26 Kasım 2019 Salı

Kokluca (Altındağ) - İZMİR

Kokluca (Altındağ) - İZMİR




Daha önceleri Kokluca olarak adlandırılan burası, 1926 yılından itibaren Altındağ olarak bilinmektedir.....
Şimdi kısaca tarihine bir bakalım. 
1200 lü yıllarda, burada bulunan bir manastırın varlığı ve bu bölgeye de Koukoulos dendiği Bizans kaynaklarında yazılıdır ( yıl MS 1200ler) . Yerleşim olup olmadığını bilmiyoruz  (1). Sonra buraya Türkler yerleşir. Kaç yılında buraya yerleştiklerini, şu anda bilmiyoruz.
1768-1774 Osmanlı - Rus savaşından sonra buraya , Yunanistan-Mora yarımadası güneyinde bulunan Kythera adasından bazı yunan aileler göç eder ve yerleşir. Buraya gelen ailelerden en azından bir tanesinin Mora yarım adasından değil de Cesaria - Filistinden geldiğini biliyoruz (notları yazan kişi). Köy Türk ve Rumların birlikte yaşadığı bir köy durumuna gelir. Bu Rum yerleşiminden bir kaç sene sonra Türkler evlerini-mallarını Rumlara satarak buradan ayrılır ve günümüzde de var olan Işıklar köyünü kurarlar (1).  
Muhtemelen köyün adı hala Türk adlandırması olan Kokluca dır. 1830 yılında burası hala Kokluca olarak biliniyor (Anıların sahibi).
1922 İzmirin kurtuluşuna kadar da tamamen Rumların oturduğu bir köydür. ..Kokluca adı nereden geliyor.
Kokluca isminin nereden geldiği konusunda farklı düşünceler vardır. George Poulimenos, köyün adının Bizans döneminde kullanılan Koukoulos isminin değişikliğe uğrayarak Kokluca'ya dönüşmesi ya da kokulu anlamında Türkçe kökenli olduğunu söyler (1). 
Anılarını yazan kişi, 1802 yılında burada doğmuş ve 1820 lere kadar burada yaşamıştır. Köyün adının Kokluca olduğunu ve kökeninin de Türkçe olarak kokulu, güzel kokulu olarak Kokluca olduğunu ve bunu bir Türkten dinlenmiş olduğunu söyler.
1800  ilk çeyreğinde köyün durumu ve özellikleri:
Köy yayan olarak İzmir' e yaklaşık bir saatlik mesafededir. Köye araba ile gidilemez, arabaların gidebileceği bir yol yoktur. Anıların sahibi, burada Kervan köprüsünde de söz eder. Kervan köprüsünün büyük taş mermer bloklardan yapıldığını not eder.
Köy,  Karakaş  (Carakesh) ve Kalabar tepeleri arasında ki vadide yer alır. Kalabar kelimesi, " kale gibi " anlamındadır. Her iki kelimenin de Türkçedir. Kalabar daha yüksek bir tepedir.
Kalabar tepesi yüksek ve çok diktir.  Buraya çalı çırpı toplamaya giden kadınlar, çalı çırpıları demet haline getiri ve bu tepeden aşağı bıraktıklarında, çalı-çırpı tepenin dibine kadar kendiliğinden iner. Kalabar, bu kadar dik yamaçlıdır. Zirvesi çok geniş büyük bir kayadan yapılmıştır. Buradan İzmir, liman çok net ve güzel görünür. Karakaş daha alçak bir tepedir.
Köy, Kalabar tepesinin dibinde kurulmuştur. İzmir den gelindiğinde, hemen köy girişinde, sağ tarafta bir bağ vardır. Bir Fransıza aittir ve Fransız bağı olarak bilinir. Bağın biraz ötesinde, köyde yaşayan tek Türk olan bir ailenin evi vardır. Ev yüksek duvarlar ile çevrilidir ve kule gibidir. Kırmızı renklidir. Sahibi, İzmir de bir kahvehane işletmektedir ve çok zengin olduğu söylenmektedir.
Yol, köyün sonuna kadar gider. Köyde bir ikinci yol daha vardır.
Evler, duvarlar ile çevrili bir arazi üzerinde genellik ile iki katlı olarak yapılmıştır. Alt katları insanlar tarafından kullanılmamaktadır. Hemen tüm evler birbirlerine benzer, küçüktürler. Aşağıda bulunan fotoğraf ta evlerin bu özellikleri görülüyor



Kilise, anılarını yazan kişinin verdiği bilgiler doğrultusunda 1790 larda yapılmıştır. Köyün okulu olmadığından, ayni zamanda okul olarak kullanılmıştır. Okul muhtemelen 1820 lerde açılmıştır. Hem kilise hem de yeni açılan okulda kızlar ve erkekler bir arada ders görmektedirler.







Anıların sahibi, hem kilise hem de yeni yapılan okulda olan öğrenimi detaylı olarak anlatmış ve eğitimin de kalitesiz olduğunu yazmıştır.
Köyde 3 adet su kuyusu vardır. Kuyulardan bir tanesine, yaklaşık olarak 1800 lerde yapılan bir su kanalı ile çok uzak yerden su getirilmektedir. Su sıkıntıları yoktur.
Köyün geçim kaynağı; üzüm, zeytin, ipek böcekçiliği ve genel olarak tarım ile hayvancılıktır. Şarapçılık  gelişmiştir.

