız köşsine kadar inen zedelenmenin olduğu heykel başı.  Gördüğü, daha önceki yıllarda tarif edilen heykel başıdır.Martha Nİcole, bu başında Berline gitmiş olabileceğini düşüncesini kitabında belirtir.
Bu anlatıda, heykelin Jupiter olduğu  ve kalenin eteklerinde bulunduğu yazıldır. Heykelin tüm vücüt olup olmadığı belli değildir ama Jupiter heykeli olmadığı da aşikardır.  Büstün, zaman içinde kale duvarları dışına taşınmış olabileceği düşünülebilir.
Bir yıl sonra bir başka gezgin  Nassau W. Senior   ayni konsolos ile tanışır. Bu büst ile gezgine farklı bir hikaye anlatır. Kapılardan birinin girişinde devasa bir büst vardır. İstanbul, bulunan her türlü eski sanat ederinin, özellikle de baş heykellerinin İstanbula gönderilmesi emrini yayınlar. Büst, duvarda bulunduğu terden koparılır. Ferman sadece baş heykelleri ile ilgili olduğundan, baş, gövdeden ayrılır ve İstanbula gönderilmek üzere, kaleden aşağı yuvarlanır. Boyun ve omuzlar yerinde bırakılır. Bu parçaları konsolos Berline gönderiri. Aaşağı yuvarlanan büstten İstanbulun haberi olmaz ve orada, zaman içinde yok olur gider ( kireçe döndürülmüş olma olasılığından da söz eder). Nassau W Senior büst hakkında daha fazla bilgi vermez ama, anlattıkları, büstün çok büyük bir ihtimal ile Amazon ya da Apollaya ait olduğunu göstermektedir.
Görüldüğü gibi, bir konsolso, iki kitap yazarı ve büst ile ilgili iki ayrı hikaye.
Aradan yıllar geçer. 1878 yılında, gezginler için hazırlanmış bir el kitabında, İzmirde gezilecek yerlerin içerisinde Sarı kışla ve bu kışlanın talim alanı arkasında olan Amazon büstünün olduğu yazılır.
 Tüm bu anlatılardan ortaya çıkan durum;
1- Kadifekalenin batı ( daha doğrusu kuzey-batı) kapısından girişte sağ tarafta, sur duvarı içinde olan bir büst var. 
2- Büstün devasa boyutlu olduğu söylenmiş (yaklaşık 1 metre boyunda). Büstün sadece baş kısmı var. 
3- Büstün Amazona mı yoksa Apolloya mı ait olduğu tam olarak ortaya konulamamış.
4- Büstün özellikleri; burun sağ alt kısmında ve ayni tarafta ağız köşesinde zedelenme var. Saçları dalgalı. 
5- Büstün İstanbula gönderilmek üzere yerinden çıkarıldığı doğru olmalı. 
6- Büstün baş dışında geri kalan   kısmı Berlinde olmalı.
7- 1850 lerde İzmirde görevli Prusya konsolosu, büstün peşinde olan, eski eser kaçakçısı biri.
8- Büst, İstanbula gönderilmek üzere, Sarı kışlada korumaya alınmış. Ancak, korumanın çok etkin olmadığı ortada. 
9- 1878 yılında büst hala sarı kışlada.


Kaynaklar.

1- Relation d'un voyage du levant. M. PITTON DE TOURNEFORT. 1717
2- A journal kept in Turkey and greece.  Nassau W. Senior . 1859. Sayfa 194.
3-  Ismeer or Smyrna and it's British hospital in 1955. By a lady. Sayfa 
4- Travels in Asia Minor.  Richard Chandler .Travels in Asia Minor: Or An Account of a Tour Made at the Expense of the Society of Dilettanti 1817
5- A residance in Constaniople.    Rev. R. Walsh Vol 2, 1836
6- A Voyage performed by the late earl of Sandwich. Round The meditteranean in the years 1738 and 1739. Second edition. 1807
7-Handbook for travellers in Constaniople and Turkey in asia. John Murray. 1878






Osman Koçanaoğulları
2022
Mayıs 7

23 Nisan 2022 Cumartesi

Kadifekale, İzmir ve Genovalılar (Cenevizliler)

 Kadifekale, İzmir ve Genovalılar (Cenevizliler)


Eski İzmirliler, eski dönemlerden kalma yapıların hepsine " Cenevizden kalma " derlerdi. 

Basmanede oturduğumuz evin sokağında ortya çıkan bir kanalizasyon sorunu nedeni kazı yapıldı. Yüzeyden yaklaşık 1. 5 metre ( çocukluk çağımdan kalma bir gözlemdir) kadar derinde  içinden suların ve tuvalet pisliklerinin  aktığı, çok düzgün yapılmış  oldukça da derin kanal vardı. Bu kanal, evimizin sokak tarafına da bağlanıyordu.  Aklımda kaldığı kadarı ile de tamir edilmesi gereken bir kırık-tıkanıklık yoktu. Tıkanıklık sokağın üst tarafında olan mazgalda idi. Yani buralarda kanal sistemi vardı.