Burası, bizim tarihimizde üç noktada önemlidir.

1- İzmir işgalinde, Yunan ordusunun en büyük destekçisi olan bir köydür ve köyün erkekleri Yunan ordusuna katılmıştır. 
2- 1890 sonları-1900 başlarında, Rum eşkıyalar Türk köylerini basar ve halkı haraca bağlar. Bunlardan bir tanesi de Kokluca'lı Vasilidir. Kokluca'yı iyi bilen ve bir dönem köyde kundura tamirciliği de yapan Kamalı Zeybek Mustafa Efe, köydeki adamlarından aldığı istihbaratla Vasil'i Kokluca'daki evinde az adamıyla yakalar ve öldürür (2). Dönem İzmir'de , Kamil paşanın vali olduğu dönemdir.
3-Tüm İzmir de, ilk basılı yayın 1813 yılında burada olmuştur. Basılan gazetede daha çok reklamlar vardır(1)

Kaynaklar


Ana kaynak : Narrative of a greek soldier. Anectodes and occurences. Petros Mengous. 1830

1-George Poulimenos. Kişisel görüşme
2- Kamalı Zeybek Mustafa efe. 

25 Kasım 2019 Pazartesi

İzmir 9 Eylül Panayırı - Eski Fuar


İzmir 9 Eylül Panayırı - Eski Fuar 


Telif hakları vardır. Telif hakları (COPYRIGHT) dosyasını okuyunuz 


Burası ile ilgili olarak, çok geniş bilgiler, kitaplarda hatta internet üzerinde bulunmakta. Bunları burada tekrarlayacak değilim. Farklı bir şeyler yazacağım. Az bilinen belki de bilinmeyen bir şeylerden söz edeceğim. Swiss otel öncesi var olan Efes otelinin yapılışı, günümüz Swiss otele nasıl evrildiğinnden söz etmeyeceğim. 
Bu alan, daha eskilerde Emekli sandığına bağlı Efes oteli,  günümüz Swiss Otelin bulunduğu alandır. Bu alan 1922 yangını ile tamamen yanmış ve geriye de yangınla yok olmuş bir alan kalmıştır.
Bu alanın, ağaçlandırılma sonrası, İzmir panayırının açıldığı dönemlere ait bir kroki çizilmiştir. Buraya ait çok sayıda fotoğraf var. Ancak fotoğraflar hemen 1922 öncesi ve sonrasına aşt olduğundan Copyright hakları olabilir diye düşündüğümden sadece bir adet fotoğraf (Fotoğraf B) paylaşacağım. O fotoğrafın da copyright hakları da yok. yok.o fotoğrafları paylaşmayacağım. Bu fotoğrafların alınması üzerinden 120 yıl geçtikten sonra bu dosyada paylaşacağım. Günümüz durumunu da, oraya gittiğimde, güncel fotoğrafları çeker ve burada paylaşırım.
Şimdi gözünüzün önünde, günümüz Swiss otelinin olduğu alanı canlandırın. İzmirli olanlar ve belirli bir yaşın üzerinde olanlar burasının geçmişini bilirler.
İzmir'in 9 Eylül günü kurtuluşundan sonra bilinen o büyük İzmir yangını olur. Şehrin, Türk ve Yahudi bölgeleri hariç, hemen geri kalan her yanar ve yok olur. Yanan bu yerler Frenk, Rum ve Ermeni bölgesidir. Burası uzun süre yangınlık olarak kalacak bir bölgedir.
Bu yangınlık alanında, günümüz Atatürk heykelinin bulunduğu alanın arkasında, düzenleme yapılır ve burası İzmir 9 Eylül panayırı olmak üzere hazırlanır. Günümüzde bu alanda eski Büyük Efes otelinin devamı olan Swiss otel bulunmaktadır. (Fotoğraf B)




İzmir'de yaşayanların eski fuar olarak tanımladığı fuar aslında 9 Eylül panayırıdır. 1923 yılında toplanan İzmir iktisat kongresi sonrası İzmir'de bir panayır açılması kararlaştırılmış, bu panayır ilk yıllar Mithatpaşa sanat enstitüsünde açılmış daha sonra da buraya taşınmış. Burada Kültürpark olarak bildiğimiz yıllarca İzmir Enternasyonal fuarının açıldığı 1936 yılına kadar panayır olarak burada açılmış. 
9 Eylül panayırı olduğu dönemlerde, 1933 yılında bu alanda bir Panayır gazinosu da yapılır. Panayır buradan taşındıktan sonra bu gazino evlendirme dairesi olarak kullanılmıştır. 

Panayır, İzmir Kültürpark alanına taşındıktan sonra, bu alan uzun süre boş kalır. Sadece Evlendirme dairesi işlev görür. Kültürpark alanında yeni evlendirme daire ve salonu açılınca, burası da işlevini kaybeder. 
Boş olan bu alanda 1957 yılında büyük Efes oteli inşaatı başlar ve 1964 yılı Mart ayında inşaat biter ve otel açılır.









Osman Koçanaoğulları
İzmir


Kervan (Kemer, Karavan) köprüsü - İzmir



Kervan (Kemer, Karavan) köprüsü - İzmir


Telif hakları vardır. Telif hakları (COPYRIGHT) dosyasını okuyunuz 


Batılıların adlandırması ile Kervan  (Caravan) köprüsü ya da bizim bildiğimiz adı ile Kemer köprüsü.
Köprü, batılıların yanlış bir şekilde " Meles " olarak adlandırdıkları, bizim ise " Yeşildere "    olarak bildiği ve tanımladığımız dere üzerinde bulunmaktadır. Bulunduğu yer Basmaneden Tepecik (yeni adı ile Yenişehir) semtine doğru giden yol üzerindedir.


İster İzmir'de yaşayalım ister dışarıdan gelmiş olalım, üzerinden defalarca geçtiğimiz bir yer.
Her ne kadar, dünyanın en eski köprüsü olarak tanımlanmış olsa da bu konuda elimizde kesin bir bilgi yok. Bildiğimiz, dünyanın en eski köprülerinden biri  olduğudur. Antik çağlardan beri var olan bir köprüdür. Antik çağlardan itibaren de bir çok defalar onarım görmüştür. 1970 li yıllardan itibaren artan araç trafiği nedeni ile üzerinden geçen yolun genişletilmesi ve yanına ilave köprü ve yol yapılması nedeni ile özgünlüğünü kaybetmiştir. Buna rağmen, antik çağlardan beri var olan ve bir çok kez  onarım görmüş bu köprünün antik dönem  bölümü halen vardır. 

Buraya olasılıkla yapısını kemerli olması nedeni ile " Kemer köprüsü adı verilmiştir. Bu adlandırmanın çok eskilerden kalma olduğunu da biliyoruz ancak tan tarih olarak bilmiyoruz. Burası ile ilk anım, köprünün neden Kemer köprüsü adını aldığı ile ilgilidir. Buraya " Kemer köprüsü " adının, köprünün kemerli yapısı nedeni ile verildiğini 8 yaşlarında iken öğrendim.. Semt adı olan "kemer" adının da bu köprü nedeni ile verildiğini de öğrenmiştim.

Ne zamandan beri "kemer köprüsü " denmekte, bir kayıt yok. Belki de Türkler buraya hep kemer köprüsü dediler. Levantenler, yerel Rum ve Ermeniler ise burayı " kervan ya da karavan köprüsü " olarak tanımlamışlar. Bu isimlendirme, İzmir'e gelen ve İzmir'den giden ticari mal taşıyan deve kervanlarından kaynaklanmıştır. Bu bölgeyi gezmeye gelenlerin en önemli ziyaret yeri olmuş ve gezginlere yönelik olarak hazırlanmış el kitaplarında da adı hep geçmiştir. 




Burada, günümüze erişemeyen, derenin hem doğu (Tepecik- yeni adı ile Yenişehir) hemde batı yönünde (Basmaneye doğru) çok geniş mezarlık alanları vardı. Muhtemelen 1940 lı yıllarda kaldırılmıştır. Burada oturan yerleşiklerin verdikleri bilgi bu doğrultuda dır. Günümüzde artık mezarlıklara ait hiç bir kalıntı yoktur. Bu mezarlıklarda temelde Müslüman mezarlıklarıdır ancak ayni zamanda Hristiyan mezarlığının da olduğunu biliyoruz. Tüklerin İzmir'e yerleştiği önemlerde daha küçük alanı kaplayan mezarlık, yıllar içerisinde büyümüş, köprünün ve Yeşildere' nin her iki tarafına doğru genişlemiştir ( Harita ).


Köprünün en büyük özelliği, İzmir'i iç Ege, Kuzey ege bölgesine  ve Anadolu hatta İrana' a bağlayan yol  olmasıdır. Bu özellik antik çağlardan beri vardır. Her ne kadar St.John' un Efes'e giderken geldiği İzmir' e bu köprü yolu ile girdiği söylenmekte ise de yazılı bir belge yoktur..Hem insan ve hem de deve kervanlarının kullandığı bir yoldur.  20 yy başlarına kadar bu işlevi sürdürmüştür. Burası, bu nedenle de, Osmanlı döneminde  bir kara gümrüğü kapısı olarak kullanılmıştır.
Anadolu'nun içlerinden hatta İran'dan gelen mallar, deve kervanları ile  buradan geçerek İzmir'e girer. Yine, İzmir'den, Anadolu'nun içlerine kadar gönderilecek olan mallar da bu köprüden deve kervanları ile geçer. Köprüyü yaya olarak geçenlerden geçiş ücreti alınmamaktadır. Şehir içine giren ya da şehirden iç kesimlere gönderilen, eşekler üzerinde bulunan sebze ve meyve yüklerinden bile geçiş ücreti alınmaktadır. Deve kervanları buradan geçerken, taşıdıkları yükün değeri üzerinden bir geçiş ücreti öderler. Mal ne kadar değerli ise o kadar çok geçiş ücreti ödenmektedir. Bir gezgin, İzmir'den iç bölgelere geçerken valizlerinin arandığını ve bir ücret ödendiğini anlatır. 

Gelen kervanlar, genellik ile burada dinlenirler. Padişah fermanı ile, geçiş ücretinin alınması ve yük develerinin burada dere kenarında dinlenmesi, develerin karınlarının doyurulması,bir gezgin tarafından anlatılmıştır. 