Hem tamirat için gelenlere hem de akşam babama "bu kanallar kimler tarafından yapılmış " diye sorduğumda cevap " Cenevizliler " oldu. Babam Kadifekalenin de onlar tarafından yapıldığını söylerdi. 

Peki neden " Ceneviz " sözü var da mesela Bizans, sözü yok ?. 

Şimdi bu olayın aslı nedir ?. Bu konuda yani kanalizasyon konusunda yazılmış bir makale bulamadım. Belli ki, ilgilenmeye değer görülmemiş. Söz ettiğim kanallar, muhtemelen Basmane Anafartalar caddesi taraflarında da vardır. Buralarda 10. yüzyıldan itibaren çok farklı etnik kökenli topluluklar yerleşmiş belki de göçmüş.  Acaba, Cenevizliler kentte, kendilerinden öncekilerden daha fazla nı etken olmuşlar ?, bilmiyoruz. Cenevizliler geldiklerinde İzmirde antik çağdan kalma çok kalıntı var. Bizanstan kalma (Doğu Roma) Ok kalesini tamir edip kullanmışlar. Peki Kadifekale işe ilgili faaliyetleri oldu mu ?, bilmiyoruz. Kullanmadılar ise, bu " Cenevizden kalma " sözünün kaynağı ne ?. Neden başka bir tanımlama yapmamışlar. Eğer halkın diline dolanan bu " Cenevizden kalma " sözüne itimat edecek olursak, öyle ya da böyle, kullanmış olmaları gerekir. Belgenin ortaya çıkışını beklemekten başka çaremiz yok.

Söz ettiğim ve gördüğüm bu kanalın olduğu yerde, yer altı galeri yapıları vardır. Halk bunları Kadifekaleye çıkan tüneller olarak  adlandırır. Bir tanesinin olduğunu, yaşanan bir olay neden, ile bilirim. O binalar artık yok. Söz ettiğim tamirattan aklımda kalan pis su kanalının yani kanalizasyon kanalının varlığıdır. O bölgede, içinde temiz su olan bir kuyuda vardır. Benim hatırladığım burada su kanalının olduğudur.  Bu pis su kanalının çok eski dönemlerden kalmadığını, muhtemelen Osmanlı döneminde yapılmış olduğunu düşünüyorum. Söz ettiğim bölgenin iskanı Abdülfettah cami inşaatı dönemleri olmalıdır (XVII yüz yıl). Belki de söz konusu kanalizasyon sistemi o yıllarda yapıldı.

Rahmetli babam, Altınpark kazı alanı olan yerin, daha önceleri Cenevizden kalma yerler olduğunu , işittiğini söylemişti. İstermisiniz şimdi orada da Hristiyan mezarlığı çıksın. Belli mi olur.

Fotoğraf, Kadifekalenin, Ceneviz kalesi olduğunu göstermektedir.


31 Mart 2022 Perşembe

İzmirin bağları 18 ve 19 yüz yıl

 İzmirin bağları 18 ve 19 yüz yıl


 © Copyright  Copyright dosyasını okumak için burayı tıklayınız


1876 yılı Lamec-Saad İzmir planına baktığımızda,İzmirin özellikle kemer köprüsü sonrası alanların bağlık-ağaçlık ve tarım yapılan alanlar olduğunu görürüz. Buraları , tamamını karşılamamış olsa bile o zamanın İzmirinde yaşayanlarının sebze ve meyve ihtiyacını karşılamıştır. Sebze olarak nelerin tarımının yapıldığına ait vir beri yoktur ama, meyvelik alanların (planlarda ağaçlık alan olarak görülmektedir) içinde portakal , incir  ve de zeytin ağaçlarının olduğunu gezginlerin kitaplarından biliyoruz. Bu planda bağlar gösterilmiştir. Bazı bağlar içerisinde, kuyu, bazılarında sulama için kullanılması muhtemel havuzlar da belirtilmiş. Yine bazı bağlarda yapılar işaretlenmiş. Bu yapıların bağ evi olup olmadığı yazılı değildir. 


Burada bulunana bağlarda ne tür üzüm yetiştirildiğini bilmiyoruz. Tepecikte Müllere ait bir şarap fabrikası olduğuna göre, muhtemelen şaraplık üzüm de yetiştiriliyordu. Ayrıca, İngiliz belgelerinde, Müller tarafından Almanyadan İzmire asma çubuğu getirildiğini de biliyoruz. Belki de Müller  tüm bu bölgeyi, Almanyadan getirdiği çubuklardan oluşmuş bağlar yapmak istiyordu. Getirdiği çubukların Filoxera hasatlığını getirdiğini, sonuçta da bu bölgede bağlaraı harap olduğunu da biliyoruz.