Köprü ve çevresinin bir başka özelliği de burasının bir mesire yeri olmasıdır. Bu eğlence günlerinde İzmir'de yaşayan tüm etnik gurupların bir toplantı yeri olmuş. Bu eğlence günlerinde çok fazla Türk olmadığını yine gezgin notlarından öğreniyoruz. (2,3) . Toplananların çoğunlukla Rum olduklarını az da olsa Ermenilerin de buraya geldiklerini gezgin notlarından öğreniyoruz. Levantenler ise, buraya sadece, gösterişli ve moda kıyafetleri içinde gelip burada olan eğlenceyi izlemişler ancak bu toplantı ve eğlencelere katılmamışlardır. Yine gezginler, burada toplananların ulusal özellikler taşıyan renkli giysilerini kıyafetlerini, yemeleri ve içmelerini anlatırlar. Köprü civarında ve Yeşildere' nin her iki tarafında meyve bahçelerinin olduğu yine gezginler anlatmaktadır.  Günlük çalışmanın ardından buraya gelen Türkler de burada bulunan kahvehanelerde kahve içip, tütün (çubuk) kullanıp sohbet ettiklerini biliyoruz.

Bu notlarda, köprünün altından akan suyun sıcak yaz günleri çok azaldığını buna karşın yağışlı mevsimlerde çok arttığını yazmışlar. Bir gezgin, dere debisinin azaldığı yaz aylarında, halkın halıcılıkta kullanılan yünlerini derenin suyunda yıkadıklarını ve yünleri kuruması için çalılıklara astıklarını anlatır. Yine burada, derenin kıyısında, gezgin el kitaplarına geçmiş bir kahvehanenin, Aziziye Kahvehanesinin olduğunu ve  Türklerin buraya, iş sonrası gelip dinlendikleri, kahve içtiklerini biliyoruz. Sultan Abdül -  Aziz'in burasının geliştirilmesi için yardımcı olduğununu da biliyoruz. Bu ziyaret sonrası bu bölge Aziziye olarak adlandırılmıştır. 



Gravürler ve Fotoğraflar eşliğinde bir gezi




Sırtımız denize dönük. Kadifekale ve köprüye bakıyoruz. Fotoğrafın bise göre sağ tarafı basmane, sol tarafı ise tepecik yönüdür.



































KAYNAKLAR
1- Patmos, and the Seven Churches of Asia: Together with Places in the Vicinity ...Yazar: Josiah Brewer ve John Warner Barber. 1851
2- Handbook for travellers in Turkey.including  Constantinople. John Murray 1878
3- A Journal Written During an Excursion in Asia MinorYazar: Sir Charles Fellows. 1838

Osman Koçanaoğulları
İzmir

İzmir İç limanı ve Kemeraltı bölgesinin oluşumu


İzmir İç limanı ve Kemeraltı bölgesinin oluşumu



Günümüzde, alış veriş ya da gezme amacı ile arşınladığımız, Kemeraltı olarak tanımlanan yerin acaba geçmişi nasıldı?
Kabaca tanımlamak gerekir ise, günümüz Hisar camisinin biraz batısından (günümüzde olmayan ok kalesinin önünden başlayan ve yay çizen bir iç limandı.
İzmir iç limanı, antik çağdan beri bilinen bir liman. İzmir bu liman çevresinde günümüzde Kadifekale olarak bilinen antik dönem adı ile Pagos dağı eteklerinde kurulmuş bir şehir.
Antik dönemden beri var olan bu limana ne oldu. Nasıl bir gelişme yaşandı ?
Bu iç limanın antik çağlarda, karaya ne kadar sokulduğu hakkında kesin bir bilgi yok. Benim kişisel düşüncem, iç limanın kara tarafında Agora kalıntılarının olduğu yere kadar uzanıyor olduğudur.

Günümüzde, alış veriş ya da gezme amacı ile arşınladığımız, Kemeraltı olarak tanımlanan yerin acaba geçmişi nasıldı?
Kabaca tanımlamak gerekir ise, günümüz Hisar camisinin biraz batısından (günümüzde olmayan ok kalesinin önünden başlayan ve yay çizen bir iç limandı.
İzmir iç limanı, antik çağdan beri bilinen bir liman. İzmir bu liman çevresinde günümüzde Kadifekale olarak bilinen antik dönem adı ile Pagos dağı eteklerinde kurulmuş bir şehir.
Antik dönemden beri var olan bu limana ne oldu. Nasıl bir gelişme yaşandı ?
Bu iç limanın antik çağlarda, karaya ne kadar sokulduğu hakkında kesin bir bilgi yok. Benim kişisel düşüncem, iç limanın kara tarafında Agora kalıntılarının olduğu yere kadar uzanıyor olduğudur.
Günümüz Eşref paşa caddesinin Mezarlıkbaşı çıkışında, caddeye bakan devasa bir yapı var. Her ne kadar eklentiler yapılmış olsa da burada büyük bir kapı izi var. Bu yapının arka tarafında Roma hamamı olduğu ortaya çıkarıldı. Caddeye bakan tarafta, bu yapının ön kısmında büyük taş bloklar ile oluşturulmuş bir yüksek bölüm var. Bana göre burası, İzmir iç limanının şehir hududunda bulunan liman girişi. Bu kapı, antik İzmir'in deniz tarafı kapısı. Bunun belgesi yok ama, mantık bu düşüncemi destekler.  Bu yükseltinin ön kısmından ve derinden alınacak olan toprak örnekleri de bunu destekler diye düşünüyorum.

Teorimin kroki ve uydu görüntü üzerinde olan yerleşimini gösteren fotoğraf aşağıdadır.






Yazılı belge olarak elimizde Piri Reis'in Kitab-ı bahriye (1521) adlı kitabı var. Bu kitapta iç limanı anlatmış. Limanın çevresinin 1.5 mil olduğunu belirtmiş. İlk geldiğinde, iç limana büyük tekneler (hem ticaret hem de savaş gemisi olarak kullanılan Barça tipi gemi) ile girebildiğini ancak daha sonra geldiğinde içeri bu büyük tekneler ile giremediğini ve iç limanın dolmaya başladığını yazar. Kısa sürede iç liman dolmaya başlamış. Nedenini bilmiyoruz. Bunun, bu kadar süre içerisinde sadece yağmurlar ile gelen molozlar tarafından oluşması da pek mümkün değildir.
Aşağıda bulunan harita Piri reis çizimidir. Siyah çember Kadifekaleyi, kırmızı çember İç limanı göstermektedir.





1742 yılında, yerel yetkililere yapılan şikayetlerde iç limanın doldurulduğu görülmektedir. Bu şikayetlerde daha önce gemilerin girip çıktığı iç limanın doldurulduğu ve nedenleri açık bir şekilde yazıldır. Doldurulan bu yerlerde de yeni dükkanların, boyahanelerin ve mısır çarşısının  inşa edildiği yazılmıştır. Burada sorulması gereken, iç limanın ne ile doldurulduğudur. (1)

Pococke 1745 yılında, iç limandan söz eder ve kayıkların buraya girdiğinden söz eder. O da büyük gemilerden söz etmez (2)

1780 tarihli haritada liman yoktur, yerinde sazlık ve bataklık alan vardır. Liman olarak kullanılmamaktadır.



1836-1837 Graves haritasında ise eski limanın olduğu yer artık iskan edilmiş haldedir. Bu yıllarda, aşırı yağmur yağdığında bu alanın su ile dolduğunu da biliyoruz. Günümüz Anafartalar caddesi muhtemelen doldurulmadan önceki liman kıyı şeridi idi.






1- Şaban Bayrak. Perspective on Ottoman studies from the 18 th smyposium . 2. cilt 2010. sayfa 608

3- A description of the east and somae other countries. Vol II, PartII. Richard Pococke. MDCCXLV. 1745

Osman Koçanaoğulları

19 Kasım 2019 Salı

İzmir iç limanı nereye kadar uzanıyor idi

İzmir iç limanı nereye kadar uzanıyor idi


Telif hakları vardır. Telif hakları (COPYRIGHT) dosyasını okuyunuz 


İzmir iç limanı, antik dönemden beri bilinen bir yer. Piri reis İzmir'e ilk geldiğinde , iç limana gemilerinin rahat bir şekilde girebildiğini, ama daha sonra geldiğinde ise, limana girişte, gemilerinin alt kısımlarının denizin sığ hale gelmiş olması nedeni ile eskisi gibi kolaylıkla limana giremediğini yazmış. Harita çizimini de Kitab-ı bahriyede yapmış. Yıl 1519.

İç liman dolmaya, o tarihler de başlamış. Piri Reis İzmir haritası. 1519. Kırmızı çember İç liman, Siyah çember Kadifekale. İç liman henüz dolmamış.



Barbie du Bocage İzmir planı. 1790
Siyah daire içinde ki alan, dolmaya başlayan İzmir iç limanı




Thomas Graves 1836-1837 İzmir planı



Yaklaşık 300 sene içinde liman bu hale gelmiş.
Yazacaklarım sadece bir teori ama, mantık açısından hata yok.
Limanın doluşu, açılış yerinde olan sığlıkların belirgin hale gelmesi ile başlamış olmalı. Piri Reis bunu not etmiş.
İç limana gelen bilinen bir akarsu yok. Muhtemelen, yağışlar sonrası Kadifekale ve güneyde şehri çevreleyen  tepelerden (Değirmen dağı) gelen moloz, topraklar nedeni ile iç liman dolmaya başlamış olmalı.
Günümüz Anafartalar caddesinin (Kemeraltı), iç limanı çevreleyen bir yerleşimde bulunduğunu biliyoruz.
bu
Şimdi günümüz durumuna bir bakalım.



(a) ile (b) arası doluyor. Peki, bu kadar büyük bir alan doluyor ise, Kadifekaleden gelecek topraklara direkt maruz kalan (c) ile (d) arası neden  dolmasın. Belki de iç liman Antik dönemde, Agoraya kadar geliyordu. Günümüzde Eşrefpaşa caddesine bakan kocaman kemerli yapı, acaba, İzmir'in liman girişi kapısı mıdır ?. Buradan alınacak toprak örnekleri durumu açıklayabilir.