O yıllarda ve Cumhuriyet öncesi yıllarda İzmir'den bilinen önemli şarap ihracatı olmadığını da biliyoruz. Bu durumda, eğer buraları şarap üretimi için gerekli olan üzümün yetiştirildiği bağlar ise, üretilen şaraplarda her halde İzmir içinde tüketilmiştir.

Tepecikte ( günümüzde Tepecik höyüğü olarak biliniyor ve halen var) bir şaraphanenin 1900 lü yıllarda var olduğunu biliyoruz. Bilmediğimiz, burada bir bağın olup olmadığıdır. Kişisel olarak, Filoxera bağ hastalığı salgını sonrası buralarda olan bağların harap olması nedeni ile, şarap için sıkılan üzüm suyunun buraya başka yerden getirildiğini düşünüyorum. 

Bilmediğimiz, o şarapların "markası" ve nerede yapıldıklarının tam olarak biliniyor olmamasıdır.  Belki de başka bağlardan toplanan şaraplık üzümler veya üzüm suları aşağıda fotoğrafta görülen develer ile şaraphaneye getiriliyordu. Bu binanın 1950 ortalarına kadar ayakta olduğunu biliyoruz. 



Fotoğraf: Tepecik höyüğünün olduğu yerde bulunan Müller e ait şirketin  binaları. Posta kartı 1900 yılında postaya verilmiş.


İlgili dosya

24 Mart 2022 Perşembe

Bornova Körfezinde gemi bakım yeri ve Darağaç

Bornova Körfezinde gemi bakım  yeri ve Darağaç

Telif hakları vardır. Telif hakları (COPYRIGHT) dosyasını okuyunuz 


Carenaggio nedir ?. Bu sözcük İtalyancadır. Kelime karşılığı " kuru havuz " , " kuru dok" olarak da tercüme edilebilir. Burası yelkenli gemilerin bakımlarının özellikle de gövdelerinin bakım  ve onarımlarının yapıldığı yerlerdir. (Fotoğraf 1) 



1854-1856 Luigi Storari tarafından çizilen İzmir planında bu yapı görülmektedir  (Plan 1). Yine bu yapıyı 1876 Lamec Saad tarafından çizilen İzmir planında (Plan 2) göremiyoruz. 

Bu yapı, 1834 Copeland  tarafından çizilen İzmir planında yoktur.  Belli ki bu yapı 1834 sonrası, 1854 öncesi yapılmıştır. 1854-1856 Luigi storari planına baktığımızda, bu yapının günümüz Yeşilderenin denize kavuştuğu ya da "Yeşildere deltası" dediğimiz  alanda olduğu görülmektedir.



Yıllar içerisinde hem körfezin hem de bu bölgenin coğrafi ve topografik  özellikleri Yeşil dere, Halkapınar deresi, Bornova deresinin getirdiği alüvyonlar ve kentin atıkları ile değişikliğe uğramış ve deniz-kıyı çizgisi değişmiştir. Buna rağmen 1856 Storari planında görülen bu yapıyı, 1876 yılı Lamec-Saad planında artık göremiyoruz. Bunun bir nedeni de belki deniz-kıyı çizgisinin  kara lehine gelişmiş olması da olabilir.  Var olan yapı, artık kara içinde kalmıştır. Buna rağmen Lamec-Saad planı üzerinde bu yapının  üzerinde muhtemel yerleşim yerini  işaretlemek mümkündür (Plan 2)



Bu bölge bildiğimiz gibi Darağaç olarak tanımlanmaktadır. 1834 R Copeland İzmir planında  Darağaç tanımı görülmektedir. 
Peki dar ağaç nedir ?. Aklınıza hemen idam sehpası gelmemeli. Bu amaç ile kullanılmış olmakla birlikte gemilerin denize indirilmesinde veya gemilerin bakıma alınacağı havuz ya da doklara indirilmesinde kullanılan bir vinçtir. Başlangıçta basit olan bu düzenekler, zaman içerisinde gelişmiştir. Darağaç tanımının, planda görülen gemi tamir ve bakım yeri nedeni ile ve burada kullanılan bu bir çeşit vinç olan " Darağacı" kökenli olması çok olasıdır. 
Peki dar ağaç nedir ? Aşağıda olan fotoğraflarda, ""darağacının " nasıl bir şey olduğunu görebilirsiniz. 











Fotoğrafların kaynağı: Tuncay Zorlu makalesidir.

Kaynaklar

1- Tuncay Zorlu. Osmanlı İstanbulunda deniz teknolojisi (18-19 yüzyıllar)

2- Yrd. Doç. Dr. Şenay ÖZDEMİR GÜMÜŞ., Osmanlı’da Gemilerin Denize İndirilmesi. Sosyal Bilimler 8/1 (2010) s.15-36

Osman Koçanaoğulları

Mart 2022