Aşağıda olan fotoğraf, Mezarlıkbaşından başlayan Eşref paşa caddesi (halkımız İkiçeşmelik olarak tanımlar) yokuşun çıkışıdır. Burada bir tanesi (b) açık olan diğeri de taş ile örülerek kapatılmış  olan ve sadece kapının izleri görülen (a) bir kapıdır. Bu kapılar belkide rıhtıma açılıyordu. ,









Bunlar, sadece benim düşüncelerim Neden olmasın



Osman Koçanaoğulları

13 Kasım 2019 Çarşamba

Mithatpaşa sanat okulu, Askeri hastane ve karantina - İzmir

Mithatpaşa sanat okulu, Askeri hastane ve Karantina - İzmir


Telif hakları vardırCOPYRIGHT dosyasını okuyunuz.......


Yazının konusu bu üç kuruluşun zaman içinde olan yolculuğudur. Bu yazıda tarih dersi anlatılmamaktadır. Anlatılan, bu alan bir zamanlar ne idi, zaman içinde ne hale geldiğidir. Aşağıda bu alanın güncel uzay görüntüsü bulunmaktadır.




ASKERİ HASTANE
İzmirde ilk askeri hastane, Sarı kışlanın inşası sırasında " her kışlaya bir hastane " düşüncesi ile gündeme gelmiştir. O dönem, zemin yapısının kötü olması (Sarı kışlanın zemini de kötüdür) nedeni ile hastan inşaatı yapılmaz. Bunun yerine ver olan bir bina aranır. Bulunan binanın " Sarı kışla' ya çok da uzak olmadığı ve Fes Nazırı Katipzade Mustafa Efendiye ait bir tuzhane olduğunu biliyoruz. Ancak tam olarak, binanın bulunduğu yeri bilmiyoruz.  Sadece, Sarı kışlanın yapılacağı alanda bir adet tuzhane olduğunu biliyoruz. (H. İ. Alpaslan., E. A. Gülenç). Didem Akyol Altun  bu binanın, şu anda Karantina semtinde Mithat paşa sanat enstitüsüne bitişik olan ve günümüzde askeri binaların (içinde eski hastane binası da var) bulunduğu yerde olduğu ihtimalinden söz etmiştir. Ancak, burada açılan asker hastanesinin Katipzade konağında açıldığı yazılmıştır. Karantinada  bir tuzhanenin varlığından da söz edilmediği için, ilk asker hastanesinin burada açılmış olma ihtimali çok azdır. 


ÇİZİM 1
1800 başlarında bu alan acaba nasıl bir yerdi ?.  
Burası " Zeytinlik " adı verilen ovaya açılan yoldadır (İzmir Fransız konsolosu notu. Pelin Böke)
Alanın denize bakan tarafında olan yol, Urlaya giden yoldur.  Günümüz Üçkuyular, Göztepe, Balçova bölgelerinin  1800 lü yıllarda İncir, Zeytin ve meşe ağaçları ile dolu olduğu bilinmektedir.
Burası, 1800 ortalarında, burası ile ilgili bilgilerden öğrendiklerimiz;
1- Deniz kenarında, havadar olan bir alandır.
2- Alanın arka tarafı kayalık bir yükseltidir. Yağışlı havalarda  su baskınları olmaktadır.
3- Farklı kaynaklarda temiz su konusunda farklı notlar vardır.  Bazı yazarlar temiz su vardır derken başkası yoktur demektedir.
İşin İlginç yanı, yazılanlarda, "günümüz Karantina deresinden " söz edilmemiştir. Yine,  derenin üzerinden geçilmesi gereken bir köprüden de söz edilmemiştir. Muhtemelen, dere,  tonozlu olan bir yapı ile denize ulaşmaktadır ve üzeri de toprak ile örtülüdür. Burayı, o yıllarda geçen kişilerin dereyi görmemiş olmaları, buradan yaz aylarında geçmiş olduklarını gösterir.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Çizim 2

William Knight, 1838 yılında, Günümüz Konak bölgesinden çıkıp Urlaya doğru giderken, Mezbahadan ( o yıllarda mezbaha Karataştadır) ve arkasından hastaneden söz eder. Burada sadece bir hastane vardır, o da günümüze dek ulaşan, bina yapısı farklı olan asker hastanesidir. Asker hastanesinin burada var olduğu söylenen Katipzade konağında açıldığı yazılmıştır.


---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Çizim 3

1840 yılına kadar bu hastane ile ilgili, şu anda elimizde başka bir bilgi yoktur. 29 Nisan 1845 yılında İzmir Fransız konsolosu, 1840 yılında kurulan karantinanın burada var olan ve eskiden askeri hastane olarak kullanılan binada açıldığını binanın çok yıpranmış ve yetersiz olduğundan söz eder. Yer, Zeytinlik denen ovaya giriş olarak tanımlanır. Demek ki o tarihlerde, bu alandan sonra  giderek düzleşen arazi "zeytinlik" olarak biliniyormuş (Bkz. Pelin Böke).


------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

ÇİZİM 4



Yabancı konsoloslar, karantina binasının çok eski olduğunu, yeterli sayıda yatağa sahip olmadığını raporlar olarak yazarlar. Hatta alanın çok dar olduğundan ve yeni bir karantina binası yapılması gerektiğini de yazarlar.  Bu yıllar içinde, fazla gemi geldiğinde ve karantina da gerektiğinde, karantinaya alınan kişilerin yatak bulmaları zor olmaktadır. Bazıları  bahçede bulunan barakalarda hatta çadırlarda da kalmaktadırlar.
Bunun üzerine bu alan içerisinde yeni karantina binası inşatı başlar  ve karantina binası 1846 yılında açılır. 1848 yılında çıkan yangında yeni yapılan karantina binası ciddi hasra görürü, hastane binası da zarar görürü. Her iki binanın yeniden yapılması düşünülür ama günün şartları nedeni ile tamir edilirler ve hastane  ,le karantina olarak hizmet verilmeye devam edilir. (Fotoğrafta görülen bina, ilk yapılan karantina binasının (1846), yangın sonrası tamir edilmiş halini göstermektedir. (Fotoğraf 1).
G. Rollestone 1854 yılında, İzmirde ayni zamanda karantina binası olarak ta kullanılan ve 60 yataklı olan Türk Askeri hastanesinden söz eder. Söz ettiği hastane ve karantina binaları bunlardır.
G. Rolleston dan bir sene sonra Martha Nicol karantina binasını ve işlevini yazar , asker hastanesinden söz etmez. Söz etmemesi normaldir, Martha Nicole Sarı kışlada o yıl içinde açılan ve Kırım harbinde yaralanan, hastalanan İngiliz askerlerinin gönüllü hemşiresidirç İngilizler burayı bir karantina binası olarak kullanmışlardır (muhtemelen aske hastanesinden söz etmektedir. Sarı kışlada, ağır yaralı hasta yoktur, İngilizler Karantinada olan bu yapıları (hastane) daha çok bir nekehat dönemi yataklı kuruluşu olarak kullanmışlardır.


-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

ÇİZİM 5

Karantina, Urlaya (günümüz Karantina adasına 1865 yılında taşınır. Karantina teşkilatına ait bina boşalmıştır. Bina oldukça eskimiş ve de yıpranmıştır. Asker hastanesi faaliyete devam etmektedir.



-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

ÇİZİM 6





-------------------------------------------------------------------------------------------------------

Çizim 7

1881 yılında günümüz Mithatpaşa teknik ve endüstri Anadolu lisesi bina inşaatı biter, öğrenci yokluğu nedeni ile okul açılamaz. Yaklaşık 10 sene kadar boş olarak kalır. Tamirat ve tadilatlar sonucu 1892 yılında eğitim başlar.
1885 yılında inşaatı başlanan cami, 1891 yılında ibadete açılır.
Eski hastane binası 1887 de yıkılır ve yeni askeri hastane 1891 yılında " Hamidiye askeri hastanesi " olarak açılır. (Bkz. D. A. Altun) 1887-1892 arasını tam olarak bilmemekle birlikte, askeri hastane olarak boşaltılmış olan ıslah hanenin birinci katında , daha sonra da 2. ci katında görevini sürdürmüştür.





Askeri karakol binası


-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

ÇİZİM 8





Aşağıda belge özelliğinde bit fotoğraf var. Fotoğrafın üzerine yazılmış notlar da görülüyor. Bu notlarda;

1- Padişahın yardımları ile devam eden cami yapımı yazılı. Bu cami, 1891 da ibadete açılacak olan günümüz Hamidiye camisidir
2- Sekiz sene önce yapılmış olan Sultani mektebi,
3- Eski karantina binası olup, mektebi-sanayi ' ye devredilen ahşap ve harap bina
yazmaktadır (Tercüme, Dr. Erkan Serçe tarafından Küllerinden doğan şehir İzmir gurubunda paylaşılmıştır).





Aşağıda ki  fotoğraf muhtemelen hastanenin açılış gününe aittir.



Aşağıda bulunan fotoğraf hastanenin 1900 lü yılların başına ait görünümüdür





Yeni yapılan hastane binası, eski hastane binasından ve eski karantina binasından daha büyük bir alanı kaplamaktadır. Bu neden ile eski karantina binasının yıkımı da olmuştur. Günümüz de var olan okulun, yan tarafında bulunan ve okuldan daha küçük binanın ne zaman yapıldığına ait kesin bir bilgi bulamadım. Muhtemelen askeri hastane yapımı sırasında yapılmıştır

1918İzmir işgal edilir.  Hastaneye Yunanlılar el koyar.

1922Hastane tekrar açılır. 
1945 ve 1949 yıllarında hastaneye  yeni bölümler eklenir.
1971= Hatay semtinde yeni yapılmış olan hastane binasına nakil edilir.

1971 sonrası

Bir ara askerlik şubesi, daha sonra askeriye levazım binaları olarak kullanılır. Günümüzde MSB inşaat ve emlak bölge müdürlüğü olarak kullanılmaktadır. Bu binalar kompleksi içinde, her halde, hala 1892 yılından kalma binalar bulunmaktadır. Restorasyonu devam etmektedir. ETMEKTEDİR

KAYNAKLAR

1- Cumhuriyet Öncesi Dönemde İzmir Hastanelerinin Mekânsal Gelişimi
Didem Akyol Altun. Tarih İncelemeleri Dergisi. XXIX / 2, 2014, 405-443
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/58909
2- KARANTINA ÇTTAD, VIII/18-19, (2009/Bahar-Güz), s.s.137-159
İZMİR KARANTİNA TEŞKİLATININ KURULUŞUVE FAALİYETLERİ (1840-1900)
Pelin BÖKE
3- İZMİR SARIKIŞLA’NIN İNŞA EVRELERİH. İbrahim ALPASLAN
 http://tubaked.tuba.gov.tr/index.php/tubaked/article/view/430
DOI: http://dx.doi.org/10.22520/tubaked.2019.19.002
tubaked.tuba.gov.tr › index.php › tubaked › article › view
4- Martha NİCOL
Ismeer; or Smyrna and its British Hospital in 1855. By a lady 1856
5- G. Rollestone. Report on Smyrna. 1855. sayfa 71 
6- Willima knight. Oriental outlines or of a tour in Turkey, Greece and Tuscany. in 1838. sayfa 237
7-  Yaşar Ürük. İzmir'de vezir ve paşa adları. http://www.kentyasam.com/izmirde-vezir-ve-pasa-adlari-yhbrdty-4042.html 
8- Mehmet Tinal. İzmir mektebi-idadi'si. Sayfa 350. Atatürk ilkeleri. Dokuz Eylül üniversitesi
https://ataturkilkeleri.deu.edu.tr/pdf/dergi8/c3_s8_melih_tinal.pdf
9- Mehmet Zeki Pakalın -  Sicilli-Osmani 2008 
NURİ BEY (MEHMET NURİ BEY, ŞATANOF) [3249] Fransa'dan muallim olarak getirilen zabitlerden olup Türkiye ... İstanbul'a dönünce gurre-i Receb 1300 (1883)'de, 2500 kuruş maaşla, Aydın (İzmir) vilayeti ziraat müfettişliğine tayin olundu.
10- William Cochran. Pen and pencil in Asia minor or notes from Levant. 1888
11- İzmir-Konak Mithatpaşa Mesleki ve teknik Anadolu lisesi
http://mithatpasaeml.meb.k12.tr/icerikler/tarihce_533917.html

Osman Koçanaoğulları





https://www.izmirromatoloji.com/



31 Ekim 2019 Perşembe

Konak meydanı (Atatürk meydanı)- İZMİR 1838

Telif hakları vardırCOPYRIGHT dosyasını okuyunuz.......


Burası günümüz Atatürk meydanı. Hani İzmir saat kulesinin bulunduğu ve halkın henüz alışmadığı ismi ile " Atatürk meydanı"
18 ve 19 yüzyılda İzmir ve batı Anadolu, batılı gezginlerin çok ilgi duydukları ve gezdikleri yerlerdir. Aşağıda ki çizim; İzmir ve civarını gezen ve bunları kitaplaştıran gezgin William Knight'ın anılarından yola çıkarak, burası ile ilgi anlattıklarını 1836-1837 yılında Thomas Graves isimli kartografın haritası üzerinde yaptığım işaretlemeleri göstermektedir.

Gezgin, Frenk caddesini geçtikten bir müddet sonra İzmir kadılık binası (Kadı rezidansı) önünden geçer. Buraya daha sonraları, soruşturma ve bilgi almak için bir kaç kez çağrılacaktır.  Daha sonra  büyük ve kare şeklinde bir alana gelir. Anlattıkları burası ile ilgilidir. Günümüzde var olan İzmir Vilayet konağını başlangıç noktası olarak alınması durumunda yukarıda bulunan çizime daha kolay uyum sağlanabilir. 



(a):Mütesellim konağı. Çizimde Governor's office olarak yazılmıştır. Gezginin geldiği yıllarda, devlet ve belediye işlerine bakan, vergi toplayan kişiler "Mütesellim " olarak tanımlanır. İzmir o yıllarda vilayet olmayıp, Aydın vilayetine bağlı olduğundan, İzmir'de vali yoktur, Burası, bu işlerin yürütüldüğü, Mütesellimin görev yaptığı yerdir. Daha ileri ki yıllarda, İzmir vilayet olunca, burası hükumet konağı olacaktır. 
(b), Sarıkışla dır. Günümüzde yoktur. Haritada " parade olarak yazılan alan, talim bölgesidir. Gezgin geldiğinde, kışlaya yakın bölümü talim için kullanılmakta, diğer bölüm ise boş olarak durmaktadır. 
(c): Gezgin, burayı " rakı imalathanesi olarak belirtmiş, çeşitli rakı yapım işlerini de anlatmıştır. Tam bir yer tanımı yoktur ama saraya çok yakın yer diye bir tanımlama vardır. 
(d): Gezginin geldiği tarihte İzmir mütesellimi Hüseyin bey dir. Üç yıllık görevi sonrası, görevinden ayrılır ve Padişah kendisine bu konağı hediye eder. Yer olarak, haritada (a) harfi ile işaretlenen alana yakın olarak tanımlanır. Tam ve kesin bir yer tanımlaması yoktur. 
(e): Mezarlık. 
f): Küçük bir kahvehanedir. Kayıkçıların çay içtiği yerdir.  .
(g): Bahri baba yatırı. Gezgin isim belirtmemiş ama biliyoruz. Mübarek kişi olduğuna inanılan bu kişinin mezarı ziyaret edilir, dualar okunur ve bez parçaları bağlanırmış. Cuma günleri, bir kandil (ya da mum) yakılırmış. 
(h): Topçu bataryaları. Mütesellim konağı dediğimiz yerin arkalarında alçak çatılı evler vardır.

Osman Koçanaoğulları  
31 Ekim 2